30 Nisan 2017 Pazar

Şöyle bir bahara merhaba deyip ardından yavaş yavaş yazı karşılarken turne programımın yoğunluğundan uzun zamandır ekleyemediğim aylık filmler başlığına yeniden merhabalar.

1. Sinyal - 2014 notum:5/3
       web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film 'o neydi gız'!

Turne de şöyle otelde kurulduk mısırları patlattık daha doğrusu patlak mısırları 1 TL'sına aldık :) sabah bulup kararlaştırdığımız filmi açtık başladı film. Hah dedim güzel bilgisayarlar, hackerler falan tam benlik ilerledikçe o da ne yoksa yabancılarda fazla Türkleşmiş de acaba cinli filmlere mi sarmış derken sonunda beyin yakan bir yapım izliyoruz. Farklı bir akıl öreneğiyle kaleme alınmış senaryoda ben artık kim lan bu süper güç, ne yapıyorlar, bu adamlar neyin peşinde diye sinir krizleri geçirirken sonunda bu muydu diyorsunuz ama bilimkurgu severlerin halen izlemediyse bakması tavsiye edilir. Kısaca filmin konusu ise iki hacker arkadaş onlara mesaj atan diğer kendilerinden daha güçlü hackeri, bulmak için yola çıkması ve süper üste gelmeleriyle devam ediyor. Film bence 5 üzerinden 2 buçuktan 3. 


                                                                 **

2. Dokuzlar - 2007  notum:5/4
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film yani güzel!

Eğer hala akıl sağlığınızı seviyorsanız ve yerinde kalsın diyorsanız filmden uzak durun, zira beyninizi 200 derecelik bir fırında düşündürürken tuhaflıklara sürükleyen fantastik bir film. Fantastik film severlerin sevebileceği Big Fish'imsi k, aten aynı yönetmenin güzel farklı çarpıcı kesinlikle sonuna kadar e hadi ne diyorsun cidden anlamıyorum dedirten zaman zaman bak kapatacağım ver artık sır neymiş düşüncelerine sürükleyen bir film. Oyuncu, senarist ve oyun kurucu aynı kişi aslında üçü farklı kişilikler ama hayatları doğal olarak birbirine bağlı kişiler işte karmaşa.

 Bence 5 üzerinden 3 buçuktan 4. 

 **

3. Ekşi Elmalar - 2016  notum:5/4
     DVD

Kısaca film  güzel!

Uzun zamandır izlemek için çabaladığım, her fırsatta aradığım sonunda bulduğum film. Filmin neresinden başlasam bilemediğim, Mustafa Kemal şıklığı adını verdiğim o çizme ve takım elbise şıklığında ki Yılmaz Erdoğan ile kızları ve dahası kızların annesi, mekanlar, içlerde ki o korku, yalnızlık ve hüznün her karede içime işlediği yalnız izlerken de rahat rahat içimden akıtıp gözlerime gelmesi ile çok güzel bir yapımdı. Belediye başkanı ve toprakları, bahçeleri olan babamız tam kültürünü yansıtan ama bir o kadarda siyasi kimliğinden ötürü modern duran - ki bunu kızlarını kesinlikle küçük yaşta evlendirmeyeceğini söyledikleri ama sadece bir kızını okula göndermesiyle verirken- bir belediye başkanı iken 80 darbesiyle artık başkanlığı düşer zaman içerisinde de siyasi hayatı biter. Bu sırada kızlarını evlendirip tek tek yuvana uçuran babamız ortanca kızının Antalya'ya taşınmasıyla artık yapacak bir şey kalmayıp o da küçük kızını ve karısını alıp Antalya'ya gelir. Film ilerledikçe anlarız ki Farah yani küçük kızı babasına geçmişi hatırlatsın diye ona yaşadıklarını anlatırmış. Film bu duygusallıkta, romantik komedide ilerleyip zaman zaman güldüren zaman zaman hüzünlendiren güzel bir film. Filmde en çok dikkatimi çeken Yılmaz Erdoğan'ın oynadığı karakter ne kadar dik dursa da içinde ki hüzünün hiç gitmemesi ve doğduğu, yönetimini yaptığı topraklardan giderken ki vedası ve bu yüzden çoğu zaman ki inatçılığı ile filmde sadece sevdiği insanla evlenen büyük kızımız Songül'ün ise zaman içerisinde aile huzuru bulamayışı yani her şerde hayır, her hayırda şer'in dolaylı anlatımı, diğer kardeşlerin ise sevdikleriyle evlenemeyip küçüğün bu inat uğruna evde kalması sonunda vuku bulmasıydı. Ama görsel efektler o kadar iyi değildi açıkçası, deyip ilk fırsatta izleyin.

 Bence 5 üzerinden 4.



                                                                 **

4. Ölüm Alfabesi 2 - 2016  notum:5/3
     web sitesi  tıklayınız >>


Kısaca film yani güzel!

Birincisini peş peşe büyük bir zevkle izlediğim içimden keşke ikincisi de çıksın dediğim çıkınca da izleme listesine kaydettiğim film Ölüm Alfabesi 2.
Ruhlarla konuştuğunu iddia eden bir kadının başarılı bir şovuyla başlayan film ilerleyen sahnelerde kızlarıyla ve maddi sıkışıklıkla olan sorunlarını işlerken bir gün ruhlarla olan şovuna ruh çağırma tahtası eklemeye karar verir fakat unuttuğu şey ise kurallarının neredeyse hepsini çiğnemesidir.
Gerilim konusunda hakkını veren fakat kısmi sahnelerin gereğinden fazla uzatılması yada gerilime ve aksiyona geç girmesi kısmi romantik sahneler bayıp hadi be kimmiş neciymiş bu ruh gayri olanlar olsun dedirtirken finalinin başarılı olduğu gerilim filmi. Bir ara bizim cinli filmlere bağladığı da olmuyor değil. Gerçi onlarda ruh bizde cin ;) İzlenir mi evet bir akşam gerilmek istersen ışıkları kapatıp izle ama ilki kadar başarılı değil.

 Bence 5 üzerinden 3.

 **

                                                               
5. Baskın - 2016  notum:5/3
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film eh işte!

Karşınızda bir Türk korku filmi. Bilenleri tanıyanlar beni bilir, ben Türk korku filmlerine büyük hayranlık duyan çoğu insanın aksine zevk alan biriyim. Heresin klasik olduğunu söylediği, daha önce yazdığım gibi 'Siccin 3' yazımda da bizim kültürümüzün işlenişi. İşte kültür değilde biraz karakter korkusu, gerilimi yaratılmış farklı ve düşündüren bir gerilim filmi. Biraz klasik Türk korku öğeleri taşısa da konuda bir özgünlük olduğu gerçek. Fakat yer yer midemin kalktığı, yeter artık kan olmasın dediğim, e bu yerden bitme yaratıklar neci cin mi, ruhunu satmış mahluk mu derken film son buldu. Genel anlamda Türk polisinin bir tık imajının farklı ve kötü algılanır gibi olduğunu düşündüğüm lokanta sahnesinin dışında çok fazla doğal olsun diye mi bilmiyorum ki küfürlerin olduğu sizi etkileyecek, gerecek güzel bir film. Ayrıca yönetmenin diğer kısa filmlerine de bir göz gezdirmenizde fayda var. Zira bu ilk uzun metrajlı filmiymiş. İyi seyirler...

 Bence 5 üzerinden 2 buçuktan 3. 

 **

6. Ali Baba ve 7 Cüceler - 2015  notum:5/2
     DVD

Kısaca film !

Film gösterime girdi, çıktı sanırım sitelerde boy gösterdi, telif yedi, DVD, korsanlar vs vs. Genede ilgimi çekmedi, Cem Yılmaz'ın AROG yapımı gibi. Arkadaşla oturuyoruz e hadi film bakalım ne izleyelim dedi yerli olsun derken gece gece o korku olmasın komedi ve benimde izlemediğimi duyunca taktı şak başladık izlemeye. Zaten artık izlemeyen kalmamıştır ama ben kısaca izleyici olarak yorumlarımı söyleyecek olursam film cidden Cem Yılmaz'ın diğer filmlerinin yanında olmamış. Gülemedim, filmin içine girmek için çabalarken uykum geldi. Gene giydirmeleri, kelime oyunları, karakterlerin özellikleri ve kısmi çıkan komedileri güzel fakat sorgu sahnesinde ki Barış Manço şarkılarına saygı duruşu dışında eğlenmedim. Biraz fazla ve izlemeyince ne olur ki sanki dedirten oldu. Tekrardan belirtmek istersem, metinsel olarak beğendiğim laf giydirmeler, göndermeli espriler çok iyiydi ama genel anlamda izlerken açıkçası PEK YAKINDA'yı istedim. Kaç sefer çevirip çevirip izlediğimi ve güldüğümü hatırlarken Ali Baba da maalesef o his uyanmadı. Yinede izlemek isteyenlere iyi seyirler.

 Bence 5 üzerinden 1 buçuktan 2. 


 **

7. Uzay Yolcuları - 2016  notum:5/4
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film başarılı !

Ansızın arkadaşlarla otururken film izleyelim den yola çıkıp korkuda karar kılmışken gözüme ilişti ve ve aşağı yukarı 90 dakika başladı. Benim tek korkum tek mekan ve iki kişi arasında geçeceği için birde üzerine bilim kurgu olunca ohooo! dedim bir dünya uçmalar kaçmalar bana mantıksız gelen sözde aksiyon olsun diye kışkırtılmış sıkışmalar vs idi ama hiç biri olmayıp başarılı kısmi yerleri hariç hızlı ve güzel akan bir filmdi. Hatta zaman zaman insanı filmden alıp acaba bende yalnız kalsam sonuca ulaşmadan bir insanla ölüm yolculuğuna çıkar mıydım? Ona o kötülüğü yapar mıydım? Aynı zamanda da net bir şekilde aslında aşkın da mekan ve statüye baktığını ve eğer aslında herkes tek bir şekilde yaşamaya bırakılsa hiç düşünülmeyecek aşkların başladığını anlatan bir film. Bir tık halattan yakama sahnesi Marsılı filmini anımsatsa da bol yeşil perdeli ve uzaylı bir film. Hala izlemediyseniz ve bilim kurguyu seviyorsanız iyi seyirler.

 Bence 5 üzerinden 4. 


 **

8. Zıplayıcı - 2008 notum:5/4
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film güzel !

Benim tam sevdiğim tarz aksiyon ve fantastik dokunuşlar. İşte bu ikisi bu filmde mevcut. Aslında ufak ufak bir süper süper kahraman olabilir mi dedirten flashımsı ki çokta değil kabul bir çocuk aslında çocuklar. Zaman ve mekanda istediği gibi zıplayan ki bu fiziksel düşünülmesin tamamen geçiş anlamında ama hep olan zamanda -yani geçmiş yada gelecekte değil- gerçekleşen ve bu gücünü keşif etmesi ve ardından gücüne karşı düşmanlarının oluşmasıyla aksiyonun anlatıldığı hızlı eğlenceli ve olayların akışının ne yavaş ne hızlı olan mükemmel bir film. Açıkçası hiç bir sahnesinde sıkılmadığım eğlendiğim bir film. Sizde benim gibi aksiyon fantastik severseniz kaçırmayın. İyi seyirler.

 Bence 5 üzerinden 4. 


 **

9. İkinci Şans - 2016 notum:5/4
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film güzel !


Youtube da gezinirken karşıma lak diye çıktı. Aklımdan o kadar çıkmış ki film halbuki vizyona girdiği zaman turnede ilk fırsatta gideceğim diye kendimi programlayıp sonra aklımdan tamamen uçması beni şaşırttı. Üstelik youtube da ve tamamen tesadüf görmem komikti. Neyse sözü uzatmadan filme dönecek olursak klasik Özcan Deniz filmi, yani başarılı. Ama bence diğer filmlerinin yanında bu filmi sanki aksiyon bakımından bir tık altındaydı. Yani Ateş ve Su, Evim Sensin vb. tüm romantik filmlerinde dahi biraz gizem bir tık yüksek aksiyon vardı ama İkinci Şansa bakarken tamamen romantik bir furya içerisinde ve bu furya klasik romantik sahnelerden oluşmayan çok özgü yer yer komik bir iki sahne dışında devinimli güzel bir film. Hatta bir ara bayağı bayağı bildiğin Amerikan tarzı bir romantik filmdi. Sahneler, planlar özellikle Nurgül Yeşilçay'ın yazışma sırasında gülümsemesinin yakından ve yalnızca dudaklarıyla verilmesi ve Nurgül Yeşilçay'ında sanki ilk kez öpüşmüş gibi dudakları ve eliyle olan muhteşem sahnesine bittim. İyi seyirler.


 Bence 5 üzerinden 4. 


 **

10. Parçalanmış - 2017 notum:5/5
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film harika!

Sinemaya çıktığı cuma arkadaşların kesinlikle senlik bir film dediği ama sinemada arkadaşımın Ölümcül Deney serisinin son filmine girmem için bakışlarından sonra Ölümcül Deneye girmemiz ardından da turne sebebiyle de bir daha gidemediğim film sonunda internette düşmesiyle kuruldum ve izledim. Allah'ım mükemmel bir film demem az çünkü aksiyonu bilimsel aktarımların sıkmadan bilinçlendirmesi ve dahası ilgim olan hastalığın üzerine çekilmesi filmin tadından yenmez bir hala sokmuş. Katil im merakıyla izlediğimiz filmlerde bu sefer kim merakından ziyade neden sorusuna yoğunlaştıran iç ve genel aksiyonu tavan oyunculukların muhteşem ki 23 karakterin biz sanırım 4 yada 5 ile karşılaşsak da ayrımlarının netliği ve baş rolde ki kızın geçmişten gelen gücünü yansıtması çok güzeldi. Yalın, enerjik ve sıkılmayacağınız bir film. İyi seyirler.

 Bence 5 üzerinden 5. 


 **

11. The Void (Boşluk) - 2016 notum:5/2
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film "bu ne abi" !

Film daha ilk dakikasından itibaren büyük bir aksiyon ve merakla başlıyorken derken 35. dakikadan sonra gerilim ve tuhaflıklar silsilesiyle bunlar ne abi ne olacak diye şaşırırken 45. dakikan sonra tuhaf tuhaf mezbahana yaratıkları kanlı ve bol makyajlı sahneler açıklanmaz tripkar ve tehtitkar replikler anlamsız nescafe reklam filmi aralara giren süt tozu ile kahve karışımının mükemmel oluşu gibi kara bulutlar uzaylımsı mı desem iliminatimsi mi desem yoksa eski mısır lanetleri büyülerimsi desem anlamsız bir ilerleyiş ve sonucunda gereksiz saçma sapan bir yere bağlayan bir film oluyor. Başlarda ki merakım giderek bu işin bir tarikat işi olduğunu anlam kazandırıp bu tarikat neye neden tapıyorda yada nasıl oluyorda bu dünya dışı yaratıklar oluyor derken finalde de yine hiç bir şey açıklamadan samanyolundan hallice bir efektle film son buluyor. Açın google görselleri void yazın işte karşınıza çıkan bütün o görsellerin arasına iki üç oyuncu ekleyin film ondan ibaret ama itiraf ediyorum müzikler muhteşem. Birde nasıl oluyorda imbd den o kadar puan alıyor. 6.1 bence yüksek bu filme. Zamanınız olsa bile fragmanda ki kadar çekici olmayacak yinede siz bilirsiniz.

 Bence 5 üzerinden 2. 


 **

8 Nisan 2017 Cumartesi

Gerçekten hangi zamanı yaşıyoruz?
Geçmiş, şimdi, gelecek...
Şuan beni hangi zamanda okuyorsunuz?
Geçmiş, şimdi, gelecek...
Çalışma masamda elimde kağıtlarım ve kalemimle bir vedadan dönüp, kedimin kafasını kafama sürterken benim vicdan rahatlatmalarımı karalamamı hangi zaman ki duygun cevaplıyor?
Geçmiş, şimdi, gelecek...
Mantıksızlık içinde ki mantık kurulmaya çalışılan düzlemlerde ki, anlamsız gelen, anlam biçilemeyen, ama ısrarla anlatılan nice örneğin hangi parçası olduğunu düşündüğün zaman, işte o zaman hangisi?
Geçmiş, şimdi, gelecek...
Ellerim, düşüncelerimin sesini yazamıyor ya, nefesim harbiden yokuş yuları çıkan hayallerimin kırmızı aracı "vosvos" gibi geliyor ya işte o zaman hangi zaman?
Zaman söyleyin bana, ağlayan, gülen, ölen, doğan, büyüyen, küçülen, daralan, açılan, boğulan, nefes alan, baharatlı yada tuzlu bir zaman söyleyin ve ' o zaman' hangisi?
Geçmiş, şimdi, gelecek...
   - Dalım kırıldıydı, dalım kırılıyor, dalım kırılacak....
Sadece kafamdakiler. İnsanların, insanlara öğrettiği sadece bunlar. Yetmez ise daha fazla -di'li, -miş'li, geniş ve dahası var...
Rahat bırakmazlar bu içine sıçılan dünyanın dönüşünü, illa her dönüşün bir nedenini ararlar, dönen dünya dışında ki herkesi yargılarken. Oysa dünyanın her dönüşüne anlam aranacağına üzülmenin kelime anlamını değiştirseler. Anlamsız neden üzüleyim?
Son kez soruyorum, onlarca çocuk dünyanın hangi dönüşüne biçilen anlamda ki -zamanda- ağlıyor?
Geçmiş, şimdi, gelecek...
Zaman mı? Neden mi?
Hangisi önemli?
Kırın atın o kollarda ki, duvarlarda ki ve meydanlarda ki ve daha nice köşelerde ki, o oluşturduğunuz tıkılıp kalınan şeyi.
Kare, yuvarlak, dikdörtgen...
"Tik-Tak!"



1 Kasım 2016 Salı

Eylül ayının gerisinden baktığımızda hiçte fena olmayan bir film tablosuyla, ekim ayına merhaba diyoruz. Bakalım bu ay neler var neler...

1. Bir Baba Hindu - 2016 notum:5/4
       Sinema

2 Ekim 2016 tarihinde İzmir galasının düzenlendiği gün her ne kadar farklı salonda da olsam bu şahane Türk yapımı Bollywood işi filmi gülerek, mısırımla birlikte salonla kahkaha tufanıyla izledik. Benim bildiğim ve gördüğüm yoğun hatta biraz zorlasak bollywood yapımı sancağımız 'Bir Baba Hindu' seyirciyi güldürse de şöyle bir kanıya kapıldım zannımca. Acaba dediğim başka ve daha az bilinen bir kadro film de yer olsa ne olurdu diye. O zaman bu kadar başarı yakalayamazdı galiba. Evet filmde gülsek de zaman zaman ki bu zamanlar bazen uzadı biraz durağanlaşıp, esprilerin biraz havada kaldığı, eee ne olacak diyeceğiniz sahneler oluyor. Ama Zeynep Kankonde, Füsun Demirel'in oyunculuklarına hayran kalacağınız, Burak Satıbol'un tam zamanında ki soğuk kanlı durum komedilerine kopacağınız keşke biraz daha sahneleri olsa diyeceğiniz  roller içerisindeler. Başrol hanım efendinin Türkçeyi doğal olarak bozuk konuşması biraz bana batıp bazı sahnelerde ne dediğini kaçırsam da mimikleri ve bakışlarıyla olayı tamamlıyor. Film bence 5 üzerinden 3 buçuktan 4. 
Biraz finali havada kalsa da bu sanırım İki Baba Hindu için ;)

                                                                 **

2. Sihirbazlar Çetesi 2 - 2016 notum:5/5
     DVD

Kısaca film fenaaaa!

Film izlemeyen varsa derhal başlaması gereken müthiş ötesi bir film o kadar başarılı o kadar iyi ki gözlerinizi kıpmadan izleyeceğiniz bir film. Her ne kadar iyi olsa da bir ilk film değil ama. Daha azaltılan illüzyon numaraları biraz polisiye havası arttırılması hadi yeni bir sihir vs dedirtse de, son sahnelere doğru artık siz işi çözecek gibi olsanız da film genede çok iyi. Bence 5 üzerinden 4 buçuktan 5. 
Unutmadan şu kart sahnesi ciddi anlamda efsane, cüzdan için girdikleri yerde ki. 

Mutlaka ilk fırsatta izleyin.


                                           **

3. 

1 Ekim 2016 Cumartesi

Her ay, ay içerisinde bir yada bir kaç tane yada hiç olmak üzere izlediğim tüm sinema filmlerini bir kaç satır halinde sizlerle paylaşacağım ilk olarak Eylüldekilerle karşınızdayım;

1. Siccin 3: Cürmü Aşk - 2016  notum:5/4
    Sinema
Sekiz eylül 2016 da filme girdim ve hiç pişman değilim.
Zaten Türk korku filmlerinin hayranıyım fakat bu film de özellikle değinmek isterim ki oyunculuklar gerçekten iyi senaryo mükemmel. Ayrıca yine diğer filmlerden farkı olarak "bu film gerçek olaylara dayanır yazmadı" bu şekilde inanın ben daha çok etkilendim. ayrıca içinde aşk var ilk kez aşk filminin ve senaryosunun üzerine cin öğeleri ve korku işlenmiş. Sahneler, görüntüler, kamera açıları o kadar temiz ki anlatamam. Arkada gereksiz bir yığın hiç bir ses vs yok. ciddi anlamda bir emek ve güzel bir sonuç çıkmış.
Artık başka şeyler Türk korku filmleri açısında işlensin diyenlere bizim kültürümüz cin, yurt dışında bu öğe hayalet ve şeytan onlarda da bu öğeler üzerinden korku yapıyorlar bizde hayalet olamaz çünkü az islam ilmine merakı olan bilir ve güler çünkü ölen ruh dünyaya gelemiyor şeytan (tam olarak böyle olmasa da)  cinler aracılığı ile insanlarla iletişimde bu durumda her konu cinlere çıkıyor.
Ha karakter üzerinden korku yapılır derseniz o konularda denendi 'Konak, Gizli Yüzler, Kabuslar Evi serisi vs vs. Ama maalesef Türk seyircisi Türk korkusu deyince hem eleştiriyor yine mi cin hemde başka türlü işlenince gitmiyor.
Neyse özüne dönülecek olursa Siccin 3' e biz üç arkadaş gittik ve üçümüzde tüm salonla birlikte tam not verdik izleyici olarak. Tavsiye edilir...

                                                           ***

2. Şeytanla Anlaşma -  2006 notum:5/4
     web sitesi  tıklayınız >>
Kıssadan söylemek gerekirse MÜKEMMELDİ... 
İzlediğim en iyi filmler arasında. Benim gibi eğer ki hem fantastik hemde aksiyon olsun derseniz kesinlikle kaçırmayın izleyin. Genel olarak bir kaç yerde Alacakaranlık serisinde ki aşk benzetmesi yapılmış, evet biraz anımsattığı doğru olsa da filmin kendi içerisinde akan bir kural ve kurgu birliği var.
Sadece bence biraz açılar ve baş rolde yer alan çocuğun sonradan daha atik ve cesur hallerinin iyileştirilmesi fena olmazdı ama kesinlikle bu haliyle bile 5 üzerinden 4.

İkicisi olsun diyeceksiniz...

                                                           ***

3. Bilgisayar Korsanı ( Hacker) -  2015 notum:5/3
     web sitesi  tıklayınız >>

Öncelikle kısaca film iyi. 

Evet ne kötü ne çok çok iyi nede orta. net olarak iyi bir film. ilk 15 dk süper başlıyor hatta heyecanlandırıp insanın içinde umut dünyası oluşturuyor ardından ki 40 dk falan aynı olayların tekrarı söz konusu oluyor ki zaten sahne akarken oyuncuda bu yönde söylemde bulunuyor ’’aynı işleri yapıyoruz’’ diyerek işte o sırada seyirciyi biraz baysa da tam düşecek iken en yakın arkadaşının üzerinden gelen duygusal bir vurum sahnesiyle film dramsı başlayıp aksiyonal ilerleyip duygusal devam ederken aşk filmimsi polisiyemsi bir final yapıyor. 
tekrara düşen sahnelerde biraz aksiyon katılsa bence hiç fena olmadı. Ama film 5-3 denir. Mutlaka izleyin diyemesem de izleyin derim.

hüzünlendiğim sahneler ve heyecanlandığım sahneler oldu hakkını yiyemem ama ne zaman ders verilecek bu kadar siper suça özendirme veya heveslendirme olmaz derken sürpriz final ile aslında hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı süper işlenmiş.

                                                           ***

4. Holding the Man  -  2015 notum:5/3
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca Fena değil.

Evet sitede ilk görünce ben şok oldum LGBTİ filmi mi ? Evet genelde LGBTİ filmleri her film sitesinde yer almıyor belki yöneticilerin seyirci veya ziyaretçi korkusunda ama öncelikle bu cesurca ve insanca davranışlarından dolayı http://www.hdfilmdeposu.net/ ailesine teşekkürler.
Gelelim yorumlamaya film’’ the normal heart’’ veya ferzan özpet’in filmlerinden sonra biraz durağın daha doğrusu LGBTİ bireylerinin aile, çevre vs sıkıntılarının yüzeysel işlendiği bir durum oluşturmuş. Onun yanı sıra karakterlerin içerisinde ki aşk kavramları ve çift olarak birbirlerine bunu ifade şekilleri biraz hafif kalmış gibi.
Ama biyografik film sonuçta hayatları böyle aktıysa tabi değiştirilemez ama bir ara tarihlerde bir ileri bir geri yapınca az kaçırsakta sonradan sonraya film akmaya devam ediyor. Ayrıca finalde bir duygusal müzik istemedik değil hani. Müzikler konusunda biraz sınıfta kalsa da genel anlamada 5 üzerinden iki buçuktan 3.

Bu tarz film izlemeyi özleyenlere’’ the normal heart’’ öneririm. ;)


                                                           ***
5. 5. Dalga - 2015  notum:5/4
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film iyi. 

Kesinlikle bilim kurgu aksiyon ve az buçuk aşk arayanlara tam tavsiye edilmelik bir film. Örneğin bir sahnede su geliyorsa ve merdivende ise kamera açısında onun çok başarılı bir şekilde nasıl suyun basıncıyla aşağıya düştüğüne kadar detaylandırılmış bir anlatım gücüne sahipti. 
Başlangıçtan itibaren bir matematik çerçevesinde akan film gerçekten tür bazında çok iyi. Ayrıca bazı sahnelerde ki şok, şaşırma, korku ve benzeri mimikler ve oyunculuklar çok iyiydi. Ufak detaylar da ona keza çok başarılıydı.
Filmin ortalarına doğru niçin diğer karakterlerle savaş ve aksiyon olmuyor derken filmin son 45 dakikasında açığa çıkan gerçek ile süper ötesi bir durum başlıyor.
Ayrıca insanlığın da aslında buna benzer bir yıkın içinde yüzyıllardır olduğu mesajı veren film, ’’illa ki konuşan bir canlı örneğinin neslini mi tüketince dramatik ve vahşice geliyor’’ göze dedirten anlamak isteyene ince mesajlar içeren başarılı bir film.
Son not filme doyamayanlara filmin biraz da olsa farklı bir şekilde işlenmiş 3 sezon süren ’’stephen king’’ kitabından uyarlama ’’under the dome’’ dizisi de çok başarılı özellikle birinci sezonu ve sürpriz finaliyle tadından yenmez. Tekrardan dile getirmek gerekirse kesinlikle türünün hakkını veren sahneler, oyunculuklar ve senaryo mevcut filmde. film için 5 üzerinden 4.
Ayrıca ikincisi içinde gün saysam yeridir doğrusu.


                                                           ***
6. Delibal - 2015  notum:5/5
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film mükemmel...

Evet gelelim kısaca yorumlara abi neden bu kadar geç kaldım izlemek için dediğim nadir filmlerden.
Film son zamanların modası finali başta verme sahnesiyle başlayıp ardından hikayenin gelişmesini işlemesiyle devam ediyor. Sahne sahne ele alacak olursak ; 
abartılı özel okul ve üniversite hayatı biraz eksi puan haneye yazsa da film içerisinde olgunlaşan bir hayat akan bir zaman söz konusu ve bunu kısmi sahneler haricinde ciddi anlamda çok başarılı. Filmi izlerken biraz ’’Aşk Tesadüfleri Sever’’ filmi geldi aklıma. Açıkçası farklı şekillerde işlense de finali bazında hastalık bazında benzerlikler gösterdiği kısmen ortada.
İzlerken Çağatay Ulusoy’un enerjik ve zıpır hallerinden bir anne edasıyla içinize sokasınız geliyor. Bunun beraber tam bir hayat kesiti sunması ciddi anlamda filmin çok başarılı olduğunu gösteriyor çünkü diğer filmlerde es geçilen karakterler, söylemler, veya yönelimler bu filmde es geçilmediği gibi tam yerinde kaliteli bir şekilde işlenmiş. Çağatay Ulusoy’un giyim tarzını da film boyunca süzmedim değil benim gibi biraz takıntılı olan tüm cinslerin bayılacağını ve tek tek aklına kazıyacağı da göz kaçmayan detay.
Gerçekten filmin gerek kavga sahneleri gerekse oyunculuklar ve ayrıca senaristin, yönetmenin ve kurgucunun filmin hikayesinin seyirciye akış şeklinin sunulmasına hayran kaldım. Film ilerledikçe oluşan hikayeden tüyleriniz diken diken olacak.
Ayrıca ilerledikçe yaşanan travmatik kırılmalarla seyirci derinden etkilenirken göz yaşlarını tutmakta zorlaşacak.
Kısaca bu türü seven tüm izleyiciler hiç kaçırmadan hemen izlesin zira bittiği için üzüleceğiniz bir film olmuş.
Film 5 üzerinden 5...
Tekrardan hatırlatmak gerekse dram, romantik türünü sevenler izlesin aksi halde sıkılırsınız. ve hala izlemediyse bence anımsattığı için aşk tesadüfleri severi de kaçırmadan izleyin. Peş peşe bağlarsanız Halil Sezai koltukta yanı başınızda ’isyan’ arkadaşınız olur benden söylemesi... 


                                                           ***
7. Kardeşim Benim - 2016  notum:5/3
     DVD

Kısaca film iyi.
Güzel bir film. Keyif içerisinde aile olmanın değerlerin, aile bireylerinin öneminin daha da önemlisi bahsedilen isimler dışında başka ve daha az popülaritesi olan oyuncular olsaydı şüphesiz basında daha az olacak, salonlar daha boş kalacak ve gişesi bu kadar olmayacaktı. Evet film kötü değil ama aynı dönemde yada bir kaç ay öncesinde yer alan filmlere bakılınca bir tık zayıf. Ama son yarım saat için bu sözler geçerli değil. Sadece biraz geç girilmiş bir olay söz konusu. İkincisini seyirci isteye bilir bir durum söz konusu bu da bence başrollerin film içerisinde ünlü kişileri oynamalarından dolayı magazinsel ve ünlü dünyasının içerisine biraz belki girerler merakından yada sadece aşk için olabilir.
kardeş olmanın, kardeşinin olmasının anlatıldığı bunlar işlenirken de ünlü olmanın ve magazinsel konularda ne kadar rahatsız edici ve çirkin durumların oluştuğunu işleyen, hayal edildiği gibi hayranlık uyandıran bir dünya olmadığını kısada olsa işleyen bir film. Ama naçizane benim izleyici olarak son yarım saat haricinde film senaryosu
Komedi, romantik ucundan da dram olsun derseniz ailecek izleyecekseniz yada yalnız vs film süper 5 üzerinden de bence 3. 
Kardeşiniz var ise 'kardeşim benim' diyeceksiniz belki...


                                                           ***
8. Goosebumps: Canavarlar Firarda - 2015  notum:5/4
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film güzel. 


    Fantastik tarzı sevenlerin bayılarak izleyeceği ilk 5 dakika daha doğrusu ilk canavarın hapsinden sonra mükemmele doğru giden güldürürken karakterler arası nostaljik çarpışmalar, o karakterin başrol de yer aldığı film veya kitapların canlandığı, bir sahnesinde en azından benim öyle oldu duygulanıp pıt pıt iki damlanın düştüğü harika bir film.
     
   Kesinlikle ikincisi ne zaman çıksın diyeceğiniz, aşkın komedinin fantastiğin ve getirdiği aksiyonun hastası kalacağınız süper ötesi 5 üzerinden 4 hak eden bir yapım.

 İzleyin bence ;)

                                                           ***
9. Mavi Gece - 2015  notum:5/3
     DVD 
Kısaca fena değil. 

Film konusu ve hikayesi olarak hiç fena değil. Hatta bence tiyatro oyununa uyarlansa müzikal bir havada daha çok etki yaratacağı bir gerçek. Onun dışında bazı sahneler gerçekten süre doldurmak için var ama çoğunlukta gerçekten yüzümde tebessüm oluşturdu. Eda Bilgin hanım efendinin oyunculuğu film içerisinde o kadar doğal o kadar başarılı ki tüm kadro süper oynarken onları bile bence zaman zaman gölgede bırakmış. Kısmı sahnelerde ki söylemlere dikkat edilmeden sırf komedi olsun diye eklenen homofobik eylemlere dönüşen kısımlar hariç film fena değil. 5 üzerinden 2 buçuktan 3 olur.

Eğer fantastiğimsi bir şey olsun Türk olsun zaman zaman güleyim beni de çok yormasın derseniz mavi gece sizlik.
İyi seyirler...

26 Eylül 2015 Cumartesi

Bu varlık olmuş aşk körü.
Bulursa sende bir piç dölü,
Sende, bende, iki ayrı ölü.

Yoksa sende, benden başka biri,
Bulaşmasın eline, bir kahpe kiri.
Vuslatta bulsun, iki ayrı diri.

Vukuda, iki beden birbirini sara.
Olursa birimizde, nahoş bir kara,
O zaman düşelim, iki cihanda dara...

26.Eylül.2015
Cumartesi
05.39
İZMİR



29 Ağustos 2015 Cumartesi

Sanırım geldi.
Evet gelmiş. 
Bayraklar asılır, yüzler güler, gözler dolar, yürekler buruk ama gururlu bir şekilde başları dikeltir ve 'hey gidi atalarım siz rahat uyuyun çünkü biz varız' dercesine kalkar ve al bayrağa bakar sonra şöyle bir mahalleye bakar ve selamını komşularına verir. Çayını yudumlar, haberleri izler.
Ey insan oğlu hep yazarken iyimseriz de ya o izlerken okunan, dinlediğin haber metinleri neden yazılarken iyimser değil şehit, deprem, açlık, yoksulluk,rant rant rant ve yine RANT!
Sanırım geldi.
Evet gelmiş.
Geldi Zafer Bayramımız ama ne!
Bayram kutlaması gülmek, eğlenmek değil onca cihan devleti karşısında tek başına yüreğinde ki vatan aşkıyla başkalarının rantları için değil gelecek olan nesli için zorunlu olduğu için şehit düşen atalarını anmak, gururlanmak için var. 
İşte geldi.
Evet Gelmiş. 
Nice eve kor kor düşen şehit ateşleri de geldi.
Sen deme hiç 30 Ağustos Zafer Bayramı bayrağımızı asarken, sakın deme 'atam sen rahat uyu varız diye' çünkü sende 'uyuyorsun'.
Hadi yeter, yeter artık fark edin geçmişten ders alın savaş ölüm, savaş yitip giden 20'li yaşlarında gençler.
Ben yazarken süzülen yaşlarıma engel olamazken siz ey insanlar ne olur rantları için kapışanlara prim vermeyin ve Zafer Bayramımızı kutlarken bir daha düşünün uyumamayı düşünün, yaşamı düşünün...
Daha nice gençlerin daha nice 30 Ağustos kutlamalarını göreceğini düşünün.
Düşününün, düşünelim.

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN...


Öncelikle kocaman merhabalar.

“Sadece” size merhabalar.

Dile, dine, cinsiyete, renge ve daha ayrımcılığı körükleyen, ayrımlar kavramına değil, sadece size merhabalar. Yani insanlığa. Yani canlıya, yani yaşayan ve yaşamayı hak eden her şeye kocaman merhabalar.

Şöyle bir çevremize baksak, sözlükleri açsak, kötü diye tabir edilen nice kavramın silindiği, hiç tanımlanmadığını görsek. Misal savaş, misal ayrımcılık, misal cinayet, katil, terörist, sapık, zanlı, politikacı ve daha nice kötü diye tabi edilen kavram olmasa…

Ne yaşanası, ne yeşil bir dünya olur değil mi?

Her yer rengarenk, her yer canlı her yer saygılı olur değil mi?
Ama en önemlisi her yer insan gibi insan olur değil mi?
Aslında bu o kadar da zor değil nasıl tanımları insanlar yazdıysa yine tanımları tarihten kazımakta insana hastır. 

Eğer gökkuşağında mavi kadar pembe varsa bu dünyada da bizce iyi insanlar vardır.
Aslında iyi insan olmak o kadar da zor değil. Kendini bilmek, senden olmayana saygı göstermek iyi insan olmak demek.


Hadi iyi insanlar kocaman merhabalar…


27 Şubat 2015 Cuma

Yoruldum!
Hemde hiç koşmadan.
Renkli düşler görmeden...
Yoruldum.
Hiç uzun yada kısa olsun istemedim,
Sadece olsun dedim.
Şimdi ise yoruldum.
Ya da, yada  duruldum
Duruldum, yorgunluğumdan mı ?
Yoksa harbiden mi yoruldum?
Şimdi hangi ışık benle?
Güldüren
Sevdiren
Sevindiren mi?
Şimdi hangi ışık bensiz?
Yoran
Duran
Solduran mı?

28.02.2015 | Cumartesi
İzmir
Burak Dikilitaş

13 Şubat 2015 Cuma



Aldatıldığını gören bir kadının terk ettikten sonra ki gecesi ve bir kaç hafta sonra uyanıp, akmakta olan zamana yeniden kendini hazırlayarak her şeyi yeniden yaşayacağını bilmesine rağmen "bu sefer daha güzel olacak" deyip gülümseyerek başladığı yaşamı!

"her şey yeniden"

modeller: 
burçin bıyık
ibrahim şağban

hikaye & fotoğraf: 
burak dikilitaş

müzik:
doug maxwell - solo cello passion

izmir

©

2015


6 Şubat 2015 Cuma

Şöyle bir bloguma bakıyorum da "aman tanrım didim"! Bu nedir uzun süredir post atmamışım.

Ama turne deyip sözü fazla uzatmadan madem konu turneden girdi bende yazımı tiyatrodan devam ettireyim.

Derin Sahne ile birlikte yürüttüğüm Türkiye turnesinde ilk dilimi bitirip 1 aylık izne evlerimize İzmir'imize dönünce daha soluk almadan İzmir'imize gelen bir başka turne tiyatrosu "Ankara Ekin Tiyatrosu"'un "Söz Meclisten İçeri" adlı 2 perde politik komedisine gitmek ve turne sebebiyle izleyemediğimiz tiyatro açlığını gidermek için yerleştik koltuğumuza.
Allah'ım hiç şüphesiz ki iyi ki gittiğim dediğim bir oyun deyip, şimdi kuliste oyuncular bizim gibi şunları şunları diyor gülüyordurlar diye kendi aramızda konuşurken, anons verildi ışıklar alınıp oyun başladı. Seyirciyi ilk karşılayan oyuncu dekorla başlayacak olursak hiç şüphesiz bir turne tiyatrosuna uygun ve işlevsel olmasından ve tek bir parçayla binlerce noktaya değinmesinden dolayı ben bir seyirci olarak 5 üzerinden 5 veriyorum.

Ayrıca değinmeden edemeyeceğim, dekorun birleşimden bir araba çıkması da içimizi burkan bir gerçekle yüzleşmemizi ve yüzümüzde acı bir tebessüm oluşmasını sağlıyor.

Ardından oyunculuklar, replikler ve şahane mesajlarıyla 2 saatin nasıl dolduğunu anlayamadım bile.
Hattim olmayarak sadece bir seyirci gözüyle kaça 2 koreografi ve bir kaç sahnede unutulan replikler dışında  oyun için bestelenen müzikler şahane.

Yani kıssadan hisse olur da şehrinize gelirse kaçırılmayacak müthiş bir oyun. Her replik güldürüyor, her replik düşündürüyor.
"hepimiz Uğur Mumcu'yuz" dedirtiyor.

Oyun 5 üzerinden 5.

Not: Ben de naçizane bu tiyatro ve sanat deryasının içinde kum tanesi olmaya çalışan bir garip tiyatro aşığıyım. Adığım notlar tamamen bir seyirci olarak fuayeden repliklerdir. Kırdıysam, haddimi aştıysam affola... 

20 Kasım 2014 Perşembe

LAN


Mutsuzum lan
Hem de çok
Ağır öyle 100 metreden bile kokan cinsten.

Mutsuzum lan
Hem de bitik
Ağır öyle yerlerde metrik olamayacak cinsten.

Var mıyım ki mutsuzum?
Yok muyum ki bitiğim?
Neyim lan.
Neden bu kadar renksizim... 
M. Burak Dikilitaş
21.11.2014 Cuma / Adıyaman Gölbaşı
01.19



3 Ekim 2014 Cuma

Aşığım işte! 
İnkârsız bedenimden aşikâr.
Korkuyorum işte, 
Titreyen ellerimde yüreğim.
Aşk işte, güldürür insanı kendine .
Aşığım işte! 
Korkak içli canımda.
Aşığım işte! 
İnkârsız cümlede de tek acı.
Aşk işte yorar insanı kendinde. 
Aşığım işte!
Yorgun bedenimden aşikâr. 
Bedensiz ruhumda,
Yorgun her hecem de, 
Korkak sözler de,
Övgüsüz tümcem de,
İki damla arasında,
Bir bakış anında,
Aşk. 
Aşığım işte 
Kaçamak bakışlarda aşikar.




m.burak dikilitaş
31.07.2012


23 Eylül 2014 Salı

Kuytu köşelerde sessizce, solukları yedikleri cop veya hakaretle kesilerek, görmezden gelinip, geceleri sultan, gündüzleri “mahluk”  gözüyle bakılan fare gibi köşelerde yaşamaya itilen TRAVESTİLER…

Ne zaman onların hakları veya kişilikleri var sayılacak.
Bu gün ülkemizde biraz vergiyi fazla ödedi diye mahkemelerde devleti devlete şikayet eden veya komşusu ona etnik kimliği farklı diye hakaret davası açılan ve bunlar manşet manşet Türkiye gündemine gelirken, onlarca “insan” geceleri uğradığı hakaretleri, psikolojik ve bedensel darbeleri, gaspları ve dahası cinayetleri hiçbir şekilde duymaz hatta görmezden geliyorlar.
Önce halk onları fare gibi yaşamaya itip ardından da onlardan bir şeyler talep ediyorlar.

Peki çözüm!

Biliyorum belki kaç kişi bunları yazdı çizdi, duygulandırdı veya üzdü ama çözüm üretmedi.
Bende üretemiyorum, düşünüyorum acaba gerçekten nasıl yardımcı olunur diye.
Biliyorum ve duyuyorum avukat, doktor hatta öğretmenlik mezunu kaç travesti var. Ama hiç biri mesleğini yapamıyor “et ticaretine” itiliyor. İşte tam bu ticaretten rahatsız olan halk çıkıyor karşımıza. Ticareti görünce halk ya torbasını kabartıyor sessizce su götürüyor yada haksız kazanç deyip kazan kaldırıyor. Kazan kaldıran halk “madem yapacaksınız bizim görmediğimiz, duymadığımız daha doğrusu görmezden ve duymazdan geldiğimiz saatlerde yaşayacaksınız” diyor. Niçin bunu yapıyorsunuz diye birde yargılıyor.

Yani hem özgürlük kavramını çiğniyor hem de terbiye ve hoş görü sınırlarını aşıyorlar. Şöyle ki herkes özgürlük kavramını yaparken “bir başkasının özgürlüğünün başladığı noktada senin özgürlüğünün bittiği, sınırları geniş bireysel yaşam modeli” der. Fakat travestilerin özgürlüklerinin başladığı noktalarda halk kendi özgürlüklerini bitirmeyip gece yaşa deyip ardından hoş görü dediğimiz “dindar gençlerin dinden bir haber dinin buyurduğu fakat yerine getirilmeyen şeyle” onları aşağılayıp neden siz namuslu meslek yapmazsınız derler.

Tamam, işin pembe dünyasından bakalım misal travesti bir doktor. Kaç kişi giderde muayene olur. Ben diyorsanız emin ol bir, iki derken toplum dışlar vaz geçersiniz.

Yada öğretmen. Kaçınız çocuğunu verirsiniz.

Bakın canım halkım yine olmadı. Pembe dünyada da yine özgürlük ve hoş görüyü unutup çıkar derdine düştünüz. Bence artık onları görelim, haklarını haddimiz olmadan aldığımız haklarını geri onlara verelim.

Çözüm bulamasam da ben görüyorum ve duyuyorum sizde görün ve duyun emin olun çözüm başlıyor…

Gökkuşağında mavi kadar pembede var unutmayalım…



7 Eylül 2014 Pazar

Merhabalar değerli LGBTİ FM takipçileri, dileyicileri.
Madem dedik geçen hafta başladık kanayan yaraları deşmeye biraz daha cerrahi ilerleyelim bu konuda ve gayette steril olmayan bir bıçakla devam edelim...
Neden aşk yok bu "ortamda" yada neden uzun aşk yok "bu ortamda ki" renkli insanlarda. (ortam kelimesi tamamen LGBTİ bireylerin kendilerinin toplandığı zamanda kullandıkları, kendileri için seçtikleri bir kelime olduğu için tırnak içinde belirttim)
Sonra şöyle baktım.
Vay arkadaş dedim.
Ne renkliyiz, ne marjinaliz, ne duygusal ve öküzüz, ne çocuğuz, ne yetişkiniz, hem anne hem babayız, hep güleniz, azıcık mutluluk için can vereniz, ve dahasıyız.
sıralasam dünya kadar madde, düzinelerce sayfa dolar.
EEE diyeceksiniz sonuç aşk neden yok?
İşte bize tanrı insanlar arasında yaratırken bir gruba tembelliği bir gruba güzelliği bir gruba mutluluğu bir gruba azabı, ızdırabı, kederi, mutsuzluğu, eğitimsizliği, ezilmeyi, eşitsizliği, zenginliği, hep mutluluğu ve dahasını vermiş. Yada bir çok maddeyi hep es geçmiş. Ama eninde sonunda ufakta olsa bir aşkı nasip etmiş.
Evet tanrı insanlardan bir çok şeyi alıp aşkı nasip etmiş.
Ama bence tüm LGBTİ bireylerine ise herşeyi vermiş fazlasıyla ama tek şeyi onlara yasaklamış.
AŞK!
Evet herşeyi bolca vermiş, hiç tanrı esirgememiş, ama aşkı, sevgiyi onlara lanetlemiş, yasaklamış.
Kızın sövün dövün gülün ağlayın ama bence Tanrı sevilmeyi, sevmeyi, aşık olunmayı, aşkı yasaklamış.
Daha doğrusu lanetlemiş.
Hep gülsekte, hep mutlu olsakta, hep zengin, fakir, mutsuz, çocuk kalsakta yada makam mevki sahibi olsak ta bu lanet hiç bozulmayacak.
Biz kör kütük aşık olsak ta bize olanı olmayacka. Çıkan max 4-5 sene sürecek.
Ne olur lanet kırılsın. Evet sonsuz mutluluk yok ama aşkla bir çok zorluk mutluluk gibi oluyor.
Bazen parkta bakıyorum, ey diyorum koca sonsuzluğu yaradan ya bizimde lanetimiz kaldır yada bizi bitir.
Bizim aşkımız...
Bizim renkli aşkımız...
Artık uzun süre aşk yok ;) haftaya daha ele avuca gelir noktalarda görüşmek dileğiyle...
Sevgiyle kalın...
Renkli yaşayın...


6 Eylül 2014 Cumartesi

Herkese yeni haftadan, sonbaharın iliklerimize yavaş yavaş girdiği şu günlerden merhabalar...
Keyiflerin tıkır, giyimlerin gıcır, şekillerin Paris olduğu nice pazartesiler diliyor bıraktığım renkli diyar LGBTİ bireylerinden kanayan bir konuya parmak basarak devam ediyorum. 
AŞK!
"Öf be hacı abi ne yaptın" derseniz haklısınız, saygım sonsuz, sevgiler derim.
Herkesin için için yandığı, kanadığı, aradığı ve çoğu zamanda bulamadığı aşk!
Diyorum ki neden acaba geçmişte aşklar daha uzundu. 
Gerek "heteroseksüel" gerekse "homoseksüel" çiftlerde olsun ilişkiler bayağı uzundu, uzunmuş.
Sonra durup hemen buluyorum aslında sorun çiftlerde değil "gelecek" dediğimiz ve her saniye bizim olan kavramda.
Yani zaman ilerledikçe insanlar her şeyi olay elde edip kolay bırakıyor. 
İşte Aşkta bunlara kurban verilen türünün son örneği canlılardan. 
Yani değişen zaman, çiftlerimizde zamana ayak uydurayım derken hop aşklarından oluyor. 
Zamanımız da artık sakız bile internetten satılır hale geldi. İnsanlar evlerinden, iş yerlerinden yani bulundukları mekandan çıkmadan her şeye ulaşıyorlar eee hal bu olunca "haydan gelen huya gider" misali nasılsa aynı kolaylıkta bir tana daha bulurum diyor çabuk vaz geçiyor. 
Halbuki aşk o kadar kolay bulunamayacak maden gibi bir tanımı bile olamayacak çok "ormantık" bir olay. 
İnsanlar hoşlantıyı sevgi zannedip aşkın adını kirletiyor. 
Hoşlandığı insanların yanında zamanın tadını çıkarıp, şekeri bitmiş sakız misali bir kenara atınca "aşkımız bitti arkadaş kalalım" modu devreye giriyor. 
Ulan sen ne ara hoşlandın, ne ara sevdin, ne ara arzuladın, onun yerine düşünüp, hareket eder hale geldin de şimdi arkadaş kalıyorsunuz. 
İşte artık zamanın getirdiği gelecek objesinin hızla hayatımızın her alanını kirlettiği şu hızlı dünyada artık yeni adı "elektrik alma" olan hoşlantının lütfen aşka karıştırılmaması ricasını yapıyorum.
Cidden aşk öyle 1-2 günde oluşmaz...
İlk görüşte aşk değil beyin uyuşması, göz banyosudur. 
Sonra alışkanlıklarıyla kabullenen onu koşulsuz her halini hatta bir sonraki adımını az çok tahmin ettiğin hali aşktır. 
Az çok diyorum çünkü insanlar kendileri bile kendilerini teee ne zaman daha çok az tanıyorlarken bir başkası nasıl tanısın. 
Yani demem o ki biz bu b.ku yemeye böyle devam edip kavram kargaşası yaşarsak yandık. 
Önce kavramları oturtalım sonra sevmek için, harcamamak için çaba harcayalım. 
Aksi halde tek bir hafta dışında ki tüm konularda olduğu gibi bu konuda da gelecekte robotlaşmış mantık evliliklerinin yer aldığı bir dünyada olacağız. 


"NEREDESİN AŞKIM?"
"BURADAYIM AŞKIM"

1 Eylül 2014 Pazartesi

 Değerli LGBTİ FM takipçileri bu haftada kocaman merhabalar. Günler pazartesini göstersin de siz değerli, renkli, eğlenceli, hoş sohbetli ve daha nicesi bol insanlarla bulaşayım diye gün sayıyorum.
Bu haftada biraz siyasetten gündem den uzaklaşıp renkli dünyalara doğru yol alalım diyorum. 
Ne dersiniz?
Açıkçası hem istekli hemde azıcık buruğum.
Şöyle bir haftalarımı, senelerimi analiz ediyorum da diyorum bu LGBTİ bireylerine en büyük kötülüğü kim yapıyor diye. 
En büyük ötekileştirmeyi,  köşeye itmeyi kim yapıyor? 
Sonra ürkek adımlarla geri doğru yürürken "çat" bir ses duyuyorum tıpkı gerilim filmlerinde ki gibi kafamı yavaşça sağa çeviriyorum...
Ne göreyim yine en büyük kötülüğü yapan "çat" diye şiddeti kullanarak kendini toplumda kaliteli bir yerde düşündürmeyi sanan bir başka LGBTİ bireyi. 
Yani bir LGBTİli birine en büyük kötülüğü yine LGBTİli biri yapıyor. 
Evet.. Kızma bana... Ama öyle. 
Analiz edin.

Misal;

Onca site var (gerçi çoğu et pazarı) geriye kalan kaliteli kısımlarda ise LGBTİ birey kendine arkadaş arıyor hop hemen kriterler denen insanı bir kalıba sokma çabasına iten tuhaf duvarlarla karşılaşıyor tamam illa ki her insanın gözüne hoş gelen kişiyle vakit geçirmek ister ama bunu daha kibar ve karşındakinin de insan olduğunu hatırlayarak yaparsın. Yok efendim kaba şekilde "uymaz" denilen karşındakini büyük baş hayvan yerine koyduğun kaba saba kelimelerle yada "cam" denen insanı uzaylı formunda gösteren tuhaf 1.3 megapiksellik görüntüye aldanıp saniyesinde o kamerayı bir "hi" bile demeden :) suratına kapatan ve daha bir çok insanlık dışı formda tanışma aşamalarıyla insanın yaratıldığı renkli ruhu ötekileştirip küstüren yine LGBTİ birey.
Yani "sen çirkinsin" "eşcinsel neden oldun" gibi tuhaf saçma ve iğrenç ötekileştirmeye itip, dünyaya küstüren, köşeye iten bir eşcinsel. 
Tekrar soruyorum şuana kadar en büyük kötülüğü kim yaptı?
 Ayrıca illa insan arkadaş olmak için gözüne hoş gelen birini mi bulmalı. Beyni olsa düşünse yetmiyor mu?

Yada misal;

Daha kendini kabullenmemiş yada gizli (saygım var ama gizlisin diye biraz sonra yazacaklarımı da yapman gerekmez ya) bir LGBTİ li sokakta, ekranda yada herhangi bir sohbet esnasında konu eşcinselliğe gelince neden homofobik kesilip tuhaflaşıyorsun.
Kusura bakmada banyo da bir başka eşcinseli düşünüp saatlerce "şakşuka" yapan ben değilim. Yine sensin ne oldu da 2 sn ye de homofobik oldun.
Daha ılımlı yaklaşıp bunun normalliğinden bahsetsen sanırım seninde belli süre sonra dünyan bunu kabul edip daha eğlenceli sıkıntının az olduğu bir yaşam geçirirsin. Savunmuyorsan yada savunmak istemiyorsan bile sus be kardeşim. Neden kötü konuşuyorsun. 
Bazen bu konuşmalar o kadar kötü olur ki bir heteroseksüel bile ondan daha az homofobik oluyor. 
İşte yine en büyük kötülüğü LGBTİ li kendine yaptı. 
Yada beğensekte beğenmesekte sıkıcı baskıcı da desek biz Türkiye de yaşıyoruz. Bu ülkeninde bir kültürü var. Unutmayalım ki bu kültür denen değer yobazlık olan kısım değil, dünyanın hayranlık duyduğu, ülkeler arası fuarlar açıp kendilerini tanıttığı o kültürler. İşte biz eğer topluma kendimizi kabul ettirmek istiyorsak o kültürü çiğnemeden bunu yapmalıyız. Topluma anlatırken garipleşme den, ötekileştirmeye gerek duyulmayacak insanlar olduğumuzu göstererek yapmalıyız.

Misal;

Sen  yürüyüşler, kendini anlatma hareketleri düzenlerken ne kadar normal bir formda davranırsan bu ülkenin kültürüne ait bir evlat olduğunu söylersen onlarda çabuk içine alır çünkü derki "ha bunlar bizim gibi evet hiç bir gariplikleri yok neden kötü davranayım ki der" ve hop bir anda senin hakkını savunur hale gelir. 
Hep denir ya bu sanatçı halktan biri o yüzden çok seviliyor işte o misal. 
Sen ötekileştiriliyorsan hep kültüre aykırı olduğunu düşündükleri içindir. 
Ama sen normal olduğunu "anormal" olduğunu düşündüklerine "normal" şekilde anlatırsan sen de artık "anormal" değil hakkın olan "normali" yaşarsın. 
Evet sen tuhaflaştıkça, nasılsa toplum itiyor ben hırçınlaşıyım dedikçe işler ucundan tutulmaz, savunulamaz konuma gelip en büyük kötülüğü yine sen kendine yapmış olursun. 
İşte düşünce ben bu sonuçlara ulaştım. 
Ama bana soracak olursanız gelecek ne olacak ey garip köylü diye bende ilk defa dokuz haftanın sonunda bu konuda bizde artık bilinçli adımlar attığımız için daima iyileşerek ilerleyeceğini düşünüyor ve hatta diyorum ki homofobinin suç sayılacağı bir ülke konumuna bile geleceğiz diyorum.
Hani derler ya "hırsızın hiç mi suçu yok" gibisinden bir söz aynı o misal. 
Azıcık bizde kendimize bakalım. 
Ama hep renkli kalıp renkleri savunalım. 
Kendine "baldan daha tatlı baktığınız" güzel günler diyorum. 
Haftaya tekrardan görüşmek dileğiyle. 
"Etrafınıza daima renkli ışıklar saçmanız dileğiyle"...

19 Ağustos 2014 Salı

Ey aşk!
Anlat bana cinsiyetini.
Pembesiyle, mavisiyle.
Anlat ki öğrensin artık,
Kim kimle...
Eriyle, dişisiyle.
Ey hayal!
Düş şu gönlümden,
Öğren ki artık, aşk hayal.
Öğret ki, ey gönül, bilsin.
Aşk...
Ey aşk!
Anlat bana cinsiyetini.
Pembesiyle, mavisiyle.
Eriyle, dişisiyle.
Kimse duymaz, bilmez,
Bu garip diyarda.
Eriyle pürüyle,
Düşüyle dişiyle.
Kimse duymaz,
Ne gariptir ki, onca kundak bebeği.
Çığlığıyla, inkârıyla.
Ey aşk!
Artık anlat şu garip gönüllere.
Sevabıyla, günahıyla.
Günah ise eğer ey aşk.
Yanar der ki nice erkek,
“Ey aşk”
Onca korda.
Yanarda ne diye aşka tapar...
Ey aşk...
Anlat bana cinsiyetini...

m.burak dikilitaş
29.07.2012 





Subscribe to RSS Feed Follow me ha! :)