
15 Şubat 2013 Cuma
13 Şubat 2013 Çarşamba
9 Şubat 2013 Cumartesi

8 Şubat 2013 Cuma



7 Şubat 2013 Perşembe

10 Aralık 2012 Pazartesi
Türk’üm dedim, hadi lan faşist dediler.
Kürt’üm dedim, hadi lan bölücü dediler.
Laz'ım dedim, hadi lan devşirme Rum dediler.
Çerkez'im dedim, hadi lan hain Etem'in torunları dediler.
Alevi'im dedim, hadi lan dinsiz kızılbaşlar dediler.
Ezidi'im dedim, hadi lan Yezid'in pis soyu dediler.
Arap'ım dedim, hadi lan pis yobazlar dediler.
Ben dedikçe onlarda bir şeyler dediler.
İnsanım diyecektim ama,
İnsanlığa ait her şeyi yok ettiler.
Laz'ım dedim, hadi lan devşirme Rum dediler.
Çerkez'im dedim, hadi lan hain Etem'in torunları dediler.
Alevi'im dedim, hadi lan dinsiz kızılbaşlar dediler.
Ezidi'im dedim, hadi lan Yezid'in pis soyu dediler.
Arap'ım dedim, hadi lan pis yobazlar dediler.
Ben dedikçe onlarda bir şeyler dediler.
İnsanım diyecektim ama,
İnsanlığa ait her şeyi yok ettiler.
İnsanlık bir maske takmış ölmek için gün sayıyor. Diğer geçinenler ise yaftaları yapıştırılmış birer" mal" desem. Ayıp olmaz değil mi?
"İnsan"lar onca kana bulanmış, iğrençliklerle sürünürken utanmıyorlarsa bende bunu demekten utanmam!
Dün internet ve futbol camiası çalkalandıkça çalkalandık. FB'nin Bekir'i gol attıktan sonra sevincini taraftarıyla paylaşmak istedi. Taraftarı da o anda bir heyecanla öpeyim derken Bekir'le öpüşmüşler.
Ne var bunda.
Millet tutturdu aman yarabbi bir eşcinsellik!
Ulan eşcinsel ilişki yaşamadıkları ortada halen siz neyin kafasındasınız. Özellikle sözüm İncicilere. Sizlere de "ta.ak" geçeceğiniz konu çıktı. Şakanın bir dozu vardır.
Hadi gelelim diğer açıya "velev ki gayler".
Ne olacak?
Biz sürekli naralar atarız eşitlik, hak vs. vs.
Nerede kaldı bunlar?
Konu ciddiyete binince aman hemen bu ciddi havayı dağıtalım, hemen sorunları yok sayalım.
Tabi FB de bunlar olurken GS de neler oluyordu neler?
Engelli sporculara yapılan terbiyesizliği yazmak bile istemiyorum.
Artık sporda, dünyanın her yerinde eşitlik, adalet ve dahası gelmeli.
Ama bence bu eşcinselliği uzatmak yerine daha ciddi sorunlarla ilgilenmek lazım. Misal mi?
Dün yağmurda felç olan İzmir'in alt yapısı.
Biz aman millete yafta yapıştıralım derken yaşadığımız dünyanın mahvettiğimiz toprağını unutuyoruz.
LÜTFEN DİYORUM, LÜTFEN DİKKAT EDELİM ARTIK!
Ne var bunda.
Millet tutturdu aman yarabbi bir eşcinsellik!
Ulan eşcinsel ilişki yaşamadıkları ortada halen siz neyin kafasındasınız. Özellikle sözüm İncicilere. Sizlere de "ta.ak" geçeceğiniz konu çıktı. Şakanın bir dozu vardır.
Hadi gelelim diğer açıya "velev ki gayler".
Ne olacak?
Biz sürekli naralar atarız eşitlik, hak vs. vs.
Nerede kaldı bunlar?
Konu ciddiyete binince aman hemen bu ciddi havayı dağıtalım, hemen sorunları yok sayalım.
Tabi FB de bunlar olurken GS de neler oluyordu neler?
Engelli sporculara yapılan terbiyesizliği yazmak bile istemiyorum.
Artık sporda, dünyanın her yerinde eşitlik, adalet ve dahası gelmeli.
Ama bence bu eşcinselliği uzatmak yerine daha ciddi sorunlarla ilgilenmek lazım. Misal mi?
Dün yağmurda felç olan İzmir'in alt yapısı.
Biz aman millete yafta yapıştıralım derken yaşadığımız dünyanın mahvettiğimiz toprağını unutuyoruz.
LÜTFEN DİYORUM, LÜTFEN DİKKAT EDELİM ARTIK!
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü
1948′de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, “insan haklarının anayasası” olarak tanımlanır. İnsanın doğuştan sahip olduğu kişisel hak ve özgürlükleri tanımlar, her insanın yasa önünde eşit olduğunu, işkenceye, kötü muameleye ve onur kırıcı cezalara tabi tutulamayacağını ilan eder. İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi yolunda uluslararası toplum tarafından sürdürülen çabalara yol gösterici işlevini bugün de sürdürür. 1948′de kabul edildiği tarih 10 Aralık her yıl Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanır.
3 Aralık 2012 Pazartesi
Bir mum yaktım.
Gün ışığının tam ortasında.Ne ben görür oldum,
Nede aydınlattığı dibi.
Unuttum yandı,
Eridi.
Bittiğini dahi görmedim.
Ağırlığıyla yandım.
Yaklaştım ,
Göremediğim ışığı,
Yaktı.
Kendisiyle yandım.
Gün ışığının tam ortasında.
Ne yandığımı gördüler,
Nede dibim aydınlandı.
Kaçarım artık dokunma,
Yakarım.
Bir mum yaktım,
Gün ışığının tam ortasına.
Mustafa Burak DİKİLİTAŞ
30 Kasım 2012 Cuma
Benim vekilim nerede diye soruyorum?
Çünkü benim vekilime Türkiye Cumhuriyeti Meclisinde artık ele avuca gelir şeylerin "medeni birer
'insan' " gibi tartışmalarını istiyorum.
Sözüm ve söz konusu konu şu ki;
Meclis denen yapı Türkiye'nin sorununu, sorunlarını çözmek yada ortaya koymak için vardır. Ama bu sorun popüler niteliği olan işler değilde tabii kaynaklar, hazine ve yurttaş sorunları olmalı diye düşünüyorum.
"Muhteşem" sıfatının arkasına gizlenmiş soluk rantlar peşinde koşulmasını istemiyorum.
Yani; "Muhteşem Yüzyıl" meclisimde tartışılmasın diyorum. Nasıl yerli üretim yapabiliriz, öğrenciler niçin yararlı yurttaş değil gibi ele avuca gelir konular işlenmeli ve bir an önce varılmalı şu Muasır denen Medeniyetlerin zirvesine.
Benim bu sözlerim ne AKP karşıtı nede CHP yanlısı veya diğer partilerin birer oy vereni olarak algılanmasını istemem. Zira ben ne AKP ne CHP nede MHP liyim. Ama bir o kadarda ben AKP'li ben CHP'li ben MHP'li ve diğerleriyim.
Çünkü Ben Türk vatandaşıyım ve onlarda beni temsil için var olan Türk partileri.
Sözümün özü şu ki artık titreyip kendimize gelmeliyiz ve fark etmeliyiz ki jeneriğinde "Dizi" yazan bir yapımın "Dizi" olduğunu, ve yine fark etmeliyiz ki kapısında "Meclis" yazan bir yerin "Meclis" olduğunu. Yani diziyi belgesel, meclisi RTÜK binası sanmamalıyız.
İşimizi bilmeli, işini yapanın da kafasını karıştırmamalıyız.
Çünkü benim vekilime Türkiye Cumhuriyeti Meclisinde artık ele avuca gelir şeylerin "medeni birer
'insan' " gibi tartışmalarını istiyorum.
Sözüm ve söz konusu konu şu ki;
Meclis denen yapı Türkiye'nin sorununu, sorunlarını çözmek yada ortaya koymak için vardır. Ama bu sorun popüler niteliği olan işler değilde tabii kaynaklar, hazine ve yurttaş sorunları olmalı diye düşünüyorum.
"Muhteşem" sıfatının arkasına gizlenmiş soluk rantlar peşinde koşulmasını istemiyorum.
Yani; "Muhteşem Yüzyıl" meclisimde tartışılmasın diyorum. Nasıl yerli üretim yapabiliriz, öğrenciler niçin yararlı yurttaş değil gibi ele avuca gelir konular işlenmeli ve bir an önce varılmalı şu Muasır denen Medeniyetlerin zirvesine.
Benim bu sözlerim ne AKP karşıtı nede CHP yanlısı veya diğer partilerin birer oy vereni olarak algılanmasını istemem. Zira ben ne AKP ne CHP nede MHP liyim. Ama bir o kadarda ben AKP'li ben CHP'li ben MHP'li ve diğerleriyim.
Çünkü Ben Türk vatandaşıyım ve onlarda beni temsil için var olan Türk partileri.
Sözümün özü şu ki artık titreyip kendimize gelmeliyiz ve fark etmeliyiz ki jeneriğinde "Dizi" yazan bir yapımın "Dizi" olduğunu, ve yine fark etmeliyiz ki kapısında "Meclis" yazan bir yerin "Meclis" olduğunu. Yani diziyi belgesel, meclisi RTÜK binası sanmamalıyız.
İşimizi bilmeli, işini yapanın da kafasını karıştırmamalıyız.
27 Kasım 2012 Salı
Uzun süredir adını duyuyor ufak tefek araştırma yapıyordum. Bu araştırmalarım sonucunda insanların tuhaf şekilde dizeye bağlandığını, bağımlılıkla bahsettiklerini falan okuyordum. Sonra hadi dedi arkadaşım uykusuz kaldığım bir yaz sabahında izleyelim benim bilgisayarımda var dedi ve açtı jenerik müziği eğlenceli, konusu bana yakındı. ve ismi yazdı;
GLEE...
Aman Tanrım konusu, içeriği, konu işleyişi, oyunculuklar, şarkılar, dünya olarak sıkıntılarımız ve daha bir çok konuda muhteşem bir performansa kavuşmuş müthiş hatta müthiş ötesi bir dizi.
İşin özü daha ilk dakikalarda beni de anında bağımlı yaptı.
Derken hızlı hızlı bölümleri izledim ve sezonları bitirdim. Açıkçası "Merlin" den sonra beni etkileyen ikinci yabancı dizi.

Belki de hayatında bir kez izleme fırsatı yakalayan bir çok kişi bir daha bırakamayacak diye düşünüyorum.
Eşcinselliğe, azınlık kişilere, sanata insanların yaklaşımını farklı ve ince detaylarla ele alan dizi kesinlikle bir kaç senenin en iyi yapımı.
Son söz, GLEE...
İnsanların konumu, yada kaderlerinden dolayı yaşadıkları, diğer insanların onları ezmeleri yada aşağılamaları yada yada bir sürü sıralanacak insanlıktan uzak bir dizi işlemleri yapması hakkını kazandırmaz.
Sözüm İzmir de akşam palyaçoluk için gittim Hakim Evin de yaşandı.
Çocuklar ile eğlenceli dakikalar geçirirken bir kişi alabildiğine neden oyun salonuna çocukların alındığına dair bağırıyordu. Karşısında ki görevli ise sadece susuyor gece için çocuklara kiralandığını arada söyleyebiliyordu.
Sonradan öğrendim orada ki görevli kişiler İzmir Buca da ceza evinde yatan kader mahkumlarıymış. Bağıran kişi bu durumu bildiği için bir şey yapamayacağını düşündüğü insana alabildiğine bağırıp ego tatmininde. Ne yazık ki insanın başına ne geleceği bilinmez. Ama eğer iyilik yaparsa ne gelirse gelsin daima iyi bulacağını bilir, yada duymuştur.
Egolarımızdan arınıp gönlümüzü alçak tutmak zor ama imkansız değil. Bir daha düşünelim bizim kişiliğimiz hayattaki maddiyatın getirdiği konumumuz olmamalı bizim kişiliğimiz maneviyatla doğan onurumuz, iyiliğimiz, yaptıklarımız olmalı.
Bir çok devlet adamı yaptıkları manevi ve güzel iyiliklerle anılır eğer maddiyat peşine düşüp bir kaç ufak şeyle zaman kaybetmişseniz sadece o gün anılır lanet okunursunuz.
Her şey bir kenara bırakıp bir daha düşünelim.
Yaşamak mı, onurlu yaşamak mı?
Sözüm İzmir de akşam palyaçoluk için gittim Hakim Evin de yaşandı.
Çocuklar ile eğlenceli dakikalar geçirirken bir kişi alabildiğine neden oyun salonuna çocukların alındığına dair bağırıyordu. Karşısında ki görevli ise sadece susuyor gece için çocuklara kiralandığını arada söyleyebiliyordu.
Sonradan öğrendim orada ki görevli kişiler İzmir Buca da ceza evinde yatan kader mahkumlarıymış. Bağıran kişi bu durumu bildiği için bir şey yapamayacağını düşündüğü insana alabildiğine bağırıp ego tatmininde. Ne yazık ki insanın başına ne geleceği bilinmez. Ama eğer iyilik yaparsa ne gelirse gelsin daima iyi bulacağını bilir, yada duymuştur.
Egolarımızdan arınıp gönlümüzü alçak tutmak zor ama imkansız değil. Bir daha düşünelim bizim kişiliğimiz hayattaki maddiyatın getirdiği konumumuz olmamalı bizim kişiliğimiz maneviyatla doğan onurumuz, iyiliğimiz, yaptıklarımız olmalı.
Bir çok devlet adamı yaptıkları manevi ve güzel iyiliklerle anılır eğer maddiyat peşine düşüp bir kaç ufak şeyle zaman kaybetmişseniz sadece o gün anılır lanet okunursunuz.
Her şey bir kenara bırakıp bir daha düşünelim.
Yaşamak mı, onurlu yaşamak mı?
11 Ekim 2012 Perşembe
Herkes istiyor arıyor, duruyor. Öyleyse neden onca insan aç gibi halen sevgisiz susamış çöldeki bedevi misali.
Neden! Para gibi kazanılması zor yada lüks tüketim gibi ulaşılması zor bir şey değil halen neden!
Yada bulan ne çabuk para gibi harcıyor yada ulaşması kolaymış gibi bahsediyor.
Neden soru işaretleri bol ama en temiz istek.
Dili yanıyor, bir daha tövbe diyor yinede aranıyor.
Acaba insanlar yalnız yaşayamıyor mu?
Neden! Para gibi kazanılması zor yada lüks tüketim gibi ulaşılması zor bir şey değil halen neden!
Yada bulan ne çabuk para gibi harcıyor yada ulaşması kolaymış gibi bahsediyor.
Neden soru işaretleri bol ama en temiz istek.
Dili yanıyor, bir daha tövbe diyor yinede aranıyor.
Acaba insanlar yalnız yaşayamıyor mu?
9 Ekim 2012 Salı
Yüreğini ısıtacak birkaç düşünce peşinde koşmak ister insan.
Parasız yada ağır yüklerle değil.
Misal hiç parasız, sadece doğru olduğuna inandığın rüzgar yönünde ki hizanda dosdoğru sadece selamlaşarak bir yerden diğer yere gitmek gibi.
Özenirim cesur, girişken ve dobra otostopla dünya turundakilere…
Düşünsene inandığın gerçeklik ve samimiyet duygusuyla dolaşıyorsun. Ne kadar net, yalın ve temiz bir “rüzgar”.
İşte rüzgarlar bazen temizler ağaçların yapraklarını. Düşünmeden gittiğimiz Ayvalık / Cunda Adasında ki yaprak taneleri gibi…
Her ne kadar “temiz” düşünce otostopla buna cesaret edemesek te adanın sakinliği ve dinginliği yetti.
Hele birde yerdeki birikmiş birkaç yaprak tanesi doyurdu ruhumuzu…
Selamlar olsun en yalınından, serin Cunda Adasından…
Misal hiç parasız, sadece doğru olduğuna inandığın rüzgar yönünde ki hizanda dosdoğru sadece selamlaşarak bir yerden diğer yere gitmek gibi.
Özenirim cesur, girişken ve dobra otostopla dünya turundakilere…
Düşünsene inandığın gerçeklik ve samimiyet duygusuyla dolaşıyorsun. Ne kadar net, yalın ve temiz bir “rüzgar”.
İşte rüzgarlar bazen temizler ağaçların yapraklarını. Düşünmeden gittiğimiz Ayvalık / Cunda Adasında ki yaprak taneleri gibi…
Her ne kadar “temiz” düşünce otostopla buna cesaret edemesek te adanın sakinliği ve dinginliği yetti.
Hele birde yerdeki birikmiş birkaç yaprak tanesi doyurdu ruhumuzu…
Selamlar olsun en yalınından, serin Cunda Adasından…
25 Eylül 2012 Salı
"Yoruldum patron"
Bu repliği hemen hemen herkes hatırlar.
Devamını da öyle.
İlginçtir bazen bu replikte o kadar çok ahkam kesesim tutuyor ki.
Ama neden biliyor musunuz? Basit olaylardan... Düşünüyorumda ben o kadar "iyimser şemsiye" misali herkese yağmurdan koruya bildiğim kadarıyla korumaya çalışayım sonra nankörce kırsınlar bir telimi.
İşte o an yüzüne haykırasım geliyor ben sana bunu yaptım be bu kadar basit bir şey için sırt döndün bana denemek geliyor.
Ama susuyorum. Bırak akışına dediğim cümlelerden biri dolanıyor hemen dilime.
Ama işte yinede;
"yoruldum patron"...
Bu repliği hemen hemen herkes hatırlar.
Devamını da öyle.
İlginçtir bazen bu replikte o kadar çok ahkam kesesim tutuyor ki.
Ama neden biliyor musunuz? Basit olaylardan... Düşünüyorumda ben o kadar "iyimser şemsiye" misali herkese yağmurdan koruya bildiğim kadarıyla korumaya çalışayım sonra nankörce kırsınlar bir telimi.
İşte o an yüzüne haykırasım geliyor ben sana bunu yaptım be bu kadar basit bir şey için sırt döndün bana denemek geliyor.
Ama susuyorum. Bırak akışına dediğim cümlelerden biri dolanıyor hemen dilime.
Ama işte yinede;
"yoruldum patron"...
"Bu arada genelde yazılarım başlıklarını yazılarımdan sonra ekliyorum bu sefer ki bayağı komik durdu, bu sitem dolu yazıya..."
9 Eylül 2012 Pazar
İnsan gerçekten çok tuhaf anlara, saniyelere daha bir çok süslenebilecek ıvır zıvıra şahitlik yapıyor yada bizzat o gariplikler kendi yaratıyor.
Film izlerken taaa Hollandalardan gelen ufacık ama çok tatlı bir çocukla oynarken annesinin kendi evlerinde daha önce hiç patlamış mısır yemediğini ilk kez benim ikramımla yediğini söylemesi çok ama çok şaşırttı beni. Düşünüyorum kendi evinde yani Türkiye den bilmem kaç kilometre uzakta kendi annesinin yaptığı mısırdan nefret ederken birden hoşuna gidip koca popcorn kutusunda ki mısırları bitirmesi ve üzerine su istemesi beni şaşırtıyor duygulandırıyor ve yüzümde en tatlısından, samimisin den ama en önemlisi duygulusundan bir tebessüm oluşturuyor…
İlginçlik…
İnsanlar...
7 Eylül 2012 Cuma
Utanma kavramını ben tekrardan Nil Karaibrahimgil'in şarkısıyla hatırladım. Ne kadar ilginç değil mi?
Aslında unuttum çünkü sık kullanılan birşey değil artık. Tıpkı buharlı bir tren gibi. Yani tren deyince aklıma artık kömür, odun vb yakıcı ve yanıcı maddelerin gelmemesi gibi artık utanma da gelmiyor.
Düşündüm yazıyı kararlamadan önce. Acaba dedim sebebi her şeyin başı internet ve televizyon mu yoksa onu bilinçsizce izleyen ve halk mı?
Halk demişken tabi yöneticileri de var acaba onların yüzü kızarmaz bir dizi tavırlarından mı artık unutuldu bu kavram.
Hadi unutmuşken gelin hep birlikte çıkarı verelim artık bu kavramı sözlük, deyim vb daha bir çok lügatlık yerden.
EEEE tabi birde çıkarmamız yani utanma kavramını ilginç algılamamız bizim modernlik yada açık görüşlülük kavramını gösterir oldu.
Misal diyelim ki eskiden mayo giymek zordu. Utanılırdı yarı çıplak dolaşmaya bayanlar ve erkekler artık mayo giymeye utanmak bizim dar görüşümüzü gösterir oldu. Halbuki düşünce temel olarak kelime köküne bakıldığında utanmak ve modernizm malasef ki aynı kulvarda değil...
İşte karalatan şarkı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















