26 Eylül 2015 Cumartesi

Bu varlık olmuş aşk körü.
Bulursa sende bir piç dölü,
Sende, bende, iki ayrı ölü.

Yoksa sende, benden başka biri,
Bulaşmasın eline, bir kahpe kiri.
Vuslatta bulsun, iki ayrı diri.

Vukuda, iki beden birbirini sara.
Olursa birimizde, nahoş bir kara,
O zaman düşelim, iki cihanda dara...

26.Eylül.2015
Cumartesi
05.39
İZMİR



29 Ağustos 2015 Cumartesi

Sanırım geldi.
Evet gelmiş. 
Bayraklar asılır, yüzler güler, gözler dolar, yürekler buruk ama gururlu bir şekilde başları dikeltir ve 'hey gidi atalarım siz rahat uyuyun çünkü biz varız' dercesine kalkar ve al bayrağa bakar sonra şöyle bir mahalleye bakar ve selamını komşularına verir. Çayını yudumlar, haberleri izler.
Ey insan oğlu hep yazarken iyimseriz de ya o izlerken okunan, dinlediğin haber metinleri neden yazılarken iyimser değil şehit, deprem, açlık, yoksulluk,rant rant rant ve yine RANT!
Sanırım geldi.
Evet gelmiş.
Geldi Zafer Bayramımız ama ne!
Bayram kutlaması gülmek, eğlenmek değil onca cihan devleti karşısında tek başına yüreğinde ki vatan aşkıyla başkalarının rantları için değil gelecek olan nesli için zorunlu olduğu için şehit düşen atalarını anmak, gururlanmak için var. 
İşte geldi.
Evet Gelmiş. 
Nice eve kor kor düşen şehit ateşleri de geldi.
Sen deme hiç 30 Ağustos Zafer Bayramı bayrağımızı asarken, sakın deme 'atam sen rahat uyu varız diye' çünkü sende 'uyuyorsun'.
Hadi yeter, yeter artık fark edin geçmişten ders alın savaş ölüm, savaş yitip giden 20'li yaşlarında gençler.
Ben yazarken süzülen yaşlarıma engel olamazken siz ey insanlar ne olur rantları için kapışanlara prim vermeyin ve Zafer Bayramımızı kutlarken bir daha düşünün uyumamayı düşünün, yaşamı düşünün...
Daha nice gençlerin daha nice 30 Ağustos kutlamalarını göreceğini düşünün.
Düşününün, düşünelim.

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN...


Öncelikle kocaman merhabalar.

Sadece” size merhabalar.

Dile, dine, cinsiyete, renge ve daha ayrımcılığı körükleyen, ayrımlar kavramına değil, sadece size merhabalar. Yani insanlığa. Yani canlıya, yani yaşayan ve yaşamayı hak eden her şeye kocaman merhabalar.

Şöyle bir çevremize baksak, sözlükleri açsak, kötü diye tabir edilen nice kavramın silindiği, hiç tanımlanmadığını görsek. Misal savaş, misal ayrımcılık, misal cinayet, katil, terörist, sapık, zanlı, politikacı ve daha nice kötü diye tabi edilen kavram olmasa…

Ne yaşanası, ne yeşil bir dünya olur değil mi?

Her yer rengarenk, her yer canlı her yer saygılı olur değil mi?
Ama en önemlisi her yer insan gibi insan olur değil mi?
Aslında bu o kadar da zor değil nasıl tanımları insanlar yazdıysa yine tanımları tarihten kazımakta insana hastır. 

Eğer gökkuşağında mavi kadar pembe varsa bu dünyada da bizce iyi insanlar vardır.
Aslında iyi insan olmak o kadar da zor değil. Kendini bilmek, senden olmayana saygı göstermek iyi insan olmak demek.


Hadi iyi insanlar kocaman merhabalar…


27 Şubat 2015 Cuma

Yoruldum!
Hemde hiç koşmadan.
Renkli düşler görmeden...
Yoruldum.
Hiç uzun yada kısa olsun istemedim,
Sadece olsun dedim.
Şimdi ise yoruldum.
Ya da, yada  duruldum
Duruldum, yorgunluğumdan mı ?
Yoksa harbiden mi yoruldum?
Şimdi hangi ışık benle?
Güldüren
Sevdiren
Sevindiren mi?
Şimdi hangi ışık bensiz?
Yoran
Duran
Solduran mı?

28.02.2015 | Cumartesi
İzmir
Burak Dikilitaş

13 Şubat 2015 Cuma



Aldatıldığını gören bir kadının terk ettikten sonra ki gecesi ve bir kaç hafta sonra uyanıp, akmakta olan zamana yeniden kendini hazırlayarak her şeyi yeniden yaşayacağını bilmesine rağmen "bu sefer daha güzel olacak" deyip gülümseyerek başladığı yaşamı!

"her şey yeniden"

modeller: 
burçin bıyık
ibrahim şağban

hikaye & fotoğraf: 
burak dikilitaş

müzik:
doug maxwell - solo cello passion

izmir

©

2015


6 Şubat 2015 Cuma

Şöyle bir bloguma bakıyorum da "aman tanrım didim"! Bu nedir uzun süredir post atmamışım.

Ama turne deyip sözü fazla uzatmadan madem konu turneden girdi bende yazımı tiyatrodan devam ettireyim.

Derin Sahne ile birlikte yürüttüğüm Türkiye turnesinde ilk dilimi bitirip 1 aylık izne evlerimize İzmir'imize dönünce daha soluk almadan İzmir'imize gelen bir başka turne tiyatrosu "Ankara Ekin Tiyatrosu"'un "Söz Meclisten İçeri" adlı 2 perde politik komedisine gitmek ve turne sebebiyle izleyemediğimiz tiyatro açlığını gidermek için yerleştik koltuğumuza.
Allah'ım hiç şüphesiz ki iyi ki gittiğim dediğim bir oyun deyip, şimdi kuliste oyuncular bizim gibi şunları şunları diyor gülüyordurlar diye kendi aramızda konuşurken, anons verildi ışıklar alınıp oyun başladı. Seyirciyi ilk karşılayan oyuncu dekorla başlayacak olursak hiç şüphesiz bir turne tiyatrosuna uygun ve işlevsel olmasından ve tek bir parçayla binlerce noktaya değinmesinden dolayı ben bir seyirci olarak 5 üzerinden 5 veriyorum.

Ayrıca değinmeden edemeyeceğim, dekorun birleşimden bir araba çıkması da içimizi burkan bir gerçekle yüzleşmemizi ve yüzümüzde acı bir tebessüm oluşmasını sağlıyor.

Ardından oyunculuklar, replikler ve şahane mesajlarıyla 2 saatin nasıl dolduğunu anlayamadım bile.
Hattim olmayarak sadece bir seyirci gözüyle kaça 2 koreografi ve bir kaç sahnede unutulan replikler dışında  oyun için bestelenen müzikler şahane.

Yani kıssadan hisse olur da şehrinize gelirse kaçırılmayacak müthiş bir oyun. Her replik güldürüyor, her replik düşündürüyor.
"hepimiz Uğur Mumcu'yuz" dedirtiyor.

Oyun 5 üzerinden 5.

Not: Ben de naçizane bu tiyatro ve sanat deryasının içinde kum tanesi olmaya çalışan bir garip tiyatro aşığıyım. Adığım notlar tamamen bir seyirci olarak fuayeden repliklerdir. Kırdıysam, haddimi aştıysam affola... 

Subscribe to RSS Feed Follow me ha! :)