1 Ekim 2016 Cumartesi

Her ay, ay içerisinde bir yada bir kaç tane yada hiç olmak üzere izlediğim tüm sinema filmlerini bir kaç satır halinde sizlerle paylaşacağım ilk olarak Eylüldekilerle karşınızdayım;

1. Siccin 3: Cürmü Aşk - 2016  notum:5/4
    Sinema
Sekiz eylül 2016 da filme girdim ve hiç pişman değilim.
Zaten Türk korku filmlerinin hayranıyım fakat bu film de özellikle değinmek isterim ki oyunculuklar gerçekten iyi senaryo mükemmel. Ayrıca yine diğer filmlerden farkı olarak "bu film gerçek olaylara dayanır yazmadı" bu şekilde inanın ben daha çok etkilendim. ayrıca içinde aşk var ilk kez aşk filminin ve senaryosunun üzerine cin öğeleri ve korku işlenmiş. Sahneler, görüntüler, kamera açıları o kadar temiz ki anlatamam. Arkada gereksiz bir yığın hiç bir ses vs yok. ciddi anlamda bir emek ve güzel bir sonuç çıkmış.
Artık başka şeyler Türk korku filmleri açısında işlensin diyenlere bizim kültürümüz cin, yurt dışında bu öğe hayalet ve şeytan onlarda da bu öğeler üzerinden korku yapıyorlar bizde hayalet olamaz çünkü az islam ilmine merakı olan bilir ve güler çünkü ölen ruh dünyaya gelemiyor şeytan (tam olarak böyle olmasa da)  cinler aracılığı ile insanlarla iletişimde bu durumda her konu cinlere çıkıyor.
Ha karakter üzerinden korku yapılır derseniz o konularda denendi 'Konak, Gizli Yüzler, Kabuslar Evi serisi vs vs. Ama maalesef Türk seyircisi Türk korkusu deyince hem eleştiriyor yine mi cin hemde başka türlü işlenince gitmiyor.
Neyse özüne dönülecek olursa Siccin 3' e biz üç arkadaş gittik ve üçümüzde tüm salonla birlikte tam not verdik izleyici olarak. Tavsiye edilir...

                                                           ***

2. Şeytanla Anlaşma -  2006 notum:5/4
     web sitesi  tıklayınız >>
Kıssadan söylemek gerekirse MÜKEMMELDİ... 
İzlediğim en iyi filmler arasında. Benim gibi eğer ki hem fantastik hemde aksiyon olsun derseniz kesinlikle kaçırmayın izleyin. Genel olarak bir kaç yerde Alacakaranlık serisinde ki aşk benzetmesi yapılmış, evet biraz anımsattığı doğru olsa da filmin kendi içerisinde akan bir kural ve kurgu birliği var.
Sadece bence biraz açılar ve baş rolde yer alan çocuğun sonradan daha atik ve cesur hallerinin iyileştirilmesi fena olmazdı ama kesinlikle bu haliyle bile 5 üzerinden 4.

İkicisi olsun diyeceksiniz...

                                                           ***

3. Bilgisayar Korsanı ( Hacker) -  2015 notum:5/3
     web sitesi  tıklayınız >>

Öncelikle kısaca film iyi. 

Evet ne kötü ne çok çok iyi nede orta. net olarak iyi bir film. ilk 15 dk süper başlıyor hatta heyecanlandırıp insanın içinde umut dünyası oluşturuyor ardından ki 40 dk falan aynı olayların tekrarı söz konusu oluyor ki zaten sahne akarken oyuncuda bu yönde söylemde bulunuyor ’’aynı işleri yapıyoruz’’ diyerek işte o sırada seyirciyi biraz baysa da tam düşecek iken en yakın arkadaşının üzerinden gelen duygusal bir vurum sahnesiyle film dramsı başlayıp aksiyonal ilerleyip duygusal devam ederken aşk filmimsi polisiyemsi bir final yapıyor. 
tekrara düşen sahnelerde biraz aksiyon katılsa bence hiç fena olmadı. Ama film 5-3 denir. Mutlaka izleyin diyemesem de izleyin derim.

hüzünlendiğim sahneler ve heyecanlandığım sahneler oldu hakkını yiyemem ama ne zaman ders verilecek bu kadar siper suça özendirme veya heveslendirme olmaz derken sürpriz final ile aslında hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı süper işlenmiş.

                                                           ***

4. Holding the Man  -  2015 notum:5/3
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca Fena değil.

Evet sitede ilk görünce ben şok oldum LGBTİ filmi mi ? Evet genelde LGBTİ filmleri her film sitesinde yer almıyor belki yöneticilerin seyirci veya ziyaretçi korkusunda ama öncelikle bu cesurca ve insanca davranışlarından dolayı http://www.hdfilmdeposu.net/ ailesine teşekkürler.
Gelelim yorumlamaya film’’ the normal heart’’ veya ferzan özpet’in filmlerinden sonra biraz durağın daha doğrusu LGBTİ bireylerinin aile, çevre vs sıkıntılarının yüzeysel işlendiği bir durum oluşturmuş. Onun yanı sıra karakterlerin içerisinde ki aşk kavramları ve çift olarak birbirlerine bunu ifade şekilleri biraz hafif kalmış gibi.
Ama biyografik film sonuçta hayatları böyle aktıysa tabi değiştirilemez ama bir ara tarihlerde bir ileri bir geri yapınca az kaçırsakta sonradan sonraya film akmaya devam ediyor. Ayrıca finalde bir duygusal müzik istemedik değil hani. Müzikler konusunda biraz sınıfta kalsa da genel anlamada 5 üzerinden iki buçuktan 3.

Bu tarz film izlemeyi özleyenlere’’ the normal heart’’ öneririm. ;)


                                                           ***
5. 5. Dalga - 2015  notum:5/4
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film iyi. 

Kesinlikle bilim kurgu aksiyon ve az buçuk aşk arayanlara tam tavsiye edilmelik bir film. Örneğin bir sahnede su geliyorsa ve merdivende ise kamera açısında onun çok başarılı bir şekilde nasıl suyun basıncıyla aşağıya düştüğüne kadar detaylandırılmış bir anlatım gücüne sahipti. 
Başlangıçtan itibaren bir matematik çerçevesinde akan film gerçekten tür bazında çok iyi. Ayrıca bazı sahnelerde ki şok, şaşırma, korku ve benzeri mimikler ve oyunculuklar çok iyiydi. Ufak detaylar da ona keza çok başarılıydı.
Filmin ortalarına doğru niçin diğer karakterlerle savaş ve aksiyon olmuyor derken filmin son 45 dakikasında açığa çıkan gerçek ile süper ötesi bir durum başlıyor.
Ayrıca insanlığın da aslında buna benzer bir yıkın içinde yüzyıllardır olduğu mesajı veren film, ’’illa ki konuşan bir canlı örneğinin neslini mi tüketince dramatik ve vahşice geliyor’’ göze dedirten anlamak isteyene ince mesajlar içeren başarılı bir film.
Son not filme doyamayanlara filmin biraz da olsa farklı bir şekilde işlenmiş 3 sezon süren ’’stephen king’’ kitabından uyarlama ’’under the dome’’ dizisi de çok başarılı özellikle birinci sezonu ve sürpriz finaliyle tadından yenmez. Tekrardan dile getirmek gerekirse kesinlikle türünün hakkını veren sahneler, oyunculuklar ve senaryo mevcut filmde. film için 5 üzerinden 4.
Ayrıca ikincisi içinde gün saysam yeridir doğrusu.


                                                           ***
6. Delibal - 2015  notum:5/5
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film mükemmel...

Evet gelelim kısaca yorumlara abi neden bu kadar geç kaldım izlemek için dediğim nadir filmlerden.
Film son zamanların modası finali başta verme sahnesiyle başlayıp ardından hikayenin gelişmesini işlemesiyle devam ediyor. Sahne sahne ele alacak olursak ; 
abartılı özel okul ve üniversite hayatı biraz eksi puan haneye yazsa da film içerisinde olgunlaşan bir hayat akan bir zaman söz konusu ve bunu kısmi sahneler haricinde ciddi anlamda çok başarılı. Filmi izlerken biraz ’’Aşk Tesadüfleri Sever’’ filmi geldi aklıma. Açıkçası farklı şekillerde işlense de finali bazında hastalık bazında benzerlikler gösterdiği kısmen ortada.
İzlerken Çağatay Ulusoy’un enerjik ve zıpır hallerinden bir anne edasıyla içinize sokasınız geliyor. Bunun beraber tam bir hayat kesiti sunması ciddi anlamda filmin çok başarılı olduğunu gösteriyor çünkü diğer filmlerde es geçilen karakterler, söylemler, veya yönelimler bu filmde es geçilmediği gibi tam yerinde kaliteli bir şekilde işlenmiş. Çağatay Ulusoy’un giyim tarzını da film boyunca süzmedim değil benim gibi biraz takıntılı olan tüm cinslerin bayılacağını ve tek tek aklına kazıyacağı da göz kaçmayan detay.
Gerçekten filmin gerek kavga sahneleri gerekse oyunculuklar ve ayrıca senaristin, yönetmenin ve kurgucunun filmin hikayesinin seyirciye akış şeklinin sunulmasına hayran kaldım. Film ilerledikçe oluşan hikayeden tüyleriniz diken diken olacak.
Ayrıca ilerledikçe yaşanan travmatik kırılmalarla seyirci derinden etkilenirken göz yaşlarını tutmakta zorlaşacak.
Kısaca bu türü seven tüm izleyiciler hiç kaçırmadan hemen izlesin zira bittiği için üzüleceğiniz bir film olmuş.
Film 5 üzerinden 5...
Tekrardan hatırlatmak gerekse dram, romantik türünü sevenler izlesin aksi halde sıkılırsınız. ve hala izlemediyse bence anımsattığı için aşk tesadüfleri severi de kaçırmadan izleyin. Peş peşe bağlarsanız Halil Sezai koltukta yanı başınızda ’isyan’ arkadaşınız olur benden söylemesi... 


                                                           ***
7. Kardeşim Benim - 2016  notum:5/3
     DVD

Kısaca film iyi.
Güzel bir film. Keyif içerisinde aile olmanın değerlerin, aile bireylerinin öneminin daha da önemlisi bahsedilen isimler dışında başka ve daha az popülaritesi olan oyuncular olsaydı şüphesiz basında daha az olacak, salonlar daha boş kalacak ve gişesi bu kadar olmayacaktı. Evet film kötü değil ama aynı dönemde yada bir kaç ay öncesinde yer alan filmlere bakılınca bir tık zayıf. Ama son yarım saat için bu sözler geçerli değil. Sadece biraz geç girilmiş bir olay söz konusu. İkincisini seyirci isteye bilir bir durum söz konusu bu da bence başrollerin film içerisinde ünlü kişileri oynamalarından dolayı magazinsel ve ünlü dünyasının içerisine biraz belki girerler merakından yada sadece aşk için olabilir.
kardeş olmanın, kardeşinin olmasının anlatıldığı bunlar işlenirken de ünlü olmanın ve magazinsel konularda ne kadar rahatsız edici ve çirkin durumların oluştuğunu işleyen, hayal edildiği gibi hayranlık uyandıran bir dünya olmadığını kısada olsa işleyen bir film. Ama naçizane benim izleyici olarak son yarım saat haricinde film senaryosu
Komedi, romantik ucundan da dram olsun derseniz ailecek izleyecekseniz yada yalnız vs film süper 5 üzerinden de bence 3. 
Kardeşiniz var ise 'kardeşim benim' diyeceksiniz belki...


                                                           ***
8. Goosebumps: Canavarlar Firarda - 2015  notum:5/4
     web sitesi  tıklayınız >>

Kısaca film güzel. 


    Fantastik tarzı sevenlerin bayılarak izleyeceği ilk 5 dakika daha doğrusu ilk canavarın hapsinden sonra mükemmele doğru giden güldürürken karakterler arası nostaljik çarpışmalar, o karakterin başrol de yer aldığı film veya kitapların canlandığı, bir sahnesinde en azından benim öyle oldu duygulanıp pıt pıt iki damlanın düştüğü harika bir film.
     
   Kesinlikle ikincisi ne zaman çıksın diyeceğiniz, aşkın komedinin fantastiğin ve getirdiği aksiyonun hastası kalacağınız süper ötesi 5 üzerinden 4 hak eden bir yapım.

 İzleyin bence ;)

                                                           ***
9. Mavi Gece - 2015  notum:5/3
     DVD 
Kısaca fena değil. 

Film konusu ve hikayesi olarak hiç fena değil. Hatta bence tiyatro oyununa uyarlansa müzikal bir havada daha çok etki yaratacağı bir gerçek. Onun dışında bazı sahneler gerçekten süre doldurmak için var ama çoğunlukta gerçekten yüzümde tebessüm oluşturdu. Eda Bilgin hanım efendinin oyunculuğu film içerisinde o kadar doğal o kadar başarılı ki tüm kadro süper oynarken onları bile bence zaman zaman gölgede bırakmış. Kısmı sahnelerde ki söylemlere dikkat edilmeden sırf komedi olsun diye eklenen homofobik eylemlere dönüşen kısımlar hariç film fena değil. 5 üzerinden 2 buçuktan 3 olur.

Eğer fantastiğimsi bir şey olsun Türk olsun zaman zaman güleyim beni de çok yormasın derseniz mavi gece sizlik.
İyi seyirler...

26 Eylül 2015 Cumartesi

Bu varlık olmuş aşk körü.
Bulursa sende bir piç dölü,
Sende, bende, iki ayrı ölü.

Yoksa sende, benden başka biri,
Bulaşmasın eline, bir kahpe kiri.
Vuslatta bulsun, iki ayrı diri.

Vukuda, iki beden birbirini sara.
Olursa birimizde, nahoş bir kara,
O zaman düşelim, iki cihanda dara...

26.Eylül.2015
Cumartesi
05.39
İZMİR



29 Ağustos 2015 Cumartesi

Sanırım geldi.
Evet gelmiş. 
Bayraklar asılır, yüzler güler, gözler dolar, yürekler buruk ama gururlu bir şekilde başları dikeltir ve 'hey gidi atalarım siz rahat uyuyun çünkü biz varız' dercesine kalkar ve al bayrağa bakar sonra şöyle bir mahalleye bakar ve selamını komşularına verir. Çayını yudumlar, haberleri izler.
Ey insan oğlu hep yazarken iyimseriz de ya o izlerken okunan, dinlediğin haber metinleri neden yazılarken iyimser değil şehit, deprem, açlık, yoksulluk,rant rant rant ve yine RANT!
Sanırım geldi.
Evet gelmiş.
Geldi Zafer Bayramımız ama ne!
Bayram kutlaması gülmek, eğlenmek değil onca cihan devleti karşısında tek başına yüreğinde ki vatan aşkıyla başkalarının rantları için değil gelecek olan nesli için zorunlu olduğu için şehit düşen atalarını anmak, gururlanmak için var. 
İşte geldi.
Evet Gelmiş. 
Nice eve kor kor düşen şehit ateşleri de geldi.
Sen deme hiç 30 Ağustos Zafer Bayramı bayrağımızı asarken, sakın deme 'atam sen rahat uyu varız diye' çünkü sende 'uyuyorsun'.
Hadi yeter, yeter artık fark edin geçmişten ders alın savaş ölüm, savaş yitip giden 20'li yaşlarında gençler.
Ben yazarken süzülen yaşlarıma engel olamazken siz ey insanlar ne olur rantları için kapışanlara prim vermeyin ve Zafer Bayramımızı kutlarken bir daha düşünün uyumamayı düşünün, yaşamı düşünün...
Daha nice gençlerin daha nice 30 Ağustos kutlamalarını göreceğini düşünün.
Düşününün, düşünelim.

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN...


Öncelikle kocaman merhabalar.

“Sadece” size merhabalar.

Dile, dine, cinsiyete, renge ve daha ayrımcılığı körükleyen, ayrımlar kavramına değil, sadece size merhabalar. Yani insanlığa. Yani canlıya, yani yaşayan ve yaşamayı hak eden her şeye kocaman merhabalar.

Şöyle bir çevremize baksak, sözlükleri açsak, kötü diye tabir edilen nice kavramın silindiği, hiç tanımlanmadığını görsek. Misal savaş, misal ayrımcılık, misal cinayet, katil, terörist, sapık, zanlı, politikacı ve daha nice kötü diye tabi edilen kavram olmasa…

Ne yaşanası, ne yeşil bir dünya olur değil mi?

Her yer rengarenk, her yer canlı her yer saygılı olur değil mi?
Ama en önemlisi her yer insan gibi insan olur değil mi?
Aslında bu o kadar da zor değil nasıl tanımları insanlar yazdıysa yine tanımları tarihten kazımakta insana hastır. 

Eğer gökkuşağında mavi kadar pembe varsa bu dünyada da bizce iyi insanlar vardır.
Aslında iyi insan olmak o kadar da zor değil. Kendini bilmek, senden olmayana saygı göstermek iyi insan olmak demek.


Hadi iyi insanlar kocaman merhabalar…


27 Şubat 2015 Cuma

Yoruldum!
Hemde hiç koşmadan.
Renkli düşler görmeden...
Yoruldum.
Hiç uzun yada kısa olsun istemedim,
Sadece olsun dedim.
Şimdi ise yoruldum.
Ya da, yada  duruldum
Duruldum, yorgunluğumdan mı ?
Yoksa harbiden mi yoruldum?
Şimdi hangi ışık benle?
Güldüren
Sevdiren
Sevindiren mi?
Şimdi hangi ışık bensiz?
Yoran
Duran
Solduran mı?

28.02.2015 | Cumartesi
İzmir
Burak Dikilitaş

13 Şubat 2015 Cuma



Aldatıldığını gören bir kadının terk ettikten sonra ki gecesi ve bir kaç hafta sonra uyanıp, akmakta olan zamana yeniden kendini hazırlayarak her şeyi yeniden yaşayacağını bilmesine rağmen "bu sefer daha güzel olacak" deyip gülümseyerek başladığı yaşamı!

"her şey yeniden"

modeller: 
burçin bıyık
ibrahim şağban

hikaye & fotoğraf: 
burak dikilitaş

müzik:
doug maxwell - solo cello passion

izmir

©

2015


6 Şubat 2015 Cuma

Şöyle bir bloguma bakıyorum da "aman tanrım didim"! Bu nedir uzun süredir post atmamışım.

Ama turne deyip sözü fazla uzatmadan madem konu turneden girdi bende yazımı tiyatrodan devam ettireyim.

Derin Sahne ile birlikte yürüttüğüm Türkiye turnesinde ilk dilimi bitirip 1 aylık izne evlerimize İzmir'imize dönünce daha soluk almadan İzmir'imize gelen bir başka turne tiyatrosu "Ankara Ekin Tiyatrosu"'un "Söz Meclisten İçeri" adlı 2 perde politik komedisine gitmek ve turne sebebiyle izleyemediğimiz tiyatro açlığını gidermek için yerleştik koltuğumuza.
Allah'ım hiç şüphesiz ki iyi ki gittiğim dediğim bir oyun deyip, şimdi kuliste oyuncular bizim gibi şunları şunları diyor gülüyordurlar diye kendi aramızda konuşurken, anons verildi ışıklar alınıp oyun başladı. Seyirciyi ilk karşılayan oyuncu dekorla başlayacak olursak hiç şüphesiz bir turne tiyatrosuna uygun ve işlevsel olmasından ve tek bir parçayla binlerce noktaya değinmesinden dolayı ben bir seyirci olarak 5 üzerinden 5 veriyorum.

Ayrıca değinmeden edemeyeceğim, dekorun birleşimden bir araba çıkması da içimizi burkan bir gerçekle yüzleşmemizi ve yüzümüzde acı bir tebessüm oluşmasını sağlıyor.

Ardından oyunculuklar, replikler ve şahane mesajlarıyla 2 saatin nasıl dolduğunu anlayamadım bile.
Hattim olmayarak sadece bir seyirci gözüyle kaça 2 koreografi ve bir kaç sahnede unutulan replikler dışında  oyun için bestelenen müzikler şahane.

Yani kıssadan hisse olur da şehrinize gelirse kaçırılmayacak müthiş bir oyun. Her replik güldürüyor, her replik düşündürüyor.
"hepimiz Uğur Mumcu'yuz" dedirtiyor.

Oyun 5 üzerinden 5.

Not: Ben de naçizane bu tiyatro ve sanat deryasının içinde kum tanesi olmaya çalışan bir garip tiyatro aşığıyım. Adığım notlar tamamen bir seyirci olarak fuayeden repliklerdir. Kırdıysam, haddimi aştıysam affola... 

20 Kasım 2014 Perşembe

LAN


Mutsuzum lan
Hem de çok
Ağır öyle 100 metreden bile kokan cinsten.

Mutsuzum lan
Hem de bitik
Ağır öyle yerlerde metrik olamayacak cinsten.

Var mıyım ki mutsuzum?
Yok muyum ki bitiğim?
Neyim lan.
Neden bu kadar renksizim... 
M. Burak Dikilitaş
21.11.2014 Cuma / Adıyaman Gölbaşı
01.19



3 Ekim 2014 Cuma

Aşığım işte! 
İnkârsız bedenimden aşikâr.
Korkuyorum işte, 
Titreyen ellerimde yüreğim.
Aşk işte, güldürür insanı kendine .
Aşığım işte! 
Korkak içli canımda.
Aşığım işte! 
İnkârsız cümlede de tek acı.
Aşk işte yorar insanı kendinde. 
Aşığım işte!
Yorgun bedenimden aşikâr. 
Bedensiz ruhumda,
Yorgun her hecem de, 
Korkak sözler de,
Övgüsüz tümcem de,
İki damla arasında,
Bir bakış anında,
Aşk. 
Aşığım işte 
Kaçamak bakışlarda aşikar.




m.burak dikilitaş
31.07.2012


23 Eylül 2014 Salı

Kuytu köşelerde sessizce, solukları yedikleri cop veya hakaretle kesilerek, görmezden gelinip, geceleri sultan, gündüzleri “mahluk”  gözüyle bakılan fare gibi köşelerde yaşamaya itilen TRAVESTİLER…

Ne zaman onların hakları veya kişilikleri var sayılacak.
Bu gün ülkemizde biraz vergiyi fazla ödedi diye mahkemelerde devleti devlete şikayet eden veya komşusu ona etnik kimliği farklı diye hakaret davası açılan ve bunlar manşet manşet Türkiye gündemine gelirken, onlarca “insan” geceleri uğradığı hakaretleri, psikolojik ve bedensel darbeleri, gaspları ve dahası cinayetleri hiçbir şekilde duymaz hatta görmezden geliyorlar.
Önce halk onları fare gibi yaşamaya itip ardından da onlardan bir şeyler talep ediyorlar.

Peki çözüm!

Biliyorum belki kaç kişi bunları yazdı çizdi, duygulandırdı veya üzdü ama çözüm üretmedi.
Bende üretemiyorum, düşünüyorum acaba gerçekten nasıl yardımcı olunur diye.
Biliyorum ve duyuyorum avukat, doktor hatta öğretmenlik mezunu kaç travesti var. Ama hiç biri mesleğini yapamıyor “et ticaretine” itiliyor. İşte tam bu ticaretten rahatsız olan halk çıkıyor karşımıza. Ticareti görünce halk ya torbasını kabartıyor sessizce su götürüyor yada haksız kazanç deyip kazan kaldırıyor. Kazan kaldıran halk “madem yapacaksınız bizim görmediğimiz, duymadığımız daha doğrusu görmezden ve duymazdan geldiğimiz saatlerde yaşayacaksınız” diyor. Niçin bunu yapıyorsunuz diye birde yargılıyor.

Yani hem özgürlük kavramını çiğniyor hem de terbiye ve hoş görü sınırlarını aşıyorlar. Şöyle ki herkes özgürlük kavramını yaparken “bir başkasının özgürlüğünün başladığı noktada senin özgürlüğünün bittiği, sınırları geniş bireysel yaşam modeli” der. Fakat travestilerin özgürlüklerinin başladığı noktalarda halk kendi özgürlüklerini bitirmeyip gece yaşa deyip ardından hoş görü dediğimiz “dindar gençlerin dinden bir haber dinin buyurduğu fakat yerine getirilmeyen şeyle” onları aşağılayıp neden siz namuslu meslek yapmazsınız derler.

Tamam, işin pembe dünyasından bakalım misal travesti bir doktor. Kaç kişi giderde muayene olur. Ben diyorsanız emin ol bir, iki derken toplum dışlar vaz geçersiniz.

Yada öğretmen. Kaçınız çocuğunu verirsiniz.

Bakın canım halkım yine olmadı. Pembe dünyada da yine özgürlük ve hoş görüyü unutup çıkar derdine düştünüz. Bence artık onları görelim, haklarını haddimiz olmadan aldığımız haklarını geri onlara verelim.

Çözüm bulamasam da ben görüyorum ve duyuyorum sizde görün ve duyun emin olun çözüm başlıyor…

Gökkuşağında mavi kadar pembede var unutmayalım…



7 Eylül 2014 Pazar

Merhabalar değerli LGBTİ FM takipçileri, dileyicileri.
Madem dedik geçen hafta başladık kanayan yaraları deşmeye biraz daha cerrahi ilerleyelim bu konuda ve gayette steril olmayan bir bıçakla devam edelim...
Neden aşk yok bu "ortamda" yada neden uzun aşk yok "bu ortamda ki" renkli insanlarda. (ortam kelimesi tamamen LGBTİ bireylerin kendilerinin toplandığı zamanda kullandıkları, kendileri için seçtikleri bir kelime olduğu için tırnak içinde belirttim)
Sonra şöyle baktım.
Vay arkadaş dedim.
Ne renkliyiz, ne marjinaliz, ne duygusal ve öküzüz, ne çocuğuz, ne yetişkiniz, hem anne hem babayız, hep güleniz, azıcık mutluluk için can vereniz, ve dahasıyız.
sıralasam dünya kadar madde, düzinelerce sayfa dolar.
EEE diyeceksiniz sonuç aşk neden yok?
İşte bize tanrı insanlar arasında yaratırken bir gruba tembelliği bir gruba güzelliği bir gruba mutluluğu bir gruba azabı, ızdırabı, kederi, mutsuzluğu, eğitimsizliği, ezilmeyi, eşitsizliği, zenginliği, hep mutluluğu ve dahasını vermiş. Yada bir çok maddeyi hep es geçmiş. Ama eninde sonunda ufakta olsa bir aşkı nasip etmiş.
Evet tanrı insanlardan bir çok şeyi alıp aşkı nasip etmiş.
Ama bence tüm LGBTİ bireylerine ise herşeyi vermiş fazlasıyla ama tek şeyi onlara yasaklamış.
AŞK!
Evet herşeyi bolca vermiş, hiç tanrı esirgememiş, ama aşkı, sevgiyi onlara lanetlemiş, yasaklamış.
Kızın sövün dövün gülün ağlayın ama bence Tanrı sevilmeyi, sevmeyi, aşık olunmayı, aşkı yasaklamış.
Daha doğrusu lanetlemiş.
Hep gülsekte, hep mutlu olsakta, hep zengin, fakir, mutsuz, çocuk kalsakta yada makam mevki sahibi olsak ta bu lanet hiç bozulmayacak.
Biz kör kütük aşık olsak ta bize olanı olmayacka. Çıkan max 4-5 sene sürecek.
Ne olur lanet kırılsın. Evet sonsuz mutluluk yok ama aşkla bir çok zorluk mutluluk gibi oluyor.
Bazen parkta bakıyorum, ey diyorum koca sonsuzluğu yaradan ya bizimde lanetimiz kaldır yada bizi bitir.
Bizim aşkımız...
Bizim renkli aşkımız...
Artık uzun süre aşk yok ;) haftaya daha ele avuca gelir noktalarda görüşmek dileğiyle...
Sevgiyle kalın...
Renkli yaşayın...


6 Eylül 2014 Cumartesi

Herkese yeni haftadan, sonbaharın iliklerimize yavaş yavaş girdiği şu günlerden merhabalar...
Keyiflerin tıkır, giyimlerin gıcır, şekillerin Paris olduğu nice pazartesiler diliyor bıraktığım renkli diyar LGBTİ bireylerinden kanayan bir konuya parmak basarak devam ediyorum. 
AŞK!
"Öf be hacı abi ne yaptın" derseniz haklısınız, saygım sonsuz, sevgiler derim.
Herkesin için için yandığı, kanadığı, aradığı ve çoğu zamanda bulamadığı aşk!
Diyorum ki neden acaba geçmişte aşklar daha uzundu. 
Gerek "heteroseksüel" gerekse "homoseksüel" çiftlerde olsun ilişkiler bayağı uzundu, uzunmuş.
Sonra durup hemen buluyorum aslında sorun çiftlerde değil "gelecek" dediğimiz ve her saniye bizim olan kavramda.
Yani zaman ilerledikçe insanlar her şeyi olay elde edip kolay bırakıyor. 
İşte Aşkta bunlara kurban verilen türünün son örneği canlılardan. 
Yani değişen zaman, çiftlerimizde zamana ayak uydurayım derken hop aşklarından oluyor. 
Zamanımız da artık sakız bile internetten satılır hale geldi. İnsanlar evlerinden, iş yerlerinden yani bulundukları mekandan çıkmadan her şeye ulaşıyorlar eee hal bu olunca "haydan gelen huya gider" misali nasılsa aynı kolaylıkta bir tana daha bulurum diyor çabuk vaz geçiyor. 
Halbuki aşk o kadar kolay bulunamayacak maden gibi bir tanımı bile olamayacak çok "ormantık" bir olay. 
İnsanlar hoşlantıyı sevgi zannedip aşkın adını kirletiyor. 
Hoşlandığı insanların yanında zamanın tadını çıkarıp, şekeri bitmiş sakız misali bir kenara atınca "aşkımız bitti arkadaş kalalım" modu devreye giriyor. 
Ulan sen ne ara hoşlandın, ne ara sevdin, ne ara arzuladın, onun yerine düşünüp, hareket eder hale geldin de şimdi arkadaş kalıyorsunuz. 
İşte artık zamanın getirdiği gelecek objesinin hızla hayatımızın her alanını kirlettiği şu hızlı dünyada artık yeni adı "elektrik alma" olan hoşlantının lütfen aşka karıştırılmaması ricasını yapıyorum.
Cidden aşk öyle 1-2 günde oluşmaz...
İlk görüşte aşk değil beyin uyuşması, göz banyosudur. 
Sonra alışkanlıklarıyla kabullenen onu koşulsuz her halini hatta bir sonraki adımını az çok tahmin ettiğin hali aşktır. 
Az çok diyorum çünkü insanlar kendileri bile kendilerini teee ne zaman daha çok az tanıyorlarken bir başkası nasıl tanısın. 
Yani demem o ki biz bu b.ku yemeye böyle devam edip kavram kargaşası yaşarsak yandık. 
Önce kavramları oturtalım sonra sevmek için, harcamamak için çaba harcayalım. 
Aksi halde tek bir hafta dışında ki tüm konularda olduğu gibi bu konuda da gelecekte robotlaşmış mantık evliliklerinin yer aldığı bir dünyada olacağız. 


"NEREDESİN AŞKIM?"
"BURADAYIM AŞKIM"

1 Eylül 2014 Pazartesi

 Değerli LGBTİ FM takipçileri bu haftada kocaman merhabalar. Günler pazartesini göstersin de siz değerli, renkli, eğlenceli, hoş sohbetli ve daha nicesi bol insanlarla bulaşayım diye gün sayıyorum.
Bu haftada biraz siyasetten gündem den uzaklaşıp renkli dünyalara doğru yol alalım diyorum. 
Ne dersiniz?
Açıkçası hem istekli hemde azıcık buruğum.
Şöyle bir haftalarımı, senelerimi analiz ediyorum da diyorum bu LGBTİ bireylerine en büyük kötülüğü kim yapıyor diye. 
En büyük ötekileştirmeyi,  köşeye itmeyi kim yapıyor? 
Sonra ürkek adımlarla geri doğru yürürken "çat" bir ses duyuyorum tıpkı gerilim filmlerinde ki gibi kafamı yavaşça sağa çeviriyorum...
Ne göreyim yine en büyük kötülüğü yapan "çat" diye şiddeti kullanarak kendini toplumda kaliteli bir yerde düşündürmeyi sanan bir başka LGBTİ bireyi. 
Yani bir LGBTİli birine en büyük kötülüğü yine LGBTİli biri yapıyor. 
Evet.. Kızma bana... Ama öyle. 
Analiz edin.

Misal;

Onca site var (gerçi çoğu et pazarı) geriye kalan kaliteli kısımlarda ise LGBTİ birey kendine arkadaş arıyor hop hemen kriterler denen insanı bir kalıba sokma çabasına iten tuhaf duvarlarla karşılaşıyor tamam illa ki her insanın gözüne hoş gelen kişiyle vakit geçirmek ister ama bunu daha kibar ve karşındakinin de insan olduğunu hatırlayarak yaparsın. Yok efendim kaba şekilde "uymaz" denilen karşındakini büyük baş hayvan yerine koyduğun kaba saba kelimelerle yada "cam" denen insanı uzaylı formunda gösteren tuhaf 1.3 megapiksellik görüntüye aldanıp saniyesinde o kamerayı bir "hi" bile demeden :) suratına kapatan ve daha bir çok insanlık dışı formda tanışma aşamalarıyla insanın yaratıldığı renkli ruhu ötekileştirip küstüren yine LGBTİ birey.
Yani "sen çirkinsin" "eşcinsel neden oldun" gibi tuhaf saçma ve iğrenç ötekileştirmeye itip, dünyaya küstüren, köşeye iten bir eşcinsel. 
Tekrar soruyorum şuana kadar en büyük kötülüğü kim yaptı?
 Ayrıca illa insan arkadaş olmak için gözüne hoş gelen birini mi bulmalı. Beyni olsa düşünse yetmiyor mu?

Yada misal;

Daha kendini kabullenmemiş yada gizli (saygım var ama gizlisin diye biraz sonra yazacaklarımı da yapman gerekmez ya) bir LGBTİ li sokakta, ekranda yada herhangi bir sohbet esnasında konu eşcinselliğe gelince neden homofobik kesilip tuhaflaşıyorsun.
Kusura bakmada banyo da bir başka eşcinseli düşünüp saatlerce "şakşuka" yapan ben değilim. Yine sensin ne oldu da 2 sn ye de homofobik oldun.
Daha ılımlı yaklaşıp bunun normalliğinden bahsetsen sanırım seninde belli süre sonra dünyan bunu kabul edip daha eğlenceli sıkıntının az olduğu bir yaşam geçirirsin. Savunmuyorsan yada savunmak istemiyorsan bile sus be kardeşim. Neden kötü konuşuyorsun. 
Bazen bu konuşmalar o kadar kötü olur ki bir heteroseksüel bile ondan daha az homofobik oluyor. 
İşte yine en büyük kötülüğü LGBTİ li kendine yaptı. 
Yada beğensekte beğenmesekte sıkıcı baskıcı da desek biz Türkiye de yaşıyoruz. Bu ülkeninde bir kültürü var. Unutmayalım ki bu kültür denen değer yobazlık olan kısım değil, dünyanın hayranlık duyduğu, ülkeler arası fuarlar açıp kendilerini tanıttığı o kültürler. İşte biz eğer topluma kendimizi kabul ettirmek istiyorsak o kültürü çiğnemeden bunu yapmalıyız. Topluma anlatırken garipleşme den, ötekileştirmeye gerek duyulmayacak insanlar olduğumuzu göstererek yapmalıyız.

Misal;

Sen  yürüyüşler, kendini anlatma hareketleri düzenlerken ne kadar normal bir formda davranırsan bu ülkenin kültürüne ait bir evlat olduğunu söylersen onlarda çabuk içine alır çünkü derki "ha bunlar bizim gibi evet hiç bir gariplikleri yok neden kötü davranayım ki der" ve hop bir anda senin hakkını savunur hale gelir. 
Hep denir ya bu sanatçı halktan biri o yüzden çok seviliyor işte o misal. 
Sen ötekileştiriliyorsan hep kültüre aykırı olduğunu düşündükleri içindir. 
Ama sen normal olduğunu "anormal" olduğunu düşündüklerine "normal" şekilde anlatırsan sen de artık "anormal" değil hakkın olan "normali" yaşarsın. 
Evet sen tuhaflaştıkça, nasılsa toplum itiyor ben hırçınlaşıyım dedikçe işler ucundan tutulmaz, savunulamaz konuma gelip en büyük kötülüğü yine sen kendine yapmış olursun. 
İşte düşünce ben bu sonuçlara ulaştım. 
Ama bana soracak olursanız gelecek ne olacak ey garip köylü diye bende ilk defa dokuz haftanın sonunda bu konuda bizde artık bilinçli adımlar attığımız için daima iyileşerek ilerleyeceğini düşünüyor ve hatta diyorum ki homofobinin suç sayılacağı bir ülke konumuna bile geleceğiz diyorum.
Hani derler ya "hırsızın hiç mi suçu yok" gibisinden bir söz aynı o misal. 
Azıcık bizde kendimize bakalım. 
Ama hep renkli kalıp renkleri savunalım. 
Kendine "baldan daha tatlı baktığınız" güzel günler diyorum. 
Haftaya tekrardan görüşmek dileğiyle. 
"Etrafınıza daima renkli ışıklar saçmanız dileğiyle"...

19 Ağustos 2014 Salı

Ey aşk!
Anlat bana cinsiyetini.
Pembesiyle, mavisiyle.
Anlat ki öğrensin artık,
Kim kimle...
Eriyle, dişisiyle.
Ey hayal!
Düş şu gönlümden,
Öğren ki artık, aşk hayal.
Öğret ki, ey gönül, bilsin.
Aşk...
Ey aşk!
Anlat bana cinsiyetini.
Pembesiyle, mavisiyle.
Eriyle, dişisiyle.
Kimse duymaz, bilmez,
Bu garip diyarda.
Eriyle pürüyle,
Düşüyle dişiyle.
Kimse duymaz,
Ne gariptir ki, onca kundak bebeği.
Çığlığıyla, inkârıyla.
Ey aşk!
Artık anlat şu garip gönüllere.
Sevabıyla, günahıyla.
Günah ise eğer ey aşk.
Yanar der ki nice erkek,
“Ey aşk”
Onca korda.
Yanarda ne diye aşka tapar...
Ey aşk...
Anlat bana cinsiyetini...

m.burak dikilitaş
29.07.2012 





18 Ağustos 2014 Pazartesi

Sözüm vardı biliyorum “Gelecekten Gelmeyen Adam | 7- Seçim Sonrası” başlıklı bir yazım olacağına dair ama gündem de IŞİD vardı ondan gözüm vardı “IŞİD” yazısıyla ilgili bir şeyler karalama konusunda onu öne aldım.
Neyse deyip merhabalarla başlayalım söze.
Evet bir seçim daha geldi ve geçti.
Bu sefer çok olay olmadı seçim hilesi diye artık ne diyelim demek ki hakkıyla kazandı. /yersen/  
Peki ne oldu?
Açıkçası çok bir şey olmadı olmayacakta. /Şimdilik/
Malum gerek bloğumda gerekse “Gelecekten Gelemeyen Adam” yazılarımda ben bu sonucu söylemiştim çok mu şaşırdım hayır.
Peki şaşırmayan isimler var mı var.
Misal en bilindik 2011 “Uğur Dündarla Star Haber” de bir akşam konuk olan değerli yazar “Yılmaz Özdil” Teee o zamanlardan bu zamanlardan bu yaşanacakları tek tek söylemesi.
Çok ağlar ağızla güldüm.
Dedim ya sonuç mu? Şimdilik bir şey olmadı.
Ama gelecekten gelmesen de bir şeyler söyle dersen;
Daha çok duyacağız yeni dini lider misali “bizim rahmetimiz gazabımızı aşacaktır inşallah*1” Yada “ Hem laik hem Müslüman olunmaz*2”  Veya Şairleri bile etkilen “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda” gibi tüyleri diken diken eden sözleri yazdıran bu vatanın öz evlatlarını, şehitlerini hiçe sayıp vatanı haince, kanla ve tabi masum canları alarak bölmeyi çalışana “sayın *2”, o, sıfat bulunamayacak kadar yüce “Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!”  sözlerini hak eden şehitlerimize ise “kelle*2” söylemlerini çok duyacağız.
Zaten “anamızı alıp gittik” köşelerimize kuyruğunu kıstırmış kedi gibi sindik ne olacak derseniz haklısınız bir şey olmayacak, sadece daha çok hakaret duymak için, verdiğin vergilerden daha yüksek maaş alacak.
İşte hepsi bu (en iyi tarafından). Senin emeğinin karşılığı olan para az iken daha da azalıp namusunla verdiğin vergiden namussuzca daha çok kazanılacak.
Sorun değil bir gün bizde alırız “evcikler”.
Evet eğer sinirli, öfkeli bir yazı okuduğunuzu düşünüyorsanız doğru duygularımı nakşı etmişim sizlere.
Çünkü şu anlık halen daha özgür haklarımı kullanıp duygularımı, düşüncelerimi belirtmek istiyorum.
Tek kızdığım seçilen eski bakanların başında ki isime değil şuan ki görevine seçilmesini sağlayan sayın muhalefete de. Ve gerek yerel seçimler de gerekse genel seçimlerde bu muhalefet partilerini destekleyen seçmenlere. 
Sahi ne oldu? 5 partinin seçmenleri eğer partisinin gösterdiği adaya oy atsaydı sonuç bu mu olacaktı? Yani 5 partinin seçmenleri bu kadar mıymış?
Hadi sözü yine büyük başlara çevirelim.
E muhalefet kusura bakmayın ne yaptınız.
Karşısında ki iki aday da adı sanı duyulmuş, Türkiye'nin her kesimden insanın bildiği isimler. Ya senin ki…
Şöyle ki;
Şimdi basit bir işlem yapalım bir (tamamen örnek meslek grubudur) çiftçimiz oy pusulasına bakıyor karşısında her gün tv de gördüğü bakanların başında ki isim bir de bakıyor her gün olmasa da 2 günde bir gördüğü bir partinin genel başkanı birde bakıyor, bir daha bakıyor, okumaya çalışıyor olmuyor nasıl olsun adam hiç duyup görmemiş ki bu seçime kadar bu ismi, yüzü. Sonra diyor "ya sevelim sevmeyelim, gene bildiğimiz isim o olsun. İyi bağırıyor meydanlarda!"
Dedim ya örnek bir meslek grubundan biriydi. Örnek ve basit bir işlemdi.
Yada şöyle, şimdi karşında fiyatları eşit iki ürün var biri her gün reklamları dönen diğeri ise son birkaç aydır tanıdığın ürün. Hangisini alırsın.
Yani olay bazen partide, kesimde hitabette vs bitmiyor. Bazen tanınmışlıkta bitiyor.
Bu basit işlemler bu önemli seçimin en ilk düşünülmesi ve aday belirlenirken esas alınması gereken noktalarındandı.
Kısacası muhalefet iyi bir seçim politikası izlemedi, kendini ifade edemeyip adayını da açıkta bıraktı.
Sonuç yukarıda söyledim zaten.
Birde madem seçim bitti değinmek istediğim bir ufak nokta daha var o da;
“Milletin iradesi” söylemi. Cidden beni rahatsız etti. Şimdi o seçmene oy atmayan milletin iradesi başlığına girmiyor, bu durumda Artık Türk milleti de mi olmuyor. Çünkü “Milletin İradesi” gibi genelleme içeren bir slogan kullanıyorsunuz. Bu durumda ortaya bu çıkıyor bana oy vermeyen milletin iradesi sayılmaz. Yada “milletin iradesi” söylemiyle Türk milletini kastetmiyorsa hangi “milletin iradesi”
İşte rahatsızım bu söylemden, keşke bende rahatsız olduğum şeyleri rahatça ortadan kaldırsam*3. Milletin bana verdiği yetkiyi, onlara karşı, canımın istediği şekilde geri kullanarak*3.
Daha çok yazılır çizilir, eksik çok, söylenecek söz gibi.
Son bir şey ekleyecek olursak eğer çok güzel bir şarkı sözü vardır.
“Bu dünya ne sana ne de bana kalmaz, Sultan Süleyman'a kalmadı…”
Öyle ya ne yapalım “Milletimizin İradesi” !!!


 Kaynaklar:
*1: Youtube Shaber Kanalı : Başbakan Erdoğan bunu da söyledi: Bizim rahmetimiz gazabımızı aşacak!
(https://www.youtube.com/watch?v=LwRvbpcoElg)
*2: Youtube turkiyem01 Kanalı: İŞTE ALIN SİZE GERÇEK TAYYİP
(https://www.youtube.com/watch?v=VepV4Ac_rNM)
*3: Youtube Semih Demir Kanalı: Fatih Portakal : "Atatürk'ün resmi rahatsız mı ediyor sizi?"
(https://www.youtube.com/watch?v=c9cjmA_dlFA)


17 Ağustos 2014 Pazar

Çok insancıl ve zamanında onlar kadar  insancıl olmadıklarını iddia ettikleri kesimi eleştiren "FİLİSTİN" SAVUNUCULARI şimdi neredesiniz?
Filistin'li savaş mağduru olanların ki can da IŞİD mağduru Yezidiler Patlıcan mı?
Neden?
Filistinliler Müslüman, IŞİD gazabında ki Irak, Suriye halkı Yezidi diye mi?
Madem Filistin komşumuzdu yardım elimizi uzattık vatandaşlık verdik, iş verdik, barınak verdik ve dahasını, şimdi ki komşumuz değil mi?
Orada vefat eden çocuklara göz yaşı döküldü de ülkemizde kine düşmanca bakılırken, şimdi de çocuklar ölüyor neden susuyoruz, susuyorsunuz?
Apar topar tatile giren meclis yok, seçim bitti gösteriye ne hacet diye mi?
İnsanlık için insanlık, ne seçim ne meclis sadece insanlık için yapılmalı...
Ya da kurulmak istenen Irak-Şam İslam Devleti için yapılan bu zulüm size gazap gelmiyor ki durumu normal karşılayıp yardım elinizi uzatmıyorsunuz...
Evet aslında kimden bahsettiğimi herkes anlıyor.
Ben yardım kampanyaları, primler derdinde değilim sadece komşumuzun birine seferber olup neredeyse tüm seneyi ona ayırmış bir bakan başı varken şimdi neden diğer komşumuz da ki katliama el uzatılmıyor dur demek yada masumları kurtarmak için...
Gündeme bile alınmıyor ki gerçi alınmak isteneni de bakanların başında ki vekilin yardımcısı çocuk azarlar gibi gazetecilere tuhaf, ipe sapa gelmez cevaplarla daha doğrusu kelime oyunlarıyla geçiştiriyor.


İşte ayrımcılık, dalaverecilik, adamına göre muamelecilik, insanları hor görüp, alay etmecilik ve dahası...
Daha ne yazılabilir... Çizilebilir ki...
Eğer "Gelecekten Gelmeyen Adam | 6" yazısını okursanız şimdi daha net ve açık cevabını o yazının veriyorum...
Siz müslümandır, müslümanı, insanı korur, kollar dediniz seçtiniz işine gelince koruyor kolluyor bizleri, nica masumla da sonra dalga geçiyor...
Devam anacım devam aşağılanmaya devam...
Gelecekte mi?
Evet "her canlı bir gün ölümü tadacaktır" ama bu günün eserlerini geleceğe miras bıraktığımız için gelecek şekillenirken "ucubelere" benziyor...




devlet, uyuyordu.
ne olduğunu, nerede olduğunu bilemedi.
3:02'den sonra yaklaşık bir buçuk saat daha uyudu.

iletişim altyapısı, göçtü.
kimse kimseyi ne arayabildi, ne sorabildi.
çok övünülen iletişim şebekeleri, alternatifleri olmadığı için uzun süre sustu.

binalar, çöktü.
işbilmez, gözünü para bürümüş ellerde deniz kumundan yapılan mukavemetsiz binalar bir bir yıkıldı.

nice canlar vardı.
kimisi enkaz altında hayatını kaybetti, kimisi enkaz altından kurtularak hayata tutundu.
o günün yaşattığı büyük acıyı yüreklerine hapsederek hayatlarına devam etti.

insanlara mezar olan binaları yapanlar.
bazılarının davası zaman aşımına uğradı, bazıları tazminatla yırttı, bazısı da kısa ve indirimli ceza süresini doldurup cezaevinden çıktı.

kızılay, sınıfta kaldı.
köhnemiş, su alan çadırları ve çürümüş teçhizatıyla yardıma muhtaçtı.

saatler, her birine umut bağlandı.
geçen her saatle umut arasında şiddetli bir mücadele yaşandı.
enkaz altından sağ salim çıkan her can umutları yeşertti.

"sesimi duyan var mı?" nidaları, her yerde yankılandı.
kulaklar beton ve moloz yığınlarına dayandı.
o anlarda etraftaki tüm insanlar, makinalar, mahlukat ve tabiat sustu.

toplanan yardım paraları.
akıbetleri, ne kadarının alaşağı edildiği ve ne kadarının hizmet için harcandığı hiçbir zaman bilinemedi.

gözyaşı, sel olup aktı.
ben ağladım, sen ağladın, biz ağladık, herkes ağladı.

zaman, acıları unutturmak için çabaladı.
bizlere unutturmadı.
lakin, deprem konusunda ders ve önlem alması gereken kişilere, unutulmaması gereken şeyleri bir bir unutturdu.


kaynak: Ekşi Sözlük Yazarı Batu (17.08.2010 00:00 ~ 09:50 )
https://eksisozluk.com/entry/20029209 

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Benimde ve çevremde ki bir çok dostumun da kedisi olması üzerine (kedisi yoksa da mutlaka dostu var ilginç şekilde) gözlemlediğim ve fark ettiğim garip 12 maddeyi kediler üzerinden sizlerle paylaşmak istediğim sevgili birazbugunden.blogspot.com okuyucuları…
Sizde dikkat edin çevrenizde ki dostlarınıza, dostlarına nasıl davranıyorlar.
İşte o gözlemlerim…

  1.En Güzel Kedi Senin Kedindir

Sokakta, barınakta, belgeselde veya dostlarında onların kedilerini de görür sever, saatlerce oyun oynarsın ama yine de içinde hep “benim kedim gibi hiçbir zaman olamaz, en güzeli benim ki” dersin.

  2.Garip İsimleri Vardır

Neden bilmezsin ama isimleri hep ilginçtir. Sanırım ismini koyan renkli dünyaya sahip sahibi yüzünden olsa
gerek.

  3.Kedinin de Sizin Gibi Deli Olduğunu Düşünürsün

Sokağa bahçeye çıkar diğer arkadaşlarının evcil hayvanları kendilerine hemen partner bulurken senin ki saatlerce sana sürtünür de bir kısmet bulamaz. En sonunda “Psikologun bozuk seninde en iyisi kadına programına gitmek” dersin.

  4.Cinsiyeti Ne Olursa Olsun Genellikle Kızım Diye Seslenirsiniz

Sokakta, barınakta, belgeselde veya dostlarında onların kedilerini görünce “annem ne şeker ya kızıma bak kızıma yerler seni” deseniz de aslın da arkadasın da düşman menzillerine gönderme yapacak kadar silahları vardır.

  5.Çocuğun Gibi Olur

Öyle bir içli dışlı olursun ki kedinle en sonunda kesinlikle senin doğurduğunu düşünürler. Hatta bu durum başta sana komik gelse de bu duyguya sende kendini kaptırır biran da çocuğun olur o senin. Her dakikasını kaydedip resmetmek için yada onun bir anlık mutluluğu için her şeyini feda edebilirsin.

  6.Ona Aşık Olursun

Önceleri arkadaşın, sonra dostun sonra çocuğun ve en sonda her anne babanın çocuğuna duyduğu o asla koparılmayacak aşkla, sevgiyle bağlanıp aşık olursun ona. Her saniye sadece onun seni anladığını düşünür ve neden onun gibi bir sevgilin olmadığını sorgular evrene kızarsın.

  7.Önünde Sex Yapamazsın

Ona o kadar saygı duyar ve duyulmasını istersin ki önünde sex bile yapamaz, seni tatlı ve hoş gözlerle izlemeye çalışırken göndermeye uğraşırsın oyun sanır daha çok etrafın da dolanır, en sonunda dayanamaz kalkıp tam odadan çıkaracakken çıplak olduğunu fark eder havlu ararsın.

  8.Ona Söylenen Her Şey Sana Söylenmiş Gibidir

Ona iyi yada kötü, sevgi yada düşmanlık içeren her söylenmiş sözü üzerine alınır ona göre karşılık verirsin. Hatta ondan bir şekilde nefret etmiş bir kişi olursa ki bu kişi sevgilin bile olsa o dakika ona düşman kesilir onun her söylediği, her yaptığı şeyi düşmanca görür, düşman gibi karşılık verirsin.

  9.Senin Ona Karşı Geliştirdiğin Ona Özel Sesleniş Şeklin

Herkes ona “garip” ama “güzel” ismiyle normal bir şekilde seslenirken senin onun ismine has hazırladığın melodramik, masalımsı, komik ama hoş seslenişinle ona seslenir, sever ve oynarsın.

  10.Her Sohbette Konuyu Mutlaka Ona Getirir veya Getirildiğin de Ondan Bahsetmekten Büyük Zevk Alırsın

Senin artık tek yaşama amacın gibidir. Hele ki yalnız yaşıyorsan çocuğun olsa böyle anlatmaz, anlatırken bu kadar zevk almazsın. Her sohbette fırsat kollar sanki kedin dünyanın tek konuşan, dans eden, ritim duygusuna sahip, Albert Einstein beyniyle yaşayan, tiyatral yeteneği olup, bir çok kişiye ders veren biriymiş gibi anlatmak için beklersin. Vakti veya yeri geldi mi de dünyanın tek önemli konusuymuş gibi her yaptığı munzurlukları ballandıra ballandıra dakikalarca anlatır, konudan sıkılan olursa da onu derhal o ortamdan uzaklaştırıp yine herkese kedinden bahsetmek istersin. O kadar bahsedersin ki kediden korkan dostların varsa onlar bile bir an “hemen gidip bir kedi almalıyım” duygusuna itersin.

  11.Hiç Kötü Huyları Yokmuş Gibi…

Öyle bir şekillendirsin ki evde ki deri veya örgü olan her türlü, kazak, koltuk, perde vs gibi şeylere zarar vermeyen, sinirlenince pati atıp “faça” izinden beter yaralan açan, dönemlerinde neredeyse 2 hafta boyunca askeri düzene sokup uyutmayan, biblo, kitaplık ve daha birçok pati darbesine mazur kalabilecek eşyalarına zarar gelmiyormuş gibi, dünyanın en masum canlısıymışçasına kanatsız melek yaparsın.

  12.Kediler Konusunda Prof. Olursun

Artık sen demek kedi, kedi demek sen olduğundan neredeyse her kedi videosu, her kedi konusunda mutlaka adın geçer, dostlarının arkadaşları kedi veya evine dost aldığı olursa ilk seni arar ve ne yapacaklarını sorarlar. Hatta durum o kadar ilerler ki yolsa kaza geçirmiş bir sokak hayvanı görseler seni arayıp müsaitsen gelmeni ve neredeyse senin onu ameliyat edip şipşak iyileştirmeni beklerler.

  İşte bu 12 madde az çok  evinde dostları olan arkadaşlarının öncelikle evlerinde ki dostlarına nasıl baktıklarını evlerinde yoksa bile sokakta ki dostlarını nasıl gördüklerini gösteren, daha da kabarıp artabilecek bir listesi.  Sizde eviniz de kedi , köpek, kuş vb bir dostunuz yoksa olan bir dostunuza gidiyorsanız bunlara ve dahasına dikkat edin. Onunla kedi gibi değil insan gibi konuşun benden söylemesi… :)



10 Ağustos 2014 Pazar

Ayrımcılık...
Artık bu bir suç değil hak haline geldi... Evet, evet hak haline geldi.
Hatta son moda bir çanta gibi herkesin omzunda, kolunda, cebinde taşıdığı bir aksesuar haline geldi. 
Sokakta, tvde, evde, iş yerinde her yerde, her alanda ayrımcılık bir aksesuar oldu.
Bu durum geçmişte daha azdı, şimdi arttı, gelecekte ise bir çok konu gibi bu durumda b.ka sarıyor. 
Gelecekte ayrımcılık öyle bir boyuta varıyor ki çok zeki adamlar çok aptal adamların güdümüne "ayrımcılık"  yüzünden sokulup, o çok aptal adamlar pis ve sarı dişlerinin arasından sırıtarak, çok zeki adamları bir b.ka saatlerce baktırıp mavi boncuk arattırıyor.
İşte gelecekte ki ayrımcılık yüzünden bürokrasi, özel sektör ve resmi daireler bu noktaya geliyor.
Ben nereden mi biliyorum ben bilmiyorum ancak garip bir gelecekten gelmeyen adam olarak tahmin ediyorum. 
Peki bu diplomatik, çıkar ilişkilerinin ayrımcılığı peki ya kişiye tercihleri yüzünden, yapılan  diretilen ayrımcılığa ne demeli?
İşte bu ayrımcılık giderek büyüyor ve önü alınmazsa çığ gibi de büyümeye devam edecek demeyi o kadar çok isterdim ki maalesef diyorum çünkü artık önü alınamayacak yani önünde durulamayacak kadar büyüdü. Her önüne geleni içine katıp giderek de büyümeye daha fazlasını içine çekip tutmaya devam ediyor.
Artık kendine göre mavi saç yanlışsa bu duruma medeni bir platformda konuşarak değil de hemen 4 kişilik koalisyon kurup onu saf dışı etmeye çalışıyoruz.
Bu durum saygıyı işler diyorsunuz ama evet saygı sokağından geçiyor ama saygısızlık fiilini ayrımcılık kavramıyla kişiler bir başka kişinin üzerinde uyguluyor.
Şöyle ki;
Bunu bizzat yaşadığım bir olay üzerinden konu içerisinde mavi saç olmasa da yakınlığı olan bir konu ile örnekleyeceğim.
Her zaman ki gibi bir yerden bir yere giderken eğer arkadaşlarımın veya çalıştığım kurumun aracı yoksa şahsi aracımda olmadığı için toplu taşımayla giderim. Genelde de garip bir kaç komik olay yaşarım.
otobüste Bidbox yapan çocuklar ve bunu anlamayıp kriz geçirdiğini sanan otobüs şoförü  yada metroda break dans yapanlara sessizce öğütler bir tonda yaklaşıp "tepene kan iner yavrum ne yapıyorsun" diyen teyzeler veya durak ta sokak tiyatrosunu yaşatan sanatçılara anlamsız ve alakasız sözcüklerle bağırıp onu hain ve hırsız ilan edip gerçek hırsızları alkışlayan amcalar vb, vb, ama bu sefer  otobüste ki hiçte hoş olmayan güldürmeyen, sinirlendirip küplere bindiren bir ayrımcılık garipliği yaşandı.
İki çift bindi otobüse önce. Benim hemen 2 sıra arkamdan ve çaprazımda ki ters giden koltuklara oturdular. İzmirliler bilirler (gerçi bir çok kentte öyle artık ama otobüste 4 lü karşılıklı koltuklar var ve bazıları tersli düzlü koltuk düzeni) neyse bir durak sonrada iki erkek genç birey bindi. Yüzümde tebessümle birlikte bir fikir oluştu aklımda ve derken çat diye tam karşımda ki 2 li ters koltuklara oturdular.
Biraz ilerledik çaprazımda ki kızlı erkekli çiftimiz aşk dolu dakikalara başlayıp ufak tefek hoş ve yüzde gülümseme bırakacak el şakalarıyla erkek arkadaşla şakalaşarak yolculuğa devam ediyor. Karşımda ki 2li de öle kendi aralarında neredeyse kendilerinin bile zor duydukları bir desibelde kimselere dokunmadan konuşuyorlar ve fikrim giderek doğru yönde şekillenip onları göz ucuyla izliyorum derken biraz daha ilerledik çaprazımda ki çift biraz daha aşka gelecek oldular ki ufak tefek öpücükler konduruyorlar ve karşımda kiler de şakalaşıp omuz el ısırıp hafif hafif gülümsüyorlar. Ve dedim Burak düşündüğün şey sanırım doğru bir kaç durak ilerledik toplam da bu olay 15-20 dk içerinde gelişti ve karşımda ki çift artık biraz daha yüksek sesle konuşur birbirlerinin omuzuna yatıp gülüşür oldular çaprazımda ki çift ise birazdan evlenecek gibiler. Derken bir hışımla koridorda ayakta ki amca önce homurdanarak sonra da bağırışlar içerisinde "ayıp oluyor gençler hiç yakışıyor mu size? Burada çoluk çocuk var" dedi.
Bende sanırım yanda ki çifte diyor diye düşünüp acaba kim dedi dercesine öyle afaki amcanın önün de ki tüm herkesin pür dikkat baktığı koridor aralığından bende baktım. Tabi çaprazımda ki çift topladı kendi. Benim karşımda kiler ise halen durak isimleriyle dalga geçip çok düşük bir desibelde şakalaşıyorlar.
Derken sanırım amcam bu tüm koridor bana baktı şimdi seçim konuşması yapmalıyım gazını alıp devam etti bu sefer daha insanlık çıkan bir ses tonuyla "hey size diyorum utanmazlar. Çocuk var be tövbe hiç iki erkek tövbe tövbe ısırmalar kıkırdamalar insanda edep olmalı. Baban binse ne diyeceksin."
Şimdi jeton düştü!
O amcam da tıpkı benim gibi karşımda ki ikiliyi çaprazımda ki gibi çift sanmış ve izlemiş ama hoş olmayan tiksinen bakışlarla. 
Ve düşüncem doğruydu karşımda iki tane çift vardı. 
Sadece aşık, masum iki çift. 
Peki neden ayrımcılık yapılıp biri daha masumken o masuma bağırılıp, hor görülüyordu.
Acaba bilimde ki isimleri farklı diye mi?
Ona "homo" ona "hetero" dedikleri için mi?
Hemen karşımda ki gariplerim toplandı. Önlerine başlarını eğdi.Görseniz kıpkırmızı kesildiler. Azıcıkta göz altında birbirlerine bakıyorlar. Yanda ki çift biraz sinirlendi. Fark ettim çünkü erkek olan elini kız arkadaşından çekmişti. Maço bir tipi vardı. Eh be amca sana yanlış olabilir ama saygı ne oldu neden açık hedef haline getirip milleti birbirine kırdırdın.
İçimden bunlar geçerken amcam devam etti
"Ayıp ayıp, sözde bu moderinlik oluyor. Tövbe gavur söylüyor o televizyonda bunlarda iyi birşey sanıyorlar. Biz sizin yaşınızda askerdik vatanı korurduk sen şimdi git desem gidemezsin. Zaten gitsen de bu halde bizi nasıl koruyacaksın"
Derken çaprazda ki maço abimiz ayağa kalktı daha da sinirlendiği kesin, otobüs homurtular, çocuk pısmaları ve suçsuz masum karşımda küçülmüş iki kişi, ayağa kalkan abimiz bir hışımla hafif boğazını temizleyip bizim masumcukların yanına doğruldu tabi bende biraz dikeldim korktuğum olursa elimden ne gelirse müdahale edeyim derken abimiz elini masumun omuzuna atıp "bey amca ayıp oluyor yaşından utan ne yaptılar da sana sen böyle terbiyeden yoksun konuşuyorsun" gibisinden sadece güzel siyah beyaz Türk filmlerin de göreceğimiz türden şairane bir şekilde edebi replikler attı.
Şok bir şekilde gözlerim büyürken renkli masumlarımız da kafalarını yerden kaldırıp hafif gözleri dolu şekilde birbirlerine bakıyorlar.
Amcamız altta kalır mı bir anda namus tipsali kesilip tek doğrunun kendisi olduğunu düşündüğü o meşhur ve içinden anlam çıkarılmayacak kendince anlamlı sözlerini yine terbiyesi yerlerde bir şekilde sıraladı.
"sana birşey diyen olmadı delikanlı sen otur oturduğun  yerde. devam et. onların yüzünden başımıza taş yağacak bu ne ben onları görmek zorundamıyım"
O an kafamı filmler deki yavaş bir şekilde çekilmiş sahne gibi çevirip arkamda ki "duracak" düğmesine basıp "o zaman rahatsızsanız buyurun inin, biz anormal ve nahoş bir durum göremiyoruz sizin dışınızda buyurun sizde inin bu durum bitsin".
O ana kadar susmuştum. Ne kadar cahile laf anlatırsın ki e malum kaba kuvvete olmaz şu anlık sözlü atışma var Dur Burak gibisinden derken ne olduysa Sanırım o Maço abimiz gaz verdi söyledim.
Neyse amcamız belki diğer otobüs sakinlerinin karışmamasından yalnız hissedip indi belkide evine geldi indi belkide tüm otobüsün cehenlemlik olduğunu :) düşünüp indi ama indi.
İşte sonuç mu?
Sonuç şu ki ayrımcılık o kadar farklı bir boyuta vardı ki öpüşmek tuhaf karşılanırken sana göre daha uçuk, günah, saygısız, kötü vs sayılan bir olayın karşısında normal oldu. Ve ayrımcılık yapıp sen iyisin, normalsin sen anormal ve kötüsün oldu. 
Herkes çift her zaman bu kadar şanslı ve mutlu hikayelere sahip olmuyor.
Nice insan ayrımcılık, saygısızlık, hedef gösterilip yafta yapıştırmalar ve dahası yüzünden ölüme sürükleniyor yada öldürülüyor. 
Üstelik bu ayrımcılık konusu sadece cinsel tercihler yüzünden insanlara yapılmıyor giderek her konuda, her yerde farklı şekilde yapılıyor. Salata gibi çeşitlerini arttırıp rant için, en ucuz yoluyla ayrımcılığı sunup insanlara birer "protein çubuğuymuş*" gibi ikram ediyorlar...
Kimse masum değil...
O zaman herkes az da olsa temiz olan elinin ucuyla bir zeytin dalı tutsun...
Belki gelecek daha oksijeni bol bir dünya olur.
Bilim dergisi yazıyordu oksijenin arttığı yerlerde insanlar daha çok düşünüyormuş çünkü...
Azıcıkta olsa belki sağlıklı düşünürüz diye... 

Not 1 : Seçimler dün gece sonuçlandı. Haftaya da gündem derlemesiyle "Gelecekten Gelmeyen Adam | 7- Seçim Sonrası" yazısında görüşmek dileğiyle...

Daima Renkli ve Güzel Düşleriniz olsun...

Not 2: *"protein çubuğuymuş" mükemmel bir film olan "Snowpiercer" dan bir terim... İzlemenizi tavsiye ederim...
Subscribe to RSS Feed Follow me ha! :)