5 Ağustos 2014 Salı

Ölüyorum...
Tek bir ağıt ile.
Bana dokunan tek olması değil,
Ağıtın yakılması,
Sevenin ağlaması.
Ölüyorum.
Yanan bir yürekle.
Bana dokunan  yanması değil,
Yüreğin acıması,
Sevenin burkulması.
Ölüyorum.
Tutturulan ağlamaklı bir türküyle.
Bana dokunan türkü değil,
Ağlayan gözler,
Kanayan canlar...
Bana dokunan ölmem değil,
Ölürken sevdamla gömülmem,
Özlemle vurulmam,
Kavrularak aşka yanmam.
Ölüyorum...


Mustafa Burak Dikilitaş
01:57
24.03.2012

4 Ağustos 2014 Pazartesi


Bu haftada kocaman merhabalar. Yeni adreste, komşu köyde, yeni okuyucu yüzleriyle, renkli ve ritmik bir dünyada ama aynı formatta "Gelecekten Gelmeyen Adam" olarak yazılarıma devam ediyorum.


Beşinci haftayı devirip bir ay bir haftanın sonrasında şöyle haftalık derlemelere bakıyorum da ciddi anlamda Türkiye de gram değişim söz konusu değil.

yazının devamı için bu köşeyi her hafta http://www.lgbtifm.com/ da yazmaya başladığım için orada bulabilirsiniz... 

Ne dersiniz, zor mu?

yazının devamı için tıklayınız...


Bu haftada kocaman merhabalar. Yeni adreste, komşu köyde, yeni okuyucu yüzleriyle, renkli ve ritmik bir dünyada ama aynı formatta "Gelecekten Gelmeyen Adam" olarak yazılarıma devam ediyorum.
Beşinci haftayı devirip bir ay bir haftanın sonrasında şöyle haftalık derlemelere bakıyorum da ciddi anlamda Türkiye de gram değişim söz konusu değil.
Eğer biz bir ay içerisinde konuyla ilgili olumlu gelişme gösteremediysek gelecekte nasıl olacak diyorsanız bende bilmiyorum analarım, bacılarım, abilerim kardeşlerim. Bende sizin gibi gelecekten gelmedim ama ufak ufak gören "masum bir köylü"
Geçen yazılarımın da sonun da söylediğim gibi gelecek b.ka sarıyor.
Sarıyor ki bazı konular giderek çirkinleşiyor. İlk yazımda ki gibi saygı kayboldu, insanların seçimlerine duyulan saygı hırsızlıklarla sonuçlandı, sonuç eskiden ezilen daha çok ezildi.
İşte bu hafta kalemim de; gerçekten ezildiklerini, haklarının, hak hukuk tanınmadan ellerinden alındığı hatta nefret cinayetleriyle öldürüldüğü dünyaya ne pembe ne mavi gibi bir renkle değil rengarenk gelen LGBTİ bireyler var.
"Hop dedik abi LBTİ dediyseniz bu delikanlılığı bozar bu yazı okunmaz" diyorsanız meraklanma ne gaylik nede lezbyenlik nede sana göre"anormal" olanlar bulaşıcı değil. Öyle olsaydı duyarsız, saygısız öküzlerden de biraz bize bulaşırdı. Değil mi ama?
İnsanlar nasıl görüyorlar bilmem ama çoğuyla eşcinselliği konuşunca "ya saygım var ama bana sarılıp öpmesin yada el sıkışmasın uymuyor bu durumlar uzaktan iyiyiz böle. Bana farklı bakıyormuş gibi geliyor."
İşte bu!
LGBTİ bireyleri birer hastalıklı yada sapıkmış gibi görüyorlar.
Halbuki kişi kendinden bilir işi.
Sen sarıldığın bir başka karşı cinsine demek ki bu şekilde bakıyorsun ki sana gelen her bir bireyi de öyle görüyorsun.
Sen karşı cinse günlük hayatta sarılırken veya merabalaşırken böle "hallenecek" durumlar içerisinde olmuyorsan korkma hiç bir LGBTİ bireyi de sana öle olmuyor.
Çünkü sen nasıl normal olan yaşantına devam ediyorsan o da öle.
Öbür türlü her konuda tuhaf düşüncelere düşen, tanıştığı her kişiyle tuhaf ilşkiler yaşamayı düşünen kişi de zaten sapıktır. Ve sapığında ne "heterosu" olur nede "homosu".
Sapık sapıktır. Bir ayrımı olmaz.
Bu durumda sana göre sapıkça olan tercihler değil kişiler oluyor.
Saygı kavramı aynı anda iş yapabilmeyi gerektiriyor hoş görüşlü bir biçimde.
Ama çoğu heteroseksüel saygı kisvesi altında sözde ince espirilerle hiç bir eşcinselle iş yapmak istemiyor.
Hal böyle olunca kusura bakmayın ama onlar da ekmek yemek zorunda. ne yapacaklar.
İşte tam bu noktada tekrar babayiğler atılıyor ve "hop dedik bilader olmaz bu racona ters saygım var ama namusunla iş yap" diyor buna karşılık "peki yemek yapıp satcam alır mısın? yada doktorum bana muayene olur musun?" diyor bizim babayiğidimiz de önce pis pis sırıtıp sonra da "o ellerle mi kim bilir kaç kişinin..."
EEE ne yapacaklar ölsünler mi?
Bir çok LGBTİ bireyler incelenince içlerinde bir çok vasıfsız ama sözde "normal" sıfatı taşıdığı için çalışan kişi ve kişilerden daha kariyer ve dolu pencereden bakıyorlar.
Ama ne hikmetse bir anda beyinin çalışacağı iş yerinde tercihler sebebiyle çalışmaz, çalıştırılamaz hale getiriliyorlar.
"İyi ama hepsi de bir tuhaf ve azıcık cazgırlar"
Bazen evet! ama tüm LGTBİ bireyleri mi hayır. Ki bazen bakıldığında işsiz, aşsız olan ve sürekli alt tabakaymış gibi bakılan bir kısım olunca eline geçtiği ilk fırsatta bunu dışa kusuyor.
UNUTULAN ÇOK BÜYÜK BİR KISIM VAR ASLINDA ÖZÜMÜZ DE HEPİMİZ AYNIYIZ... İNSANIZ...
DÜNYA CİNSEL TERCİHLER, RENKLER VE DAHASI ÜZERİNE DÖNMÜYOR Kİ...
ÖNCE İNSAN OLSA KARŞI TARAF, ÖNCE İNSAN OLSAK... İŞTE TÜM MESELE BİTECEK...
GERİSİ KİMSEYİ İLGİLENDİRMEYEN BİR UFAK SÖKÜK GİBİ DURACAK...
İş tuhaf ve renkli.
İş bakış ve mantık meselesi.
Her kapı iterse onlarda kendi düzenlerinde ki yeni kapıları açarlar.
Çünkü bu dünya ne senin ne de benim nede onların.
Herkes yaşamak için kendi dünyasını kurmak zorunda.
Sadece empati ve saygı...
Sanki böyle olunca , işler bir tık daha sistemli ve mutlu bir rayda ilerleyecek gibi...
Ne dersiniz, zor mu?

Bugün bayram.


Bayram geldi ellere diye maniyle başlayacaktım ki meşhur komedyen bir zamanların bekar ‘keli’ şimdilerin evli, çocuklu saçlı “Cem Yılmaz’ı” (abimiz) bunun esprisini süper yapmış.

Giriş faslını neden bayramdan uzak yaptınız derseniz aslında nerede o eski bayramlar demek daha mı doğru diyeceğim.

yazının devamı için bu köşeyi her hafta http://www.lgbtifm.com/ da yazmaya başladığım için orada bulabilirsiniz... 

İYİ BAYRAMLAR...

yazının devamı için tıklayınız...


3 Ağustos 2014 Pazar

Bugün bayram.

Bayram geldi ellere diye maniyle başlayacaktım ki meşhur komedyen bir zamanların bekar ‘keli’ şimdilerin evli, çocuklu saçlı “Cem Yılmaz’ı” (abimiz) bunun esprisini süper yapmış.

Giriş faslını neden bayramdan uzak yaptınız derseniz aslında nerede o eski bayramlar demek daha mı doğru diyeceğim.

 Çünkü kime ve neye göre eski.

 2000 yılında doğmuş birinin bayramıyla 87 de doğmuşun ki bir olmaz ki.
 Hem kim demişti hatırlamıyorum ama sanırım “Şaşkın” Filmiydi neyse, başında eski var diye güzel herşey. Misal geçen senenin bayramı daha mı güzel di bu seneye göre. “Evet” eee o zaman hep eski var diye başında güzel. Hem bu eski ve güzellik konusunu tartışırken bir de şu yüzü var bayramın “Bayram geldi de ne oldu?” Demi ama? Açlar yine aç, yoksullar yine yoksul, savaşta yitip giden canlar daha fazla, nefret cinayetlerine bir çizik daha ve dahası…
Peki bize ne oldu?
Biz yani delilere…
Deliye her gün bayram ya…
 Deli ne yapsa yeridir diyoruz ama iki kelam etse yersiz diye kovuyoruz ah azıcık kulak versek. Ben bayram bayram meşhur komedyenler gibi mani dizmeyeceğim meşhur yalancılar (sanırım herkes onları biliyor si…çiler) gibi yalan vaat de bulunmayacağım. Sadece yerli yersiz değinip kaçacağım. Açlara, yoksullara savaşa bu hafta ve geçmiş haftalarda dokundum gelecek haftada  sanırım nefret cinayetlerine ve LGBTİ bireylerine değineceğim ama şimdiden giriş yapmak istedim.

Malum, bayram sevinç herkes için, peki LGBTİ bireylerine… Tıpkı yetim gibiler. Çok dramatik giriş ama öle. Bir kez olsun yetimhaneye yada huzur evine gidin bayramlar da…
Nasıl burkulup suyu çekilen bir yaprak misali 1.80’lik insanların bir metreye bile ulaşamadığını göreceksiniz. Öyle kalakalacak, sadece neden bugüne kadar bu kadar mutsuzmuşum bu kadar şanslıyken diyeceksiniz. İşte öyleler. Anne babaları ve daha niceleri hayatta ama sırf seçimlerini özgürce yaşamak isterken karanlığa sürüklendikleri için maalesef bayram sevinci yetim onlara…
 Tabi birde her şarta boyun eğenler var onlarda bedenlerinin onlara biçtiği bayramlıklarıyla ruhlarının çığlıklarını bastırmaya çalışıyorlar. Belki yetim gibi değiller ama ikisi de farksız sayılmaz. İşte bayram ya, küsler barışır ya, sizde küs birisi yoksa yada barışıyorsanız küslerinizle birini daha ekleyin bu barıştığınız kişi listesine o da “ayrımcılık yapan yanınızı” yani kendinizi listeye ekleyin. Ayrımcı yanınızı, ötekileştiren benliğinizi, yafta yapıştıran aklınızla barışın. Barışın ki belki yetim olmayan yetimler ruhlarıyla bedenleri arasında ki sonsuz hapiste bir nebze olsun özgürlüklerine kavuşur, ferah bir nefes alırlar. Çünkü gelecekten gelmesem de geleceği nefrete , karanlığa, kötülüğe sürükleyecek olan şeyler kişisel savaşlarımız olacak…
 
Bu yüzden ;
 
Barışı önce siz kendiniz de başlatın…

İYİ BAYRAMLAR
Gerek gelecekten gelmeyen adam yazı dizimde olsun gerekse diğer postlarımda bu Cumhur Başkanlığı Seçimleri konusunda seçildikten sonra  bile haftalarca konuşulacak demiştim ki daha seçilmeden, seçim tarihi yaklaştıkça meydanlar hararetlendi.
Bir yanda neredeyse muhtar adaylığını bile açıklayacak sayın bakanların başında ki siyasetçimiz bir yandan da çatı adayı diye bir sıfatla sunulduğu için acaba izolasyonlu mu diye sormadan kendimi alamayacağım  profesör Türk vatandaşı bir yandan da açıkçası bana bayağı uzak bir siyasi adımlar izlemiş bu zamana kadar pekte TÜRKİYE CUMHURİYETİ başlığı altında ileri adımlar atmamış bir siyasetçimiz.
İşin özünde hepsi siyasetçi... Hepsini en az bir parti ve kesim destekliyor.
Peki kafası karışık kısım. 
Evet işte bu kesim o kadar büyük ve çok ki sormayın gitsin.
İşte bende bu kesimdeyim hiç kimse kusura bakmasın. Benim Görüşüm açık ama görüşüme uygun bir adım atan yok. İlla benim görüşüme uygun mu olacak derseniz elbette hayır ama bakılınca üç adaydan birine bile uymuyorsa ve bunu bir çok kişi diyorsa biz seçmenler ne yapalım?
Acaba bizde mi bir aday çıkarsak misal bu yerel seçimler de bizim bakkalın oğlu muhtar seçildi, bence o olabilir?
Hadi bunları geçtim birini bir şekilde artısı çok dedik seçtik ama sen başında Türkiye Cumhuriyeti yazan bir makamda sın ne demek ülkenin Milli Marşını bilmemek. Kusura bakmasın ama 2 adayımızda bilmiyor zaten diğer aday da okumaya da karşı olduğunu söylüyor.
Çok koyu konular demi?
Yazdıkça, okudukça yürek burkan ne yana dönsen çıkarını bekleyen ama ülke çıkarını değil kişisel çıkarını bekleyen bir kişi.
Sonra bakıyorsun, hüzünleniyorsun...
Ne yazsam, ne söylesem boş diyorsun.
Neyse deyip mecbur susuyorsun...  

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Çok magazin kokacak belki ama gördüğümü yazmak istedim. Dün akşam üzeri saatleri sırasında twitter de arka arkaya bir kaç dakika arayla patladı gitti tweetler.
İsrail diyebilirsiniz malum konumuz ve gündemimiz şu sıralar İsrail. Yakındır son bulur Cumhurbaşkanlığı seçimleri geliyor neyse ama değil. 
Diğer konu yani sanatçıların bakanların başında ki siyasetçinin vermiş olduğu iftar yemeğine katılması üzerine yapılan eleştiriler. 
İşte bu durumdan rahatsız olan hayranlar tweetlerle sanatçılara yüklenirken bu duruma kızan tv nin asi çocuğu diye nitelendirilen Okan Bayülgen oldu.
Artık tek TV nin değil Twitter inde asi çocuğu. 
Sanırım sayın Bayülgen T ile başlayanlarda asi çocuk oluyor. 
Neyse neden sanatçı dostuna yükleniyorlar diye arka arkaya tweetler de hayranlara fena giydiren Bayülgen  anlaşılan çok kızmış.
Tabi haklı olabilir Bayülgen eleştirinin de dozu var ama bende tamamen o karede olanlara kızgın ve kırgınım. 
Sen kimsin be! diyebilirsiniz. 
Ben onları dinleyen izleyenim. 
Benim gibi bir kaç kitle belli etse tepsini asıl kim neci belli olur.
Neyse şimdi bana da kızar sevdiğim değerli üstat Bayülgen bu yüzden kısa keseceğim :)


20 Temmuz 2014 Pazar

Savaşlar!
Aslında geleceği geçmişi olmayan derin bir konu.
Yara alan bir konu.
Üstelik bu konu da asla kralların canının yanmayacağı bir konu.
Olan yine çocuğa, kadına masum halka olan konu.
Son örneği yada yakın örneği İsrail - Filistin.
Artık şu gözleyim "savaş mı? olur abi. "
Olur anlaşamaz tehdit eder çözüm arar bulamaz ve son çara eşit şartlarda çağ ötesinde kalmış yöntemlerle önce şerefsizce, insan olmayan duygularla halka sonrada düşen artık savaşamaz duruma gelen, masumların kanının aktığı belkide o soydan hiç bir çocuğun doğduğuna sevinç göz yaşı dökecek anne babanın kalmadığı toprağı alırsın.
İşte artık ben buna normal diyorum.
Evet eskiden normaldi. 
İnsanlar toprak savaşı derdindeydi.
Dünya düzeni el işçiliğine, toprağa bakardı.
Ama artık düzen değişti beyine, medeniyete, insanlığa ve insanlığın getirdiğine bakıyor çağ.
Toprağın büyüklüğüne, savaşlarda kazanılan övünülecek başarılara değil.
Öyle olsa hayde toplansın 'Muhteşem Yüzyıl' kadrosu bir dönem dizisi daha çekelim bu yüzyılda.
Gelecekten gelmeyen adam olarak şunu maalesef ki gönülden gelmeyen ferahlıkla söylüyorum savaşlar daha çok artıyor. Üstelik bu savaşların konuları ipe sapa gelmeyen şeyler, tepkiler ise dünyanın bir kaç noktasında ama etkisiz ve liderlerin umurunda bile değil.
Geleceğin liderleri demişken bu konuyu şöyle ele alalım eğer Türkiye böyle bir savaşın içinde olsaydı dünya nasıl tepki gösterirdi!
Evet, bu konu çok derin ve yüzde tebessüm oluşturan hiç şüphesiz daha farklı ve sert bir tepkiyle karşılaşacağımızı söyleyen, gazete manşetlerinde 'çağ dışı Türkiye', 'Savaş manyağı Müslümanlar', 'Cihat başlattı Müslüman Türkler' vs, vs yazan durumlarla karşı karşıya kalırdık dünya basınında ve halkları arasında.
Şuan İsrail nasıl?
Aynen devam haklıymış gibi...
Yada diğer açı...
Sosyal paylaşım sitelerinde İsrail için Adolf Hitler'in sözleri dönüyor.
Bu savaş olamasa ve paylaşımları yapsak ırkçı yada insanlık dışı düşüncelerle suçlanırdık şimdi pankart yapmış sokaklarda gururla boy gösteriyoruz.
İşte geçmişte biri diğerini katletti bir söz etti.
Diğeri kalktı masumları katletti sadece sırıtıp ülkelere sattığı ürünlerle ekonomik rakamlar yayınladı.
Geriye kalanlar ise bir elinde onun sözlerini diğer elinde onun ürünlerini alıp sokakta bilmeden, amaçsızca yırtındı.
Gelecekte bu durum daha da artacak.
Ve savaşlar eskiden mertce, insanca olurken gelecekte şerefsizce, amaçsızca, adi olacak.
Biz dur diyemez miyiz?
Deriz...
Saygıyı, hoşgörüyü bizden olmayanı severek, masumu koruyup her canlıya göz kulak olarak.
Gelecek iyice b.ka sarıyor haberiniz olsun...

17 Temmuz 2014 Perşembe

Google amca bana yeniden bir şeyi hatırlattı. Üstelik çok hoş, sempatik ve net bir dili olan animasyonuyla.

Hoşgörünün bittiği, kendinden olmayana hoş gözle bakılmayıp hemen kavganın çıkarıldığı şu günlerde bu hatırlatma ilaç gibi geldi doğrusu.
Aslında açık yüreklilikle söylemek gerekirse hayatı incelendiği insan çok duygulanıp kendinin neden bu kadar etkisiz kaldığını merak ediyor. Diğer yandan da bulunduğu kıta sebebiyle kimse ciddiyete almaz acaba hiç böyle düşündü mü kendisi diye de merak ediyor ama sonra şöyle bir bakıldığında nice kıtalar da ciddiyete alınacak kişilerden daha baba, daha harbi daha insanca sözler ve çalışmalar etmiş.

Zaten meselesi de tam bu noktada başlıyor kıta, insan, para ve daha ayrım yapılan konularda...

İşte bunları hatırlattığın için bu sefer ayakta alkışlıyorum Google amcamı...

Hayatı, çalışmaları ve dahası için Vikipedi tıklayınız...






Hurra yaz geldi...
Geleli kaç ay oldu Burak'cım sen şimdimi ayıktın. Diyebilirsiniz ama ekranlardan dolayı bunu söylüyorum.
Ekranlar yine, yeni, yeniden bir dünya yaz ekranı tadında 5 dk konuya ve yapıma yarılmış hepimiz mutluyuz ve eğlenceliyiz, bizim burada paraya ihtiyaç duyulmuyor gibisinden yapımların boy göstermesinden dolayı.
Gündem sıcak, gündem zaman zaman can sıkıcı, gündem daima yaralı durumda.
EEe ne yapalım sıcak, bunaltıcı bir de ramazan, oruç ağız sinirler gergin ne yapalım bari çoğu bir kaç hafta sürmeyecek dizilere, kazanıldı mı, o parayı alabilecek mi acaba dedirten yarışma programlarına, havuzdan, denizden çıkıp neredeyse parası bir ev değerinde olan saçma sapan kalçalarıyla dolanan bir ünlünün saatlerce gereksiz parçasının yer aldığı röportajlara yönelelim diyoruz.
Sonra kalkıp 2 gündeme dair retweet yapıp paylaşım beğenelim.

Çözüm!
Bilmem... Sanırım bu dizinin reytingleri berbatmış!
Sonuç!
Şu an bize değmedi bu yılan değsin biz cepheye de gitmesini biliriz EvelAllah!
Çağ!
Savaşların cephede yapılmadığı, harita üzerinde beyinle yapıldığı zaman. 
Sonuç!
S.çtık...

Evet daha fazla bu zihniyetle gidersek, yazımız kışımız bu aptal kutusu olursa, sonuç bu!

3 gün önce denize gittiğimde gördüğüm manzara karşısında şoka uğradığım için içimden bunlar geldi.
İzmir / Seferihisar- Akkum da denize girdiğimiz sırada fazlasıyla turist vardı sahilde.
Hepsi güzelce denize giriyor çıkıyor, kremini sürüp sonra eline plaj çantasından çıkardığı bir kitabı alıyor, okuyor okuyor. Kapatıp bir kaç parça bisküvi yiyip denizine girip yine gelip güneşlenirken kitabını okuyor.
İnanır mısınız kitap okuyanlarda güneşlendi okumayanlarda.
Yani adamlar her dakikayı değerlendirdi. 


İster batı özentiliği diyin isterseniz hayranlık. Ne derseniz diyin adamlar o kutuyu yaptı doldurdu sundu ama bağlanmadı biliyorlar ki bağlanılacak daha gelecek içeren şeyler var.

Üzülüyoruz ama çabalamıyoruz...
Haydi hayırlı yaz seyirleri... 
Bu hafta, aslında seçildikten sonra bile çok konuşulacak yani haftaları ayları alacak bir konuya kısaca ve tutuklanmadan değinmek istiyorum.

Geçmişten başlayacak olursak eskiden muhtar seçmek gibiydi başbakanlık yani elbette önemliydi ama dünya çapında sonuçlar belliydi. Parlamenterler konuşmaz dünyanın pek ilgisini çekmezdik. Şimdi bırakın genel seçimi yerel seçim bile dünya gündemine düşüyor. Bu durumda Türk demokrasisin de aaa çocuklar gülmeyin ciddi bir şey yazıyorum komik mi Türk demokrasisi demem neyse ilk olan cumhurbaşkanlığı seçimleri de doğal olarak geniş yer kaplıyor.

Bu da bendeniz gelecekten gelmeyen adam olarak gelecek zamanlar da Türkiye demokrasisi adına her attığı ilk veya son adımda bayağı yer edineceği gerçeğini doğuruyor.
Tabi bu dünya basınlarında ve meclislerinde yer edinmemiz bizim ekonomimizin düzelip teknoloji ve ihracat alanlarında geliştiğimiz için değil, bakalım nasıl daha çok teoriler üretiriz, oyun sayısını kaça çıkarırız demek için.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım benim yaşım hadi genç ama bunu söylemek için yaşın artık bir önemi yok ki bence. Bakarsak eğer geçmişe her ilkokul sıralarında dirsek çürüten Türk genci olarak 'Ülkemiz bulunduğu jeopolitik konumdan dolayı köprü görevi görür ve çok önemli bir konumdadır. Ayrıca her çeşit tarım ve hayvancılık yapılıp dört mevsimi en iyi yaşamamızı sağlayan bir iklime sahibiz' repliklerini defalarca öğretmenlerimizden duyduktan sonra halen ülkemiz üzerinde hiç bir oyun oynanmıyor denemez sanırım.
Yani bir monopoly bile oynarken kaç çeşit tilki çeviriyoruz kafamızda mecidiyeköyler bebekler için, koskoca Türkiye için mi çevrilmeyecek.

Bu konu elbette derin ama şu da gerçek hemde elimizin tersiyle itilemeyecek kadar biz her geçen yıl dünya gündeminde daha çok yer alır oluyoruz.
Eskiden talk showlarda bırakın Türk konukları adı bile geçmezdi. İşte artık dünyanın evlerine bile konuk olur hale geldik.
Gelecekten gelseydim ne kadar daha çok gündemde neyle geldiğimizi kesin söylerdim ama tahminimce her geçen zaman daha çok yer edineceğiz ama bu çok ta eğlenceli konularda olmayacak gibi.

Son cümlelerde tekrar ana konuya dönecek olursak elbette gelecekten gelmesem de bir tahminim var gelecek hakkında. Şu seçim konusunda... O da maalesef ki benim siyasi ve düşünce yapıma uymayan  biri olacağını söylüyor. İsim vermekten korkmuyorum ama yazılarımı net inceleyin kimin olacağını düşündüğüm çıkacak ortaya.

Tabi benim ki sadece gelecekten gelmeyen bir adamın düşüncesi...

Haydi iyi reyler...

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Haftalar ayları aylar yılları kovalasa da bu gündem düşmez. 
Elbette seçime kadar değil seçimden sonra da düşmez.

Biz daha ülke olarak çok temiz ultra güzellikte ki aydınlık seçimi atlatamazken ikincisi geldi çattı.

Bakalım bu sefer ki kaplan mı yoksa aslan mı olacak kedigillerden !

Neyse germeyeceğim ortamı derin nefes al ver Burak!
Evet sakinleştiğimize göre biraz eğlenelim ve düşünelim değil mi?


Bu hafta ve bir kaç hafta önce toplayabildiğim tüm seçimle ilgili karikatürleri yayımlamak istedim seçim öncesi biraz düşünüp daha sağlıklı bu sefer rey atalım diye :)



Eğer bizi şaşırtıp olmasaydı diye düşünen güzel mizah kalemlerimiz ulvi insanlar Penguen ekibi 'Erdoğan aday olmasaydı Penguen'in kapağı nasıl olacaktı?' sorusuna yanıtı...
( http://www.muhalifgazete.com 'un yalancısıyım)

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Tarih pekte önemli değil sanırım. İnsanlar yüzyıllar boyunca yaşarlar, yazarlar, ölüler vs.

Her biri o çağın işlerinden önemli veya başkasına göre önemsiz işini yapar.
Kendince en iyi pozisyondadır veya sürekli şanssız yaşayan kötü kadere bağlı biridir.
Bu bağlamda ki giriş yazısı giderek uzaya bilir çünkü insanlar daima bir gün durumlarından şikayetçi diğer günler ise memnundur.

Önemli olan bunlar değil yada benim şu anlık ve her hafta bu köşede ilgilendiğim konular olmayacak.
İnsanlar bir şeylerin değiştiğini görmek için illa geleceğe veya geçmişe gitmesine gerek yok diye düşünüyorum. İşte bu yüzden de gelecekten gelmeyen bir adam olarak her hafta belirli bir konu üzerine gelecekte yada geçmişte ama en önemlisi günümüzde neler yaşanmış yaşanmış yada nasıl yorumlanıyor veya yorumlanacak gibisinden inceleyeceğiz.
Yani her hafta maddi manevi bir duygu, konu vb birşey üzerinden karalamalarım devam edecek.

Açıkçası 'Gelecekten Gelmeyen Adam' yazılarını bana gelecek konusunda bayağı iyimser yaklaşan savaşların, kötülüklerin yada milletlerin olmadığı tek bir bayrak altında barış ve huzur içinde yaşandığı her konuda ileri bir teknoloji olduğu ve kötü herşeyin dünya üzerinden kelime anlamlarıyla yok edildiği hatta duygusal karar verilmemesi için'aşk, tutku, sex, şehvet vb' kavramlarında tamamen dünya üzerinden kazındığı 'Müstakbel Erkek Arkadaşım' adlı filmden ilham alarak yazmaya karar verdim.

Bu hafta şöyle baktım da saygı sanki yok oluş aşamasında. Yada ne ara doğduğunu bile bilemiyorum.
Evet ele alınan konu ciddi anlamda sıkıcı ve yaşlı işi yaşlılar kusura bakmasın bir gün herkes onu tadacak ama gerekli konu.
Şöyle bakıldığında sanki saygı kavramı hiç doğmamış gibi.
Yada yüzyılları süslemek için kullanılan teknolojinin üstünde görülen bir kavram.
Misal Osmanlı İmp. için penceresinde kırmızı karanfilli ev varsa hasta evidir o sokakta satıcılar bağırmaz, çocuklar oynamaz mahalleli sessiz olur ve yardımcı olurmuş.
Bakın ne kadar duygusal değil mi?
Saygı kavramı Osmanlıyı yüceltmek için kullanılırken  teknolojisi gelişmiş Japonya'yı yanında  hiç durumuna düşürdü. Çünkü saygılı toplumlar daha önemlidir. Ondan dışa bağımlıyız yanlış anlaşılmasın. Çok saygılı toplumuz velhasıl.
Tabi işin toz pembe yanı aksi halde her siyasetçi çok tatlı değil mi?
Keşke saygı şöyle markette satılan bir şey olsaydı. alındığında herkes cuk saygılı olsaydı.
Aslında cidden bireyler azıcık geçmişte ki Fransız nezaketi, Osmanlı misafir pervesliğini alsaydı savaşlarda ki taktikler ve geçmişte ki öfkeler yerine sanırım giderek daha hoş toplumlar olurmuşuz.

'Ananıda al git' söyleminde se 'Sevgili anne cağazınızıda alıp gider misiniz acaba?' yı düşlüyorum da... :)
Peki geçmiş orta da günümüz yanımızda ya gelecek?
Sanırım yozlaşan bir şekilde bir çok harfimizi yitirdiğimiz Türkçemiz gibi saygıda tek Türkler için değil bir çok millet için yok olup gidecek.
Ama bir şey tam gelişecek o da teknoloji gerçi o konuda da şüphelerim var ama neyse bu haftalık bu kadar...

16 Nisan 2014 Çarşamba

Neden biz mutlu değiliz?
Yabancı blog yazarları mutluyken biz neden değiliz?
Cidden ama şöyle bir kaç yabancı blog yazarının postlarını incelerken onlar mutlu mutlu, içinde sevgi pıtırcıkları uçuşan postlar atarken bizimkiler neden efkarlı?

Ama sonra zorlanmadan cevabını buluyorum.
Ya arkadaş bu yabancı özentiliği değil. Yada onları övmek kendimizi yermek için demiyorum.
İşte göz var izan var.
Be kardeşim elbette mutlu olurlar onlar yol yaparken biz oturduk onlar bilimi sanatı eğitimi güçlendirirken biz yol yaptık onlar demokrasiyi, aydınlığı yayarken biz var olanı da bilmem kaç yıl önce ki gerici zihniyetle değiştirdik.
Gel de sonra yasaklı sitelerde sevgi pıtırcıklı blog postları at.

Biz daha gözümü açıp ta eteğimizde ki taşları dökmekten aciziz ne postu.

İşte örneği az eleştirip yabancıların hoş bir şeyini, insanlığını ortaya dökünce yabancı meraklısı oluyorsun. Suçu ne çabuk ta başkasına atıp ben yapmadım diyoruz.
Ama millette haklı ne görürse onu uyguluyor.
'Bilinçaltın da' 'belki yapar' diye milleti içeri tıkanları görürse o da suçu başkasına atar. 

Haydi iyi mutlu özenti dolu postcuklara...

14 Nisan 2014 Pazartesi

DERİN SAHNE
Doğu Turnesi Selfie'si...
Az önce okuduğum habere göre;

Habere göre Amerikan Psikologlar Derneği (APA) Chicago’daki yıllık yönetim kurulu toplantısında bu zihinsel bozukluğu "selfitis" olarak adlandırdı.
SELFİE ÇEKMEK ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNDEN İDDİASI
Kendi fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmanın, obsesif kompülsif bir eğilim ve özgüven eksikliğini gidermenin bir yolu olarak tanımladı.
APA bu bozukluğun 3 seviyesi olduğunu belirtti;
1- Borderline selfitis: (Sınırda) Kişinin kendi resmini en az günde üç kez çekmesi ama sosyal medyada paylaşmaması
2- Acute selfitis: (İleri düzeyde) Kişinin kendi resmini günde en az üç kere çekmesi ve her birini günde 3 kere sosyal medyada paylaşması
3- Chronic selfitis: (Kronik) Kontrol edilemez bir biçimde kişinin kendi fotoğrafını gece gündüz sürekli çekmesi ve günde altı kereden fazla bu resimleri sosyal medyada paylaşması.
APA’ya göre bu hastalığın henüz bir tedavisi yok fakat bilişsel davranış terapisi ile geçici bir tedavi sağlanabilir.

Haber ve Amerika bunu söylüyor peki siz?
Bana göre tıpkı bir dönem moda olan Facebook , twitter, instagram, vine ve dahası gibi bu da bir moda. Açıkçası insanın hiç şüphesiz egosuyla doğru orantıda kendini beğenmesi ve bunu bak bana diyerek sergilemesi normal eğer bu hastalıksa tüm dünya hasta ama tabi bu dozajı ayarlamakta lazım.
Tıpkı alışveriş hastalığı yada hastalık hastalığı gibi.
Yani bana göre dünya halen sağlıklı ve bu konu bir seminere taşınacak kadar önemli değil.
Bence daha önemli olan dünyanın yok olan yeşillikleri veya savaşları veya veya veya...
Yani selfie ve son model telefondan daha öncelikli olaylar var ey dünya medeniyet beşiği ve demokrasi getiren AMERİKA!

30 Mart 2014 Pazar

Tarihler 30 Mart 2014'ü gösteriyor. Günlerden pazar. Hava durumu merkez ilde rüzgarlı ama güneşli. İl İzmir.  Türkiye genel durumu 'yerel seçim sonuçlarını izliyor'.

Evet şu an canım Türkiye'min canım bölgesi Egedeyim. Daha doğrusu Ege'nin incisi İzmir deyim. Sandıklar açıldıkça herkes gibi bende gözümü dikmiş TV'ye yerel seçim sonuçlarına bakıyorum. Türkiye Türkiye olalı böyle yerel seçim görmedi. Daha çok genel seçim havasında.
Ama Türkiye havasında değil.
Çünkü;
Havasında gaz var!
Havasında katiller tarafından akıtılan masum canların kan kokusu var!
Havasında tüyü bitmişi geçtim, bitmemişin yanına bile uğramadan daha olmamışın hakkını yiyen hırsızların tomar tomar paralarının kokusu var!
Havasında koyun kokusu var!

Bu topraklar için şehit düşen binlerce askerimizin kanının olduğu topraklar...
Peki ya topraklarında ne var?
Topraklarında İşsizlikten, yoksulluktan kan ağlayan analar var!
Topraklarında Her geçen gün bir diktatör yüzünden hiç uğruna yitip giden gencecik fidanlar var!
Topraklarında, Fidan demişken AVM inadına sökülen binlerce ağaç var!
Topraklarında milli değerleri hiçe sayan tek tek kaldıran vatan hainleri var!

ve ve ve ... ve dahası var !

Binlerce madde açılır binlerce madde yazılır.
Ama önemli olan bu maddeleri saatlerce doldurmak, süslemek, kabartmak değil.
Önemli olan sonuç. Önemli olan daha fazla canın yitip gitmemesi.
Sanırım bu yüzden bu yerel seçimler genel seçim havasında.
Bugün yerel bölgelerde temizlik bir kaç sene sonra genelde temizlik.
Aksi halde kalan topraklara o yukarıda ki maddelerin hain kahramanları tarafından toptan temizlik yapılacak.
Ve korkarım ki bundan kimsenin haberi olamayacak çünkü, bu toprakların iletişimi satılarak yok edildi, doğru ve kaliteli işini yapan gazetecileri alınarak halkı habersiz bırakıldı. Bunun sonuncunda  askerlere müebbet verilerek şefiki kırılan, gözü korkutulan bir halk yaratılmak istendi, sanatı ve sanatçıları karalayarak, aşağılayarak, değerlerini ve işlerini hiçe sayıp yıktırarak ufukların daha fazla genişleyip fikir üretmesini ve paylaşmasını yok etmek istediler en son olarak sınırsız özgürlüğü ve toplu haberleşmeyi 'interneti'  kısıtlayıp, yavaşlatıp tamamen uyuyan Türkiye ve gençlik var etmek istediler.

Buna nereden mi geldim? Google amcamdan.
Her özel günde olduğu gibi Google bugün de özel bir tasarımla 'hoşgeldiniz' diyordu.
İşte bana bunları hatırlatan 'hoşgeldiniz'
Google amcamın yasaklanmadan önce ki son kıyağı!

Peki size hiç mi bir şey hatırlatmıyor? Yada hiç mi içinizde bir kıpırtı uyandırmıyor 'ya bende şu konuyla ilgili iki kelam edeyim' dedirtmiyor. Korkuyorsunuz değil mi? 'Bunları hatırladım ve yazdığım için bana ne olur?' diyorsunuz değil mi?
Unutmayın! Unutulmayın! Bastırılmayın!
Korkmayın görüşünüzü söylemekten, çünkü siz insansınız. Korkmayın görüşünüzü söylemekten, düşüncelerinizi bağırmaktan çünkü siz sanatçısınız, çünkü siz doktorsunuz, çünkü siz öğretmensiniz çünkü çünkü çünkü...
ve binlerce çünkü...

Korkmayın! Düşüncelerinizi ve görüşünüzü savunun!

29 Ekim 2013 Salı

1 Milyon kişi andımız okunsun diye toplanalım dedik aman yarabbi 1 milyonu kaç kat geçtik. Neredeyse tüm İzmir sahilde andımız okuyup ATAMIZ'ın izinde olduğunu gösterdi. İşte kısadan hisse İzmrin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Coşkusu.

Fotoğrafları görmek için tıklayınız....


22 Ekim 2013 Salı

Google arama motoru daha doğrusu devi malum özel günlerde yaptığı değişiklik bazen beğenilip bazense neden şu günü atladın diye kullanıcılarını kızdırıyor. Ama bazıları da var ki sanki zannımca biraz gereksiz ha ne dersiniz. Şöyle bugün açtığım da karşılaştığım manzara da olduğu gibi. Bugün ilk paraşütten atlama günüymüş. Peki hava ile ilgilenenleri gerçekten ilgilendiren bir gün olabilir ama ne kadar gerekli?
Tek güzel yanı koydukları mini bir oyun.


15 Ekim 2013 Salı

Post başlığı biraz absürt yada komik olabilir fakat Ferhan Şensoy'un o muhteşem yer yer komik yer yer hüzünlü kitabını ancak böyle anlatabilirim diye düşünüyorum.
Bence muhteşem hatta ötesi bir şey.
Eğer sanatla ki bu sanat tiyatro ise tiyatro ile ilgileniyorsanız sizi farklı bambaşka diyarlara götürecek okumadığınız yaşadığınız bir kitap haline dönüşecek şahane bir eser.
Şu sıralar Türkiye Turnesine DERİN SAHNE ile çıkmayı planladığımız daha doğrusu gün saydığımız sırada bu kitabı bir solukta okuyup bitirmem beni şok üzerine şok yaşattı.
Şöyle ki Ferhan Usta da kitapta turne ve prova maceralarını anlatıyor. O anlattıkça ben gittiğim gideceğim turneleri gözümden geçiriyorum. Tebessüm ediyorum.
Ayrıca zaman zaman ki o sahneler baba evinde ki evin giriş katında ki teyze sahneleri kahkaha atarak okuyorum.
Ferhan Şensoy'a hayranlığım bir kat daha katlanarak bana deli gibi gaz vererek devam ediyor.
Kalın bir kitap sıkıcıdır demeyin okuyun okudukça süprizlerle başınız dönecek kalınlık ince gelecek neden bitti diyeceksiniz.
Teşekkürler Başkaldırışına Kurban Olduğum Kurşun Kalem.

14 Ekim 2013 Pazartesi

ŞEKER TADINDA SEVDİKLERİNİZLE BİRLİKTE MUTLU HUZURLU BİR BAYRAM GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE...

Subscribe to RSS Feed Follow me ha! :)