2 Temmuz 2013 Salı


 Unutmadık, Unutmayacağız!
Nasıl unutalım ki;
biz bir mum ateşinde ki yanığın acısına katlanamazken diri diri yananları nasıl unutalım.
Bir hatada bizim iyiliğimiz için kızan anne, babamıza katlanamazken haklı ve yargılanması mümkün olmayan bir konu uğruna üstelik misafir geldikleri bir şehirde kapıları önünde tonlarca hakaret duyup birde taşlanmayı nasıl unutalım.
Ben hiç birine kızmıyorum.
Çünkü insanlara kızılır, öfkelenir, suçlanır.
Siz kapınızın önünde ki bir saksıyı kıran köpeğe kızar mısınız? Suçlar mısınız? O HAYVANDIR çünkü kızamazsınız.
İşte bende bu yüzden kızmıyorum.
Bu konuda kimseye değinmeyeceğim çünkü herkesin vicdanı var ki hoş o vicdanda o otelde yanmadıysa.
Sen elini uzat bir muma dayan onun kavuran ateşine de sonra o şairleri, şarkıcıları şehrine misafir gelenleri o ateşe layık gör.
Kimse Türk veya Müslümanın misafir perver olduğunu söylemesin.
Çünkü MADIMAK ta yapılanlar ne Türklüğe nede Müslümanlığa hele onların getirdiği misafir perverliğe hiç ama hiç sığmadı.
Unutmadık, Unutmayacağız!
Çünkü kimse görüşleri, inançları, seçimleri, düşünceleri ve dahası için yargılanmaz derken BİZ onları yaktık.
BİZ diyorum çünkü halen daha "sana ne oluyor alevi misin? Madımak neyine" diyenler var!
İşte bu yüzden BİZ yaktık!
Unutmadık, Unutmayacağız!

Şu şöyledir diye uzun uzadıya öfke kusasım var ama tarih ortada! İnsan diye insanca yargılanan insancıkların cezaları da, salınmaları da, kaçakları hatta zaman aşımıyla af edilenleri de ortada. Şimdi ne diyelim ki.
Yanmamışsa o vicadana teslim edelim yanmış ve kül olmuşsa onların inandığı dinlerine teslim edelim.
Çünkü benim inandığım dinde hoş görü, insanı, doğayı koruma var. Katledip kaçma yok.
"Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olmaksızın kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatım kurtarmış gibi olur." Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.” (Maide, 5/32)
İşte benim dinim bunu der.
Bu yüzden;
Unutmadık, Unutmayacağız!

Detaylı Bilgiler için >> tıklayınız...


15 Haziran 2013 Cumartesi


Yaz geldi. Üstelik bir sıcağı , bir yağmuruyla. Unutmadan "gazıylada".
Okullarda kapanınca artık tam tatil modundayız diyebiliriz.
Genelde sahil kenarındakiler deniz kıyılarında denizin serin sularıyla karneyi ve tatili değerlendirirken iç kesimler havuza talim.
Ortak noktaysa genelde yazın sıcağından bunalan ve sık sık söylenen toplum.
Lakin; reklam sloganı gibi artık bu durum değişti gibi. Dedim ya yazınında başında " Üstelik bir sıcağı , bir yağmuruyla." yani ne sıcağı nede bunaltan havası kaldı yazın.
Hal böyle olunca bu değişen durum herşeye yansıdı.
Misal uyuma şeklimize bile nasıl mı ?
 Değişen küresel ısınmadan sanırım biz bu aylarda çarşafı bile üzerimizi örtmek için zor alırken şimdilerde battaniye ile yatıyoruz. Değişim ve değişiklik güzeldir elbette ama keşke bunu dünya üzerinde uygulamasaydık. 
Dünya yerine beynimiz değişseydi yada vicdanımız. Daha sıcak hatta sevimli durmazmıydı.
 #Direndünya diren!
 Cahil yöneticilere, doğa düşmanlarına, örümcek beyinli insanlara dayan. Yaz geldi, geldi ama giderek eksilerek, yok olarak, değişerek geldi.
 Yaz geldi!

2 Mayıs 2013 Perşembe


Hastaysam ilacım, mutsuzsam mutluluğum, dertliysem neşem, tiyatro herşeyim:)

Öyle bir delilik, öyle bir aşk, öyle bir sevda ki bu...

Delilik böyle kendiliğinden olmuyor aslında.

Buna sebep olan sahnede sizi alıp götüren hikayeler, o hikayelerin bize hatırlattıkları ve elbette ki seyrine doyum olmayan oyunculukların katkısı çok büyük:)

Ayrıca eş dostla seyretmeye doyulamayan oyunların ikinci, üçüncü turları, sezon içinde heyecanla beklenen oyunları, Ekimden önce seyredilmesi gereken prömiyerleri, sezonun şakalı son oyunlarını, tiyatro festivallerini, Genç Günleri, açık hava akşamlarını, İş Sanat’ta tiyatro tadındaki şiir dinletilerini, tiyatro sayesinde kazanılan sürpriz güzel dostlukları, her sezon artarak çoğalan, sahnelere koştururken yollarda girilen gülme krizleri ve maceraları da unutmamalı:)

İnanın abartmıyorum ama bir şeyi çok açıkça belirtmeliyim. Belki sahne üstünde ya da gerisinde değilim ancak iyi bir oyun seyrettikten sonra yaşadığım mutluluğun inanın tarifi yok. Yaşadığımı hissediyorum, nefes alıyorum. Ben böyle hissederken sahnedeki sanatçılar o alkışları duyduğu zaman neler hissediyor kim bilir.

Her yeni oyun, her yeni açılan sahne son dönemlerde artık biz sanatseverler için çok daha önemli bir hale gelmeye başladı. Çünkü profesyonelinden, amatörüne, devletinden şehrine kadar sahnedeki her şey bizim için geleceğe umutla bakmak için bir sebep.

Bilenler bilir hep derim, yine tekrarlayacağım. Ben tiyatronun sebep olduğu her şeyi çok ama çok seviyorum. Bu nedenle gönlümden geçen hep daha çok sahne, hep daha çok yeni oyun.

Ve değil mi ki deliye her gün bayram bana da her gün 27 Mart nasıl olsa... :)

Bu nedenledir ki başta sanatçı dostlarım olmak üzere tiyatro için ter döken, emek veren tüm tiyatro delilerinin “Dünya Tiyatro Günü” nü bugünden kutluyorum:)

Tiyatro umut, tiyatro direniş, tiyatro yaşadığını hissetmek, tiyatro bir aşk ve tiyatro ile aşk yaşamanın keyfi bambaşka...

Tiyatro, seni sevmek aşkların en güzeli...

Tiyatro aşkınaaaa!

Bir Tiyatro Delisi’nden Sevgilerle

Alıntı: http://birtiyatrodelisi.blogspot.com/2013/03/deliye-her-gun-27-mart-nasl-olsa.html?showComment=1367521092109#c7460808522676998301

15 Şubat 2013 Cuma

Nedenir ki süper hatta, süper ötesi bir protesto. Genelde tazikli su, polis barikatıyla karşılaştığımız protestoda bu sefer yerini müzik eşliğinde dans eden dünyanın çiçeklerine bıraktı. Nedenir ki şiddetin her türlüsünün durması, daima böyle güzel protestolarla karşılaşmak umuduyla.

13 Şubat 2013 Çarşamba

Yaşamak için paraya ihtiyacın var. "insanlık adına." Ölmek için paraya ihtiyacın var "insanlık adına." Öldürülürsün yine para için. Onca cümle parayla sonuçlanırken bunun neresinde insanlık!

12 Şubat 2013 Salı

İşte dün gazetede okuduğum resmi sonuçlar. 80 hastane yada 500 okul!

9 Şubat 2013 Cumartesi

Geçenlerde tatil için geldiğim Erzurum'un bari tam tadını çıkarayım dedim ve attım kendimi doğrudan Erzurum Devlet Tiyatroları gişelerine. Tesadüf bu ya bir ay önce incelediğim ve araştırdığım bir oyunla ' Çıkmaz Sokak Çocuklarıyla ' karşılaştım. Tabi bu durum beni mutlu etti ama en çokta hiç şüpesiz harika dekoru, muhteşem oyunculukları ve müthiş salonu beni daha da büyüledi. Oyunun metnide, yorumlanması ve sahnelenmeside bir ayrı harika. Ayrıca herkesin aklında daha doğrusu izlenimi hiç şüpesiz 'Doğu'nun Sanatan Uzak' olduğu yönünde. Lakin adeta böyle düşünenleri utandırmak için sanki salon C.tesi saat 14:00 da bile ağzına kadar doluydu. Önyargıyı sanatlada tanıştıran insanlara sesleniyorum sanat en güzel şekliyle size rağmen Doğuda işliyor. Uzun sözün kısası eğer yolunuz düşerse lütfen 'Çıkamaz Sokak Çocuklarına' uğrayın.

8 Şubat 2013 Cuma

Eyvahlar olsun. Bu da nedir? Ben daha yeni gördüm fakat dizi ikinci bölümüyle yayın hayatına başlamış da devam etmekte. Akasya Durağı bitti yok yeniden başladı tuttmadı tekrarları reytingler de saatlerinde ilk sıraları aşındırdı derken kadro yeni kanalında farklı konuda bir kaç yeni ve iyi yüzüyle "Bizim Okul" ismiyle dizi severlerin karşısında. Açıkçası bu dizi diğerinden daha başarılı olacağını düşünüyorum zira bizim alışık olduğumuz ve güldüğümüz konuyu saçma durumlarda görmeye alıştığımız başarılı oyunculardan izleyeceğiz. Tabi buna birde yeni ve yine iyi oyuncuların katılmasıda cabası. Ne diyim izleyicisine, oyuncusuna, yapımcısına vs. vs. sine başarılar. İyi seyirler.
Canım ne zaman tatlı istese ki hele bu çikolataysa direk bana akışkanmı akışkan bu tatlı sabahlar gelirdi. Aklıma düştü geçenlerde tekrardan yiuince. Amaaa malsef ki eski tadından değildi. Acaba dedim o zamanlar çocuk tadındanmıdır yoksa eski zamandanmıdır bilinmez ama dedim ya o eski tadı yoktu. Birde daima şunu savunurdum ki bu tüplü akışkan tatlı sabahlar bitince bir şeye benzemiyor.
Profeterol, cheescake vs. vs. bu kadar dünya tatlısına boğulmuşkan neden mirasımızı unutup birde yabancı komşularımıza kaptırıyoruz ki? Tabi bu kaptırma olayı eski bu yanlışa değinecek değilim sadece tabak tabak yiyip, yada tabakların fotoğrafını çekip a-sosyal paylaşım sitelerinde yapancı ülke tatlılarını ve bir çoğu da bir çoğunun içinde ne olduğunu bilmeden paylaşırken neden tepsi tepsi ananızın baklavaları paylaşılmıyor. Biskeviler yiyorlar şakalaşıyorlar. !

7 Şubat 2013 Perşembe

Ne demişler bildiğin yol en kısa yol. Bu seferde bildiğin blog en güzel blogmuş. Anlayacağınız benimse anlatacağım şey dedim akıllı telefon edindik madem birde postlarımı dakika dakika uygulamayla takipçilere aktarayım. Tabi bu fikire iten en büyük sebep instagramdı. Kullananlar bilir altlarda bir başka mini blog ismi yazıyor. İşte uyduk instagrama açalım dedik o blog sitesindende bir blog daha. Ama diyorum blogger gibi olmaz falan filan. Derken iki güne anca açtım. Ama biliyordum. Canmışsın blogger.

10 Aralık 2012 Pazartesi

Türk’üm dedim, hadi lan faşist dediler.
Kürt’üm dedim, hadi lan bölücü dediler.
Laz'ım dedim, hadi lan devşirme Rum dediler.
Çerkez'im dedim, hadi lan hain Etem'in torunları dediler.
Alevi'im dedim, hadi lan dinsiz kızılbaşlar dediler.
Ezidi'im dedim, hadi lan Yezid'in pis soyu dediler.
Arap'ım dedim, hadi lan pis yobazlar dediler.
Ben dedikçe onlarda bir şeyler dediler.
İnsanım diyecektim ama,
İnsanlığa ait her şeyi yok ettiler.

İnsanlık bir maske takmış ölmek için gün sayıyor. Diğer geçinenler ise yaftaları yapıştırılmış birer" mal" desem. Ayıp olmaz değil mi?
"İnsan"lar onca kana bulanmış, iğrençliklerle sürünürken utanmıyorlarsa bende bunu demekten utanmam!

Dün internet ve futbol camiası çalkalandıkça çalkalandık. FB'nin Bekir'i gol attıktan sonra sevincini taraftarıyla paylaşmak istedi. Taraftarı da o anda bir heyecanla öpeyim derken Bekir'le öpüşmüşler.
Ne var bunda.
Millet tutturdu aman yarabbi bir eşcinsellik!
Ulan eşcinsel ilişki yaşamadıkları ortada halen siz neyin kafasındasınız. Özellikle sözüm İncicilere. Sizlere de "ta.ak" geçeceğiniz konu çıktı. Şakanın bir dozu vardır.
Hadi gelelim diğer açıya "velev ki gayler".
Ne olacak?
Biz sürekli naralar atarız eşitlik, hak vs. vs.
Nerede kaldı bunlar?
Konu ciddiyete binince aman hemen bu ciddi havayı dağıtalım, hemen sorunları yok sayalım.
Tabi FB de bunlar olurken GS de neler oluyordu neler?
Engelli sporculara yapılan terbiyesizliği yazmak bile istemiyorum.
Artık sporda, dünyanın her yerinde eşitlik, adalet ve dahası gelmeli.
Ama bence bu eşcinselliği uzatmak yerine daha ciddi sorunlarla ilgilenmek lazım. Misal mi?
Dün yağmurda felç olan İzmir'in alt yapısı.
Biz aman millete yafta yapıştıralım derken yaşadığımız dünyanın mahvettiğimiz toprağını unutuyoruz.
LÜTFEN DİYORUM, LÜTFEN DİKKAT EDELİM ARTIK!

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü
1948′de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, “insan haklarının anayasası” olarak tanımlanır. İnsanın doğuştan sahip olduğu kişisel hak ve özgürlükleri tanımlar, her insanın yasa önünde eşit olduğunu, işkenceye, kötü muameleye ve onur kırıcı cezalara tabi tutulamayacağını ilan eder. İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi yolunda uluslararası toplum tarafından sürdürülen çabalara yol gösterici işlevini bugün de sürdürür. 1948′de kabul edildiği tarih 10 Aralık her yıl Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanır.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Mum

Bir mum yaktım. 
Gün ışığının tam ortasında.
Ne ben görür oldum, 
Nede aydınlattığı dibi.
Unuttum yandı,
Eridi.
Bittiğini dahi görmedim. 
Ağırlığıyla yandım.
Yaklaştım ,
Göremediğim ışığı, 
Yaktı. 
Kendisiyle yandım.
Gün ışığının tam ortasında.
Ne yandığımı gördüler,
Nede dibim aydınlandı.
Kaçarım artık dokunma,
Yakarım.
Bir mum yaktım, 
Gün ışığının tam ortasına.

Mustafa Burak DİKİLİTAŞ





30 Kasım 2012 Cuma


Benim vekilim nerede diye soruyorum?
Çünkü benim vekilime Türkiye Cumhuriyeti Meclisinde artık ele avuca gelir şeylerin "medeni birer
'insan' " gibi tartışmalarını istiyorum.
Sözüm ve söz konusu konu şu ki;
Meclis denen yapı Türkiye'nin sorununu, sorunlarını çözmek yada ortaya koymak için vardır. Ama bu sorun popüler niteliği olan işler değilde tabii kaynaklar, hazine ve yurttaş sorunları olmalı diye düşünüyorum.
"Muhteşem" sıfatının arkasına gizlenmiş soluk rantlar peşinde koşulmasını istemiyorum.
Yani; "Muhteşem Yüzyıl" meclisimde tartışılmasın diyorum. Nasıl yerli üretim yapabiliriz, öğrenciler niçin yararlı yurttaş değil gibi ele avuca gelir konular işlenmeli ve bir an önce varılmalı şu Muasır denen Medeniyetlerin zirvesine.
Benim bu sözlerim ne AKP karşıtı nede CHP yanlısı veya diğer partilerin birer oy vereni olarak algılanmasını istemem. Zira ben ne AKP ne CHP nede MHP liyim. Ama bir o kadarda ben AKP'li ben CHP'li ben MHP'li ve diğerleriyim.
Çünkü Ben Türk vatandaşıyım ve onlarda beni temsil için var olan Türk partileri.
Sözümün özü şu ki artık titreyip kendimize gelmeliyiz ve fark etmeliyiz ki jeneriğinde "Dizi" yazan bir yapımın "Dizi" olduğunu, ve yine fark etmeliyiz ki kapısında "Meclis" yazan bir yerin "Meclis" olduğunu. Yani diziyi belgesel, meclisi RTÜK binası sanmamalıyız.
İşimizi bilmeli, işini yapanın da kafasını karıştırmamalıyız.

27 Kasım 2012 Salı


Uzun süredir adını duyuyor ufak tefek araştırma yapıyordum. Bu araştırmalarım sonucunda insanların tuhaf şekilde dizeye bağlandığını, bağımlılıkla bahsettiklerini falan okuyordum. Sonra hadi dedi arkadaşım uykusuz kaldığım bir yaz sabahında izleyelim benim bilgisayarımda var dedi ve açtı jenerik müziği eğlenceli, konusu bana yakındı. ve ismi yazdı;
GLEE...

Aman Tanrım konusu, içeriği, konu işleyişi, oyunculuklar, şarkılar, dünya olarak sıkıntılarımız ve daha bir çok konuda muhteşem bir performansa kavuşmuş müthiş hatta müthiş ötesi bir dizi.
İşin özü daha ilk dakikalarda beni de anında bağımlı yaptı.
Derken hızlı hızlı bölümleri izledim ve sezonları bitirdim. Açıkçası "Merlin" den sonra beni etkileyen ikinci yabancı dizi.


 Belki de hayatında bir kez izleme fırsatı yakalayan bir çok kişi bir daha bırakamayacak diye düşünüyorum.
Eşcinselliğe, azınlık kişilere, sanata insanların yaklaşımını farklı ve ince detaylarla ele alan dizi kesinlikle bir kaç senenin en iyi yapımı.

Son söz, GLEE...



İnsanların konumu, yada kaderlerinden dolayı yaşadıkları, diğer insanların onları ezmeleri yada aşağılamaları yada yada bir sürü sıralanacak insanlıktan uzak bir dizi işlemleri yapması hakkını kazandırmaz.
Sözüm İzmir de akşam palyaçoluk için gittim Hakim Evin de yaşandı.
Çocuklar ile eğlenceli dakikalar geçirirken bir kişi alabildiğine neden oyun salonuna çocukların alındığına dair bağırıyordu. Karşısında ki görevli ise sadece susuyor gece için çocuklara kiralandığını arada söyleyebiliyordu.
Sonradan öğrendim orada ki görevli kişiler İzmir Buca da ceza evinde yatan kader mahkumlarıymış. Bağıran kişi bu durumu bildiği için bir şey yapamayacağını düşündüğü insana alabildiğine bağırıp ego tatmininde. Ne yazık ki insanın başına ne geleceği bilinmez. Ama eğer iyilik yaparsa ne gelirse gelsin daima iyi bulacağını bilir, yada duymuştur.
Egolarımızdan arınıp gönlümüzü alçak tutmak zor ama imkansız değil. Bir daha düşünelim bizim kişiliğimiz hayattaki maddiyatın getirdiği konumumuz olmamalı bizim kişiliğimiz maneviyatla doğan onurumuz, iyiliğimiz, yaptıklarımız olmalı.
Bir çok devlet adamı yaptıkları manevi ve güzel iyiliklerle anılır eğer maddiyat peşine düşüp bir kaç ufak şeyle zaman kaybetmişseniz sadece o gün anılır lanet okunursunuz.
Her şey bir kenara bırakıp bir daha düşünelim.
Yaşamak mı, onurlu yaşamak mı?

11 Ekim 2012 Perşembe


Herkes istiyor arıyor, duruyor. Öyleyse neden onca insan aç gibi halen sevgisiz susamış çöldeki bedevi misali. 
Neden! Para gibi kazanılması zor yada lüks tüketim gibi ulaşılması zor bir şey değil halen neden!
Yada bulan ne çabuk para gibi harcıyor yada ulaşması kolaymış gibi bahsediyor. 
Neden soru işaretleri bol ama en temiz istek. 
Dili yanıyor, bir daha tövbe diyor yinede aranıyor. 
Acaba insanlar yalnız yaşayamıyor mu? 


9 Ekim 2012 Salı

Yüreğini ısıtacak birkaç düşünce peşinde koşmak ister insan.
Parasız yada ağır yüklerle değil.
Misal hiç parasız, sadece doğru olduğuna inandığın rüzgar yönünde ki hizanda dosdoğru sadece selamlaşarak bir yerden diğer yere gitmek gibi.
Özenirim cesur, girişken ve dobra otostopla dünya turundakilere…
Düşünsene inandığın gerçeklik ve samimiyet duygusuyla dolaşıyorsun. Ne kadar net, yalın ve temiz bir “rüzgar”.
İşte rüzgarlar bazen temizler ağaçların yapraklarını. Düşünmeden gittiğimiz Ayvalık / Cunda Adasında ki yaprak taneleri gibi…
Her ne kadar “temiz” düşünce otostopla buna cesaret edemesek te adanın sakinliği ve dinginliği yetti.
Hele birde yerdeki birikmiş birkaç yaprak tanesi doyurdu ruhumuzu…

Selamlar olsun en yalınından, serin Cunda Adasından…
Subscribe to RSS Feed Follow me ha! :)