16 Ağustos 2014 Cumartesi

Benimde ve çevremde ki bir çok dostumun da kedisi olması üzerine (kedisi yoksa da mutlaka dostu var ilginç şekilde) gözlemlediğim ve fark ettiğim garip 12 maddeyi kediler üzerinden sizlerle paylaşmak istediğim sevgili birazbugunden.blogspot.com okuyucuları…
Sizde dikkat edin çevrenizde ki dostlarınıza, dostlarına nasıl davranıyorlar.
İşte o gözlemlerim…

  1.En Güzel Kedi Senin Kedindir

Sokakta, barınakta, belgeselde veya dostlarında onların kedilerini de görür sever, saatlerce oyun oynarsın ama yine de içinde hep “benim kedim gibi hiçbir zaman olamaz, en güzeli benim ki” dersin.

  2.Garip İsimleri Vardır

Neden bilmezsin ama isimleri hep ilginçtir. Sanırım ismini koyan renkli dünyaya sahip sahibi yüzünden olsa
gerek.

  3.Kedinin de Sizin Gibi Deli Olduğunu Düşünürsün

Sokağa bahçeye çıkar diğer arkadaşlarının evcil hayvanları kendilerine hemen partner bulurken senin ki saatlerce sana sürtünür de bir kısmet bulamaz. En sonunda “Psikologun bozuk seninde en iyisi kadına programına gitmek” dersin.

  4.Cinsiyeti Ne Olursa Olsun Genellikle Kızım Diye Seslenirsiniz

Sokakta, barınakta, belgeselde veya dostlarında onların kedilerini görünce “annem ne şeker ya kızıma bak kızıma yerler seni” deseniz de aslın da arkadasın da düşman menzillerine gönderme yapacak kadar silahları vardır.

  5.Çocuğun Gibi Olur

Öyle bir içli dışlı olursun ki kedinle en sonunda kesinlikle senin doğurduğunu düşünürler. Hatta bu durum başta sana komik gelse de bu duyguya sende kendini kaptırır biran da çocuğun olur o senin. Her dakikasını kaydedip resmetmek için yada onun bir anlık mutluluğu için her şeyini feda edebilirsin.

  6.Ona Aşık Olursun

Önceleri arkadaşın, sonra dostun sonra çocuğun ve en sonda her anne babanın çocuğuna duyduğu o asla koparılmayacak aşkla, sevgiyle bağlanıp aşık olursun ona. Her saniye sadece onun seni anladığını düşünür ve neden onun gibi bir sevgilin olmadığını sorgular evrene kızarsın.

  7.Önünde Sex Yapamazsın

Ona o kadar saygı duyar ve duyulmasını istersin ki önünde sex bile yapamaz, seni tatlı ve hoş gözlerle izlemeye çalışırken göndermeye uğraşırsın oyun sanır daha çok etrafın da dolanır, en sonunda dayanamaz kalkıp tam odadan çıkaracakken çıplak olduğunu fark eder havlu ararsın.

  8.Ona Söylenen Her Şey Sana Söylenmiş Gibidir

Ona iyi yada kötü, sevgi yada düşmanlık içeren her söylenmiş sözü üzerine alınır ona göre karşılık verirsin. Hatta ondan bir şekilde nefret etmiş bir kişi olursa ki bu kişi sevgilin bile olsa o dakika ona düşman kesilir onun her söylediği, her yaptığı şeyi düşmanca görür, düşman gibi karşılık verirsin.

  9.Senin Ona Karşı Geliştirdiğin Ona Özel Sesleniş Şeklin

Herkes ona “garip” ama “güzel” ismiyle normal bir şekilde seslenirken senin onun ismine has hazırladığın melodramik, masalımsı, komik ama hoş seslenişinle ona seslenir, sever ve oynarsın.

  10.Her Sohbette Konuyu Mutlaka Ona Getirir veya Getirildiğin de Ondan Bahsetmekten Büyük Zevk Alırsın

Senin artık tek yaşama amacın gibidir. Hele ki yalnız yaşıyorsan çocuğun olsa böyle anlatmaz, anlatırken bu kadar zevk almazsın. Her sohbette fırsat kollar sanki kedin dünyanın tek konuşan, dans eden, ritim duygusuna sahip, Albert Einstein beyniyle yaşayan, tiyatral yeteneği olup, bir çok kişiye ders veren biriymiş gibi anlatmak için beklersin. Vakti veya yeri geldi mi de dünyanın tek önemli konusuymuş gibi her yaptığı munzurlukları ballandıra ballandıra dakikalarca anlatır, konudan sıkılan olursa da onu derhal o ortamdan uzaklaştırıp yine herkese kedinden bahsetmek istersin. O kadar bahsedersin ki kediden korkan dostların varsa onlar bile bir an “hemen gidip bir kedi almalıyım” duygusuna itersin.

  11.Hiç Kötü Huyları Yokmuş Gibi…

Öyle bir şekillendirsin ki evde ki deri veya örgü olan her türlü, kazak, koltuk, perde vs gibi şeylere zarar vermeyen, sinirlenince pati atıp “faça” izinden beter yaralan açan, dönemlerinde neredeyse 2 hafta boyunca askeri düzene sokup uyutmayan, biblo, kitaplık ve daha birçok pati darbesine mazur kalabilecek eşyalarına zarar gelmiyormuş gibi, dünyanın en masum canlısıymışçasına kanatsız melek yaparsın.

  12.Kediler Konusunda Prof. Olursun

Artık sen demek kedi, kedi demek sen olduğundan neredeyse her kedi videosu, her kedi konusunda mutlaka adın geçer, dostlarının arkadaşları kedi veya evine dost aldığı olursa ilk seni arar ve ne yapacaklarını sorarlar. Hatta durum o kadar ilerler ki yolsa kaza geçirmiş bir sokak hayvanı görseler seni arayıp müsaitsen gelmeni ve neredeyse senin onu ameliyat edip şipşak iyileştirmeni beklerler.

  İşte bu 12 madde az çok  evinde dostları olan arkadaşlarının öncelikle evlerinde ki dostlarına nasıl baktıklarını evlerinde yoksa bile sokakta ki dostlarını nasıl gördüklerini gösteren, daha da kabarıp artabilecek bir listesi.  Sizde eviniz de kedi , köpek, kuş vb bir dostunuz yoksa olan bir dostunuza gidiyorsanız bunlara ve dahasına dikkat edin. Onunla kedi gibi değil insan gibi konuşun benden söylemesi… :)



10 Ağustos 2014 Pazar

Ayrımcılık...
Artık bu bir suç değil hak haline geldi... Evet, evet hak haline geldi.
Hatta son moda bir çanta gibi herkesin omzunda, kolunda, cebinde taşıdığı bir aksesuar haline geldi. 
Sokakta, tvde, evde, iş yerinde her yerde, her alanda ayrımcılık bir aksesuar oldu.
Bu durum geçmişte daha azdı, şimdi arttı, gelecekte ise bir çok konu gibi bu durumda b.ka sarıyor. 
Gelecekte ayrımcılık öyle bir boyuta varıyor ki çok zeki adamlar çok aptal adamların güdümüne "ayrımcılık"  yüzünden sokulup, o çok aptal adamlar pis ve sarı dişlerinin arasından sırıtarak, çok zeki adamları bir b.ka saatlerce baktırıp mavi boncuk arattırıyor.
İşte gelecekte ki ayrımcılık yüzünden bürokrasi, özel sektör ve resmi daireler bu noktaya geliyor.
Ben nereden mi biliyorum ben bilmiyorum ancak garip bir gelecekten gelmeyen adam olarak tahmin ediyorum. 
Peki bu diplomatik, çıkar ilişkilerinin ayrımcılığı peki ya kişiye tercihleri yüzünden, yapılan  diretilen ayrımcılığa ne demeli?
İşte bu ayrımcılık giderek büyüyor ve önü alınmazsa çığ gibi de büyümeye devam edecek demeyi o kadar çok isterdim ki maalesef diyorum çünkü artık önü alınamayacak yani önünde durulamayacak kadar büyüdü. Her önüne geleni içine katıp giderek de büyümeye daha fazlasını içine çekip tutmaya devam ediyor.
Artık kendine göre mavi saç yanlışsa bu duruma medeni bir platformda konuşarak değil de hemen 4 kişilik koalisyon kurup onu saf dışı etmeye çalışıyoruz.
Bu durum saygıyı işler diyorsunuz ama evet saygı sokağından geçiyor ama saygısızlık fiilini ayrımcılık kavramıyla kişiler bir başka kişinin üzerinde uyguluyor.
Şöyle ki;
Bunu bizzat yaşadığım bir olay üzerinden konu içerisinde mavi saç olmasa da yakınlığı olan bir konu ile örnekleyeceğim.
Her zaman ki gibi bir yerden bir yere giderken eğer arkadaşlarımın veya çalıştığım kurumun aracı yoksa şahsi aracımda olmadığı için toplu taşımayla giderim. Genelde de garip bir kaç komik olay yaşarım.
otobüste Bidbox yapan çocuklar ve bunu anlamayıp kriz geçirdiğini sanan otobüs şoförü  yada metroda break dans yapanlara sessizce öğütler bir tonda yaklaşıp "tepene kan iner yavrum ne yapıyorsun" diyen teyzeler veya durak ta sokak tiyatrosunu yaşatan sanatçılara anlamsız ve alakasız sözcüklerle bağırıp onu hain ve hırsız ilan edip gerçek hırsızları alkışlayan amcalar vb, vb, ama bu sefer  otobüste ki hiçte hoş olmayan güldürmeyen, sinirlendirip küplere bindiren bir ayrımcılık garipliği yaşandı.
İki çift bindi otobüse önce. Benim hemen 2 sıra arkamdan ve çaprazımda ki ters giden koltuklara oturdular. İzmirliler bilirler (gerçi bir çok kentte öyle artık ama otobüste 4 lü karşılıklı koltuklar var ve bazıları tersli düzlü koltuk düzeni) neyse bir durak sonrada iki erkek genç birey bindi. Yüzümde tebessümle birlikte bir fikir oluştu aklımda ve derken çat diye tam karşımda ki 2 li ters koltuklara oturdular.
Biraz ilerledik çaprazımda ki kızlı erkekli çiftimiz aşk dolu dakikalara başlayıp ufak tefek hoş ve yüzde gülümseme bırakacak el şakalarıyla erkek arkadaşla şakalaşarak yolculuğa devam ediyor. Karşımda ki 2li de öle kendi aralarında neredeyse kendilerinin bile zor duydukları bir desibelde kimselere dokunmadan konuşuyorlar ve fikrim giderek doğru yönde şekillenip onları göz ucuyla izliyorum derken biraz daha ilerledik çaprazımda ki çift biraz daha aşka gelecek oldular ki ufak tefek öpücükler konduruyorlar ve karşımda kiler de şakalaşıp omuz el ısırıp hafif hafif gülümsüyorlar. Ve dedim Burak düşündüğün şey sanırım doğru bir kaç durak ilerledik toplam da bu olay 15-20 dk içerinde gelişti ve karşımda ki çift artık biraz daha yüksek sesle konuşur birbirlerinin omuzuna yatıp gülüşür oldular çaprazımda ki çift ise birazdan evlenecek gibiler. Derken bir hışımla koridorda ayakta ki amca önce homurdanarak sonra da bağırışlar içerisinde "ayıp oluyor gençler hiç yakışıyor mu size? Burada çoluk çocuk var" dedi.
Bende sanırım yanda ki çifte diyor diye düşünüp acaba kim dedi dercesine öyle afaki amcanın önün de ki tüm herkesin pür dikkat baktığı koridor aralığından bende baktım. Tabi çaprazımda ki çift topladı kendi. Benim karşımda kiler ise halen durak isimleriyle dalga geçip çok düşük bir desibelde şakalaşıyorlar.
Derken sanırım amcam bu tüm koridor bana baktı şimdi seçim konuşması yapmalıyım gazını alıp devam etti bu sefer daha insanlık çıkan bir ses tonuyla "hey size diyorum utanmazlar. Çocuk var be tövbe hiç iki erkek tövbe tövbe ısırmalar kıkırdamalar insanda edep olmalı. Baban binse ne diyeceksin."
Şimdi jeton düştü!
O amcam da tıpkı benim gibi karşımda ki ikiliyi çaprazımda ki gibi çift sanmış ve izlemiş ama hoş olmayan tiksinen bakışlarla. 
Ve düşüncem doğruydu karşımda iki tane çift vardı. 
Sadece aşık, masum iki çift. 
Peki neden ayrımcılık yapılıp biri daha masumken o masuma bağırılıp, hor görülüyordu.
Acaba bilimde ki isimleri farklı diye mi?
Ona "homo" ona "hetero" dedikleri için mi?
Hemen karşımda ki gariplerim toplandı. Önlerine başlarını eğdi.Görseniz kıpkırmızı kesildiler. Azıcıkta göz altında birbirlerine bakıyorlar. Yanda ki çift biraz sinirlendi. Fark ettim çünkü erkek olan elini kız arkadaşından çekmişti. Maço bir tipi vardı. Eh be amca sana yanlış olabilir ama saygı ne oldu neden açık hedef haline getirip milleti birbirine kırdırdın.
İçimden bunlar geçerken amcam devam etti
"Ayıp ayıp, sözde bu moderinlik oluyor. Tövbe gavur söylüyor o televizyonda bunlarda iyi birşey sanıyorlar. Biz sizin yaşınızda askerdik vatanı korurduk sen şimdi git desem gidemezsin. Zaten gitsen de bu halde bizi nasıl koruyacaksın"
Derken çaprazda ki maço abimiz ayağa kalktı daha da sinirlendiği kesin, otobüs homurtular, çocuk pısmaları ve suçsuz masum karşımda küçülmüş iki kişi, ayağa kalkan abimiz bir hışımla hafif boğazını temizleyip bizim masumcukların yanına doğruldu tabi bende biraz dikeldim korktuğum olursa elimden ne gelirse müdahale edeyim derken abimiz elini masumun omuzuna atıp "bey amca ayıp oluyor yaşından utan ne yaptılar da sana sen böyle terbiyeden yoksun konuşuyorsun" gibisinden sadece güzel siyah beyaz Türk filmlerin de göreceğimiz türden şairane bir şekilde edebi replikler attı.
Şok bir şekilde gözlerim büyürken renkli masumlarımız da kafalarını yerden kaldırıp hafif gözleri dolu şekilde birbirlerine bakıyorlar.
Amcamız altta kalır mı bir anda namus tipsali kesilip tek doğrunun kendisi olduğunu düşündüğü o meşhur ve içinden anlam çıkarılmayacak kendince anlamlı sözlerini yine terbiyesi yerlerde bir şekilde sıraladı.
"sana birşey diyen olmadı delikanlı sen otur oturduğun  yerde. devam et. onların yüzünden başımıza taş yağacak bu ne ben onları görmek zorundamıyım"
O an kafamı filmler deki yavaş bir şekilde çekilmiş sahne gibi çevirip arkamda ki "duracak" düğmesine basıp "o zaman rahatsızsanız buyurun inin, biz anormal ve nahoş bir durum göremiyoruz sizin dışınızda buyurun sizde inin bu durum bitsin".
O ana kadar susmuştum. Ne kadar cahile laf anlatırsın ki e malum kaba kuvvete olmaz şu anlık sözlü atışma var Dur Burak gibisinden derken ne olduysa Sanırım o Maço abimiz gaz verdi söyledim.
Neyse amcamız belki diğer otobüs sakinlerinin karışmamasından yalnız hissedip indi belkide evine geldi indi belkide tüm otobüsün cehenlemlik olduğunu :) düşünüp indi ama indi.
İşte sonuç mu?
Sonuç şu ki ayrımcılık o kadar farklı bir boyuta vardı ki öpüşmek tuhaf karşılanırken sana göre daha uçuk, günah, saygısız, kötü vs sayılan bir olayın karşısında normal oldu. Ve ayrımcılık yapıp sen iyisin, normalsin sen anormal ve kötüsün oldu. 
Herkes çift her zaman bu kadar şanslı ve mutlu hikayelere sahip olmuyor.
Nice insan ayrımcılık, saygısızlık, hedef gösterilip yafta yapıştırmalar ve dahası yüzünden ölüme sürükleniyor yada öldürülüyor. 
Üstelik bu ayrımcılık konusu sadece cinsel tercihler yüzünden insanlara yapılmıyor giderek her konuda, her yerde farklı şekilde yapılıyor. Salata gibi çeşitlerini arttırıp rant için, en ucuz yoluyla ayrımcılığı sunup insanlara birer "protein çubuğuymuş*" gibi ikram ediyorlar...
Kimse masum değil...
O zaman herkes az da olsa temiz olan elinin ucuyla bir zeytin dalı tutsun...
Belki gelecek daha oksijeni bol bir dünya olur.
Bilim dergisi yazıyordu oksijenin arttığı yerlerde insanlar daha çok düşünüyormuş çünkü...
Azıcıkta olsa belki sağlıklı düşünürüz diye... 

Not 1 : Seçimler dün gece sonuçlandı. Haftaya da gündem derlemesiyle "Gelecekten Gelmeyen Adam | 7- Seçim Sonrası" yazısında görüşmek dileğiyle...

Daima Renkli ve Güzel Düşleriniz olsun...

Not 2: *"protein çubuğuymuş" mükemmel bir film olan "Snowpiercer" dan bir terim... İzlemenizi tavsiye ederim...

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Yarın Türkiye demokrasisi için bir ilk. Yarın Türkiye de ki seçmenler için bir ilk.
Yarın size göre az yada çok iyi yada kötü adaylar var. Bunlardan hangisinin artıları size göre çok ona gidin ve lütfen sorumlu bir vatandaş gibi oyunuzu verin. Ve sonra ona sahip çıkın. Ha cebiniz de ki 5 TL ha oyunuz. İkisi de sizin alın terinizle kazandığınız hakkınız.
Size, ülkenize, aynı bayrak altında ki kardeşinize yapılanları düşünün ve oyunuzu doğru adaya kullanın.
Bir oy deyip geçmeyin.
Milyonlarca örneği var ki geçirdiğimiz haksız ve dolambaçlı yerel seçimlerde 1 oy belediye kazandırdı başkana.
Ve dahası...
Haydi zor değil imza atıp mühür basıp zarf katlayıp ve sandığa atıyoruz.
Yarın için demokratik, temiz ve haklı bir seçim olması dileğiyle...

5 Ağustos 2014 Salı

Ölüyorum...
Tek bir ağıt ile.
Bana dokunan tek olması değil,
Ağıtın yakılması,
Sevenin ağlaması.
Ölüyorum.
Yanan bir yürekle.
Bana dokunan  yanması değil,
Yüreğin acıması,
Sevenin burkulması.
Ölüyorum.
Tutturulan ağlamaklı bir türküyle.
Bana dokunan türkü değil,
Ağlayan gözler,
Kanayan canlar...
Bana dokunan ölmem değil,
Ölürken sevdamla gömülmem,
Özlemle vurulmam,
Kavrularak aşka yanmam.
Ölüyorum...


Mustafa Burak Dikilitaş
01:57
24.03.2012

4 Ağustos 2014 Pazartesi


Bu haftada kocaman merhabalar. Yeni adreste, komşu köyde, yeni okuyucu yüzleriyle, renkli ve ritmik bir dünyada ama aynı formatta "Gelecekten Gelmeyen Adam" olarak yazılarıma devam ediyorum.


Beşinci haftayı devirip bir ay bir haftanın sonrasında şöyle haftalık derlemelere bakıyorum da ciddi anlamda Türkiye de gram değişim söz konusu değil.

yazının devamı için bu köşeyi her hafta http://www.lgbtifm.com/ da yazmaya başladığım için orada bulabilirsiniz... 

Ne dersiniz, zor mu?

yazının devamı için tıklayınız...


Bu haftada kocaman merhabalar. Yeni adreste, komşu köyde, yeni okuyucu yüzleriyle, renkli ve ritmik bir dünyada ama aynı formatta "Gelecekten Gelmeyen Adam" olarak yazılarıma devam ediyorum.
Beşinci haftayı devirip bir ay bir haftanın sonrasında şöyle haftalık derlemelere bakıyorum da ciddi anlamda Türkiye de gram değişim söz konusu değil.
Eğer biz bir ay içerisinde konuyla ilgili olumlu gelişme gösteremediysek gelecekte nasıl olacak diyorsanız bende bilmiyorum analarım, bacılarım, abilerim kardeşlerim. Bende sizin gibi gelecekten gelmedim ama ufak ufak gören "masum bir köylü"
Geçen yazılarımın da sonun da söylediğim gibi gelecek b.ka sarıyor.
Sarıyor ki bazı konular giderek çirkinleşiyor. İlk yazımda ki gibi saygı kayboldu, insanların seçimlerine duyulan saygı hırsızlıklarla sonuçlandı, sonuç eskiden ezilen daha çok ezildi.
İşte bu hafta kalemim de; gerçekten ezildiklerini, haklarının, hak hukuk tanınmadan ellerinden alındığı hatta nefret cinayetleriyle öldürüldüğü dünyaya ne pembe ne mavi gibi bir renkle değil rengarenk gelen LGBTİ bireyler var.
"Hop dedik abi LBTİ dediyseniz bu delikanlılığı bozar bu yazı okunmaz" diyorsanız meraklanma ne gaylik nede lezbyenlik nede sana göre"anormal" olanlar bulaşıcı değil. Öyle olsaydı duyarsız, saygısız öküzlerden de biraz bize bulaşırdı. Değil mi ama?
İnsanlar nasıl görüyorlar bilmem ama çoğuyla eşcinselliği konuşunca "ya saygım var ama bana sarılıp öpmesin yada el sıkışmasın uymuyor bu durumlar uzaktan iyiyiz böle. Bana farklı bakıyormuş gibi geliyor."
İşte bu!
LGBTİ bireyleri birer hastalıklı yada sapıkmış gibi görüyorlar.
Halbuki kişi kendinden bilir işi.
Sen sarıldığın bir başka karşı cinsine demek ki bu şekilde bakıyorsun ki sana gelen her bir bireyi de öyle görüyorsun.
Sen karşı cinse günlük hayatta sarılırken veya merabalaşırken böle "hallenecek" durumlar içerisinde olmuyorsan korkma hiç bir LGBTİ bireyi de sana öle olmuyor.
Çünkü sen nasıl normal olan yaşantına devam ediyorsan o da öle.
Öbür türlü her konuda tuhaf düşüncelere düşen, tanıştığı her kişiyle tuhaf ilşkiler yaşamayı düşünen kişi de zaten sapıktır. Ve sapığında ne "heterosu" olur nede "homosu".
Sapık sapıktır. Bir ayrımı olmaz.
Bu durumda sana göre sapıkça olan tercihler değil kişiler oluyor.
Saygı kavramı aynı anda iş yapabilmeyi gerektiriyor hoş görüşlü bir biçimde.
Ama çoğu heteroseksüel saygı kisvesi altında sözde ince espirilerle hiç bir eşcinselle iş yapmak istemiyor.
Hal böyle olunca kusura bakmayın ama onlar da ekmek yemek zorunda. ne yapacaklar.
İşte tam bu noktada tekrar babayiğler atılıyor ve "hop dedik bilader olmaz bu racona ters saygım var ama namusunla iş yap" diyor buna karşılık "peki yemek yapıp satcam alır mısın? yada doktorum bana muayene olur musun?" diyor bizim babayiğidimiz de önce pis pis sırıtıp sonra da "o ellerle mi kim bilir kaç kişinin..."
EEE ne yapacaklar ölsünler mi?
Bir çok LGBTİ bireyler incelenince içlerinde bir çok vasıfsız ama sözde "normal" sıfatı taşıdığı için çalışan kişi ve kişilerden daha kariyer ve dolu pencereden bakıyorlar.
Ama ne hikmetse bir anda beyinin çalışacağı iş yerinde tercihler sebebiyle çalışmaz, çalıştırılamaz hale getiriliyorlar.
"İyi ama hepsi de bir tuhaf ve azıcık cazgırlar"
Bazen evet! ama tüm LGTBİ bireyleri mi hayır. Ki bazen bakıldığında işsiz, aşsız olan ve sürekli alt tabakaymış gibi bakılan bir kısım olunca eline geçtiği ilk fırsatta bunu dışa kusuyor.
UNUTULAN ÇOK BÜYÜK BİR KISIM VAR ASLINDA ÖZÜMÜZ DE HEPİMİZ AYNIYIZ... İNSANIZ...
DÜNYA CİNSEL TERCİHLER, RENKLER VE DAHASI ÜZERİNE DÖNMÜYOR Kİ...
ÖNCE İNSAN OLSA KARŞI TARAF, ÖNCE İNSAN OLSAK... İŞTE TÜM MESELE BİTECEK...
GERİSİ KİMSEYİ İLGİLENDİRMEYEN BİR UFAK SÖKÜK GİBİ DURACAK...
İş tuhaf ve renkli.
İş bakış ve mantık meselesi.
Her kapı iterse onlarda kendi düzenlerinde ki yeni kapıları açarlar.
Çünkü bu dünya ne senin ne de benim nede onların.
Herkes yaşamak için kendi dünyasını kurmak zorunda.
Sadece empati ve saygı...
Sanki böyle olunca , işler bir tık daha sistemli ve mutlu bir rayda ilerleyecek gibi...
Ne dersiniz, zor mu?

Bugün bayram.


Bayram geldi ellere diye maniyle başlayacaktım ki meşhur komedyen bir zamanların bekar ‘keli’ şimdilerin evli, çocuklu saçlı “Cem Yılmaz’ı” (abimiz) bunun esprisini süper yapmış.

Giriş faslını neden bayramdan uzak yaptınız derseniz aslında nerede o eski bayramlar demek daha mı doğru diyeceğim.

yazının devamı için bu köşeyi her hafta http://www.lgbtifm.com/ da yazmaya başladığım için orada bulabilirsiniz... 

İYİ BAYRAMLAR...

yazının devamı için tıklayınız...


3 Ağustos 2014 Pazar

Bugün bayram.

Bayram geldi ellere diye maniyle başlayacaktım ki meşhur komedyen bir zamanların bekar ‘keli’ şimdilerin evli, çocuklu saçlı “Cem Yılmaz’ı” (abimiz) bunun esprisini süper yapmış.

Giriş faslını neden bayramdan uzak yaptınız derseniz aslında nerede o eski bayramlar demek daha mı doğru diyeceğim.

 Çünkü kime ve neye göre eski.

 2000 yılında doğmuş birinin bayramıyla 87 de doğmuşun ki bir olmaz ki.
 Hem kim demişti hatırlamıyorum ama sanırım “Şaşkın” Filmiydi neyse, başında eski var diye güzel herşey. Misal geçen senenin bayramı daha mı güzel di bu seneye göre. “Evet” eee o zaman hep eski var diye başında güzel. Hem bu eski ve güzellik konusunu tartışırken bir de şu yüzü var bayramın “Bayram geldi de ne oldu?” Demi ama? Açlar yine aç, yoksullar yine yoksul, savaşta yitip giden canlar daha fazla, nefret cinayetlerine bir çizik daha ve dahası…
Peki bize ne oldu?
Biz yani delilere…
Deliye her gün bayram ya…
 Deli ne yapsa yeridir diyoruz ama iki kelam etse yersiz diye kovuyoruz ah azıcık kulak versek. Ben bayram bayram meşhur komedyenler gibi mani dizmeyeceğim meşhur yalancılar (sanırım herkes onları biliyor si…çiler) gibi yalan vaat de bulunmayacağım. Sadece yerli yersiz değinip kaçacağım. Açlara, yoksullara savaşa bu hafta ve geçmiş haftalarda dokundum gelecek haftada  sanırım nefret cinayetlerine ve LGBTİ bireylerine değineceğim ama şimdiden giriş yapmak istedim.

Malum, bayram sevinç herkes için, peki LGBTİ bireylerine… Tıpkı yetim gibiler. Çok dramatik giriş ama öle. Bir kez olsun yetimhaneye yada huzur evine gidin bayramlar da…
Nasıl burkulup suyu çekilen bir yaprak misali 1.80’lik insanların bir metreye bile ulaşamadığını göreceksiniz. Öyle kalakalacak, sadece neden bugüne kadar bu kadar mutsuzmuşum bu kadar şanslıyken diyeceksiniz. İşte öyleler. Anne babaları ve daha niceleri hayatta ama sırf seçimlerini özgürce yaşamak isterken karanlığa sürüklendikleri için maalesef bayram sevinci yetim onlara…
 Tabi birde her şarta boyun eğenler var onlarda bedenlerinin onlara biçtiği bayramlıklarıyla ruhlarının çığlıklarını bastırmaya çalışıyorlar. Belki yetim gibi değiller ama ikisi de farksız sayılmaz. İşte bayram ya, küsler barışır ya, sizde küs birisi yoksa yada barışıyorsanız küslerinizle birini daha ekleyin bu barıştığınız kişi listesine o da “ayrımcılık yapan yanınızı” yani kendinizi listeye ekleyin. Ayrımcı yanınızı, ötekileştiren benliğinizi, yafta yapıştıran aklınızla barışın. Barışın ki belki yetim olmayan yetimler ruhlarıyla bedenleri arasında ki sonsuz hapiste bir nebze olsun özgürlüklerine kavuşur, ferah bir nefes alırlar. Çünkü gelecekten gelmesem de geleceği nefrete , karanlığa, kötülüğe sürükleyecek olan şeyler kişisel savaşlarımız olacak…
 
Bu yüzden ;
 
Barışı önce siz kendiniz de başlatın…

İYİ BAYRAMLAR
Gerek gelecekten gelmeyen adam yazı dizimde olsun gerekse diğer postlarımda bu Cumhur Başkanlığı Seçimleri konusunda seçildikten sonra  bile haftalarca konuşulacak demiştim ki daha seçilmeden, seçim tarihi yaklaştıkça meydanlar hararetlendi.
Bir yanda neredeyse muhtar adaylığını bile açıklayacak sayın bakanların başında ki siyasetçimiz bir yandan da çatı adayı diye bir sıfatla sunulduğu için acaba izolasyonlu mu diye sormadan kendimi alamayacağım  profesör Türk vatandaşı bir yandan da açıkçası bana bayağı uzak bir siyasi adımlar izlemiş bu zamana kadar pekte TÜRKİYE CUMHURİYETİ başlığı altında ileri adımlar atmamış bir siyasetçimiz.
İşin özünde hepsi siyasetçi... Hepsini en az bir parti ve kesim destekliyor.
Peki kafası karışık kısım. 
Evet işte bu kesim o kadar büyük ve çok ki sormayın gitsin.
İşte bende bu kesimdeyim hiç kimse kusura bakmasın. Benim Görüşüm açık ama görüşüme uygun bir adım atan yok. İlla benim görüşüme uygun mu olacak derseniz elbette hayır ama bakılınca üç adaydan birine bile uymuyorsa ve bunu bir çok kişi diyorsa biz seçmenler ne yapalım?
Acaba bizde mi bir aday çıkarsak misal bu yerel seçimler de bizim bakkalın oğlu muhtar seçildi, bence o olabilir?
Hadi bunları geçtim birini bir şekilde artısı çok dedik seçtik ama sen başında Türkiye Cumhuriyeti yazan bir makamda sın ne demek ülkenin Milli Marşını bilmemek. Kusura bakmasın ama 2 adayımızda bilmiyor zaten diğer aday da okumaya da karşı olduğunu söylüyor.
Çok koyu konular demi?
Yazdıkça, okudukça yürek burkan ne yana dönsen çıkarını bekleyen ama ülke çıkarını değil kişisel çıkarını bekleyen bir kişi.
Sonra bakıyorsun, hüzünleniyorsun...
Ne yazsam, ne söylesem boş diyorsun.
Neyse deyip mecbur susuyorsun...  

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Çok magazin kokacak belki ama gördüğümü yazmak istedim. Dün akşam üzeri saatleri sırasında twitter de arka arkaya bir kaç dakika arayla patladı gitti tweetler.
İsrail diyebilirsiniz malum konumuz ve gündemimiz şu sıralar İsrail. Yakındır son bulur Cumhurbaşkanlığı seçimleri geliyor neyse ama değil. 
Diğer konu yani sanatçıların bakanların başında ki siyasetçinin vermiş olduğu iftar yemeğine katılması üzerine yapılan eleştiriler. 
İşte bu durumdan rahatsız olan hayranlar tweetlerle sanatçılara yüklenirken bu duruma kızan tv nin asi çocuğu diye nitelendirilen Okan Bayülgen oldu.
Artık tek TV nin değil Twitter inde asi çocuğu. 
Sanırım sayın Bayülgen T ile başlayanlarda asi çocuk oluyor. 
Neyse neden sanatçı dostuna yükleniyorlar diye arka arkaya tweetler de hayranlara fena giydiren Bayülgen  anlaşılan çok kızmış.
Tabi haklı olabilir Bayülgen eleştirinin de dozu var ama bende tamamen o karede olanlara kızgın ve kırgınım. 
Sen kimsin be! diyebilirsiniz. 
Ben onları dinleyen izleyenim. 
Benim gibi bir kaç kitle belli etse tepsini asıl kim neci belli olur.
Neyse şimdi bana da kızar sevdiğim değerli üstat Bayülgen bu yüzden kısa keseceğim :)


20 Temmuz 2014 Pazar

Savaşlar!
Aslında geleceği geçmişi olmayan derin bir konu.
Yara alan bir konu.
Üstelik bu konu da asla kralların canının yanmayacağı bir konu.
Olan yine çocuğa, kadına masum halka olan konu.
Son örneği yada yakın örneği İsrail - Filistin.
Artık şu gözleyim "savaş mı? olur abi. "
Olur anlaşamaz tehdit eder çözüm arar bulamaz ve son çara eşit şartlarda çağ ötesinde kalmış yöntemlerle önce şerefsizce, insan olmayan duygularla halka sonrada düşen artık savaşamaz duruma gelen, masumların kanının aktığı belkide o soydan hiç bir çocuğun doğduğuna sevinç göz yaşı dökecek anne babanın kalmadığı toprağı alırsın.
İşte artık ben buna normal diyorum.
Evet eskiden normaldi. 
İnsanlar toprak savaşı derdindeydi.
Dünya düzeni el işçiliğine, toprağa bakardı.
Ama artık düzen değişti beyine, medeniyete, insanlığa ve insanlığın getirdiğine bakıyor çağ.
Toprağın büyüklüğüne, savaşlarda kazanılan övünülecek başarılara değil.
Öyle olsa hayde toplansın 'Muhteşem Yüzyıl' kadrosu bir dönem dizisi daha çekelim bu yüzyılda.
Gelecekten gelmeyen adam olarak şunu maalesef ki gönülden gelmeyen ferahlıkla söylüyorum savaşlar daha çok artıyor. Üstelik bu savaşların konuları ipe sapa gelmeyen şeyler, tepkiler ise dünyanın bir kaç noktasında ama etkisiz ve liderlerin umurunda bile değil.
Geleceğin liderleri demişken bu konuyu şöyle ele alalım eğer Türkiye böyle bir savaşın içinde olsaydı dünya nasıl tepki gösterirdi!
Evet, bu konu çok derin ve yüzde tebessüm oluşturan hiç şüphesiz daha farklı ve sert bir tepkiyle karşılaşacağımızı söyleyen, gazete manşetlerinde 'çağ dışı Türkiye', 'Savaş manyağı Müslümanlar', 'Cihat başlattı Müslüman Türkler' vs, vs yazan durumlarla karşı karşıya kalırdık dünya basınında ve halkları arasında.
Şuan İsrail nasıl?
Aynen devam haklıymış gibi...
Yada diğer açı...
Sosyal paylaşım sitelerinde İsrail için Adolf Hitler'in sözleri dönüyor.
Bu savaş olamasa ve paylaşımları yapsak ırkçı yada insanlık dışı düşüncelerle suçlanırdık şimdi pankart yapmış sokaklarda gururla boy gösteriyoruz.
İşte geçmişte biri diğerini katletti bir söz etti.
Diğeri kalktı masumları katletti sadece sırıtıp ülkelere sattığı ürünlerle ekonomik rakamlar yayınladı.
Geriye kalanlar ise bir elinde onun sözlerini diğer elinde onun ürünlerini alıp sokakta bilmeden, amaçsızca yırtındı.
Gelecekte bu durum daha da artacak.
Ve savaşlar eskiden mertce, insanca olurken gelecekte şerefsizce, amaçsızca, adi olacak.
Biz dur diyemez miyiz?
Deriz...
Saygıyı, hoşgörüyü bizden olmayanı severek, masumu koruyup her canlıya göz kulak olarak.
Gelecek iyice b.ka sarıyor haberiniz olsun...

17 Temmuz 2014 Perşembe

Google amca bana yeniden bir şeyi hatırlattı. Üstelik çok hoş, sempatik ve net bir dili olan animasyonuyla.

Hoşgörünün bittiği, kendinden olmayana hoş gözle bakılmayıp hemen kavganın çıkarıldığı şu günlerde bu hatırlatma ilaç gibi geldi doğrusu.
Aslında açık yüreklilikle söylemek gerekirse hayatı incelendiği insan çok duygulanıp kendinin neden bu kadar etkisiz kaldığını merak ediyor. Diğer yandan da bulunduğu kıta sebebiyle kimse ciddiyete almaz acaba hiç böyle düşündü mü kendisi diye de merak ediyor ama sonra şöyle bir bakıldığında nice kıtalar da ciddiyete alınacak kişilerden daha baba, daha harbi daha insanca sözler ve çalışmalar etmiş.

Zaten meselesi de tam bu noktada başlıyor kıta, insan, para ve daha ayrım yapılan konularda...

İşte bunları hatırlattığın için bu sefer ayakta alkışlıyorum Google amcamı...

Hayatı, çalışmaları ve dahası için Vikipedi tıklayınız...






Hurra yaz geldi...
Geleli kaç ay oldu Burak'cım sen şimdimi ayıktın. Diyebilirsiniz ama ekranlardan dolayı bunu söylüyorum.
Ekranlar yine, yeni, yeniden bir dünya yaz ekranı tadında 5 dk konuya ve yapıma yarılmış hepimiz mutluyuz ve eğlenceliyiz, bizim burada paraya ihtiyaç duyulmuyor gibisinden yapımların boy göstermesinden dolayı.
Gündem sıcak, gündem zaman zaman can sıkıcı, gündem daima yaralı durumda.
EEe ne yapalım sıcak, bunaltıcı bir de ramazan, oruç ağız sinirler gergin ne yapalım bari çoğu bir kaç hafta sürmeyecek dizilere, kazanıldı mı, o parayı alabilecek mi acaba dedirten yarışma programlarına, havuzdan, denizden çıkıp neredeyse parası bir ev değerinde olan saçma sapan kalçalarıyla dolanan bir ünlünün saatlerce gereksiz parçasının yer aldığı röportajlara yönelelim diyoruz.
Sonra kalkıp 2 gündeme dair retweet yapıp paylaşım beğenelim.

Çözüm!
Bilmem... Sanırım bu dizinin reytingleri berbatmış!
Sonuç!
Şu an bize değmedi bu yılan değsin biz cepheye de gitmesini biliriz EvelAllah!
Çağ!
Savaşların cephede yapılmadığı, harita üzerinde beyinle yapıldığı zaman. 
Sonuç!
S.çtık...

Evet daha fazla bu zihniyetle gidersek, yazımız kışımız bu aptal kutusu olursa, sonuç bu!

3 gün önce denize gittiğimde gördüğüm manzara karşısında şoka uğradığım için içimden bunlar geldi.
İzmir / Seferihisar- Akkum da denize girdiğimiz sırada fazlasıyla turist vardı sahilde.
Hepsi güzelce denize giriyor çıkıyor, kremini sürüp sonra eline plaj çantasından çıkardığı bir kitabı alıyor, okuyor okuyor. Kapatıp bir kaç parça bisküvi yiyip denizine girip yine gelip güneşlenirken kitabını okuyor.
İnanır mısınız kitap okuyanlarda güneşlendi okumayanlarda.
Yani adamlar her dakikayı değerlendirdi. 


İster batı özentiliği diyin isterseniz hayranlık. Ne derseniz diyin adamlar o kutuyu yaptı doldurdu sundu ama bağlanmadı biliyorlar ki bağlanılacak daha gelecek içeren şeyler var.

Üzülüyoruz ama çabalamıyoruz...
Haydi hayırlı yaz seyirleri... 
Bu hafta, aslında seçildikten sonra bile çok konuşulacak yani haftaları ayları alacak bir konuya kısaca ve tutuklanmadan değinmek istiyorum.

Geçmişten başlayacak olursak eskiden muhtar seçmek gibiydi başbakanlık yani elbette önemliydi ama dünya çapında sonuçlar belliydi. Parlamenterler konuşmaz dünyanın pek ilgisini çekmezdik. Şimdi bırakın genel seçimi yerel seçim bile dünya gündemine düşüyor. Bu durumda Türk demokrasisin de aaa çocuklar gülmeyin ciddi bir şey yazıyorum komik mi Türk demokrasisi demem neyse ilk olan cumhurbaşkanlığı seçimleri de doğal olarak geniş yer kaplıyor.

Bu da bendeniz gelecekten gelmeyen adam olarak gelecek zamanlar da Türkiye demokrasisi adına her attığı ilk veya son adımda bayağı yer edineceği gerçeğini doğuruyor.
Tabi bu dünya basınlarında ve meclislerinde yer edinmemiz bizim ekonomimizin düzelip teknoloji ve ihracat alanlarında geliştiğimiz için değil, bakalım nasıl daha çok teoriler üretiriz, oyun sayısını kaça çıkarırız demek için.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım benim yaşım hadi genç ama bunu söylemek için yaşın artık bir önemi yok ki bence. Bakarsak eğer geçmişe her ilkokul sıralarında dirsek çürüten Türk genci olarak 'Ülkemiz bulunduğu jeopolitik konumdan dolayı köprü görevi görür ve çok önemli bir konumdadır. Ayrıca her çeşit tarım ve hayvancılık yapılıp dört mevsimi en iyi yaşamamızı sağlayan bir iklime sahibiz' repliklerini defalarca öğretmenlerimizden duyduktan sonra halen ülkemiz üzerinde hiç bir oyun oynanmıyor denemez sanırım.
Yani bir monopoly bile oynarken kaç çeşit tilki çeviriyoruz kafamızda mecidiyeköyler bebekler için, koskoca Türkiye için mi çevrilmeyecek.

Bu konu elbette derin ama şu da gerçek hemde elimizin tersiyle itilemeyecek kadar biz her geçen yıl dünya gündeminde daha çok yer alır oluyoruz.
Eskiden talk showlarda bırakın Türk konukları adı bile geçmezdi. İşte artık dünyanın evlerine bile konuk olur hale geldik.
Gelecekten gelseydim ne kadar daha çok gündemde neyle geldiğimizi kesin söylerdim ama tahminimce her geçen zaman daha çok yer edineceğiz ama bu çok ta eğlenceli konularda olmayacak gibi.

Son cümlelerde tekrar ana konuya dönecek olursak elbette gelecekten gelmesem de bir tahminim var gelecek hakkında. Şu seçim konusunda... O da maalesef ki benim siyasi ve düşünce yapıma uymayan  biri olacağını söylüyor. İsim vermekten korkmuyorum ama yazılarımı net inceleyin kimin olacağını düşündüğüm çıkacak ortaya.

Tabi benim ki sadece gelecekten gelmeyen bir adamın düşüncesi...

Haydi iyi reyler...

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Haftalar ayları aylar yılları kovalasa da bu gündem düşmez. 
Elbette seçime kadar değil seçimden sonra da düşmez.

Biz daha ülke olarak çok temiz ultra güzellikte ki aydınlık seçimi atlatamazken ikincisi geldi çattı.

Bakalım bu sefer ki kaplan mı yoksa aslan mı olacak kedigillerden !

Neyse germeyeceğim ortamı derin nefes al ver Burak!
Evet sakinleştiğimize göre biraz eğlenelim ve düşünelim değil mi?


Bu hafta ve bir kaç hafta önce toplayabildiğim tüm seçimle ilgili karikatürleri yayımlamak istedim seçim öncesi biraz düşünüp daha sağlıklı bu sefer rey atalım diye :)



Eğer bizi şaşırtıp olmasaydı diye düşünen güzel mizah kalemlerimiz ulvi insanlar Penguen ekibi 'Erdoğan aday olmasaydı Penguen'in kapağı nasıl olacaktı?' sorusuna yanıtı...
( http://www.muhalifgazete.com 'un yalancısıyım)

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Tarih pekte önemli değil sanırım. İnsanlar yüzyıllar boyunca yaşarlar, yazarlar, ölüler vs.

Her biri o çağın işlerinden önemli veya başkasına göre önemsiz işini yapar.
Kendince en iyi pozisyondadır veya sürekli şanssız yaşayan kötü kadere bağlı biridir.
Bu bağlamda ki giriş yazısı giderek uzaya bilir çünkü insanlar daima bir gün durumlarından şikayetçi diğer günler ise memnundur.

Önemli olan bunlar değil yada benim şu anlık ve her hafta bu köşede ilgilendiğim konular olmayacak.
İnsanlar bir şeylerin değiştiğini görmek için illa geleceğe veya geçmişe gitmesine gerek yok diye düşünüyorum. İşte bu yüzden de gelecekten gelmeyen bir adam olarak her hafta belirli bir konu üzerine gelecekte yada geçmişte ama en önemlisi günümüzde neler yaşanmış yaşanmış yada nasıl yorumlanıyor veya yorumlanacak gibisinden inceleyeceğiz.
Yani her hafta maddi manevi bir duygu, konu vb birşey üzerinden karalamalarım devam edecek.

Açıkçası 'Gelecekten Gelmeyen Adam' yazılarını bana gelecek konusunda bayağı iyimser yaklaşan savaşların, kötülüklerin yada milletlerin olmadığı tek bir bayrak altında barış ve huzur içinde yaşandığı her konuda ileri bir teknoloji olduğu ve kötü herşeyin dünya üzerinden kelime anlamlarıyla yok edildiği hatta duygusal karar verilmemesi için'aşk, tutku, sex, şehvet vb' kavramlarında tamamen dünya üzerinden kazındığı 'Müstakbel Erkek Arkadaşım' adlı filmden ilham alarak yazmaya karar verdim.

Bu hafta şöyle baktım da saygı sanki yok oluş aşamasında. Yada ne ara doğduğunu bile bilemiyorum.
Evet ele alınan konu ciddi anlamda sıkıcı ve yaşlı işi yaşlılar kusura bakmasın bir gün herkes onu tadacak ama gerekli konu.
Şöyle bakıldığında sanki saygı kavramı hiç doğmamış gibi.
Yada yüzyılları süslemek için kullanılan teknolojinin üstünde görülen bir kavram.
Misal Osmanlı İmp. için penceresinde kırmızı karanfilli ev varsa hasta evidir o sokakta satıcılar bağırmaz, çocuklar oynamaz mahalleli sessiz olur ve yardımcı olurmuş.
Bakın ne kadar duygusal değil mi?
Saygı kavramı Osmanlıyı yüceltmek için kullanılırken  teknolojisi gelişmiş Japonya'yı yanında  hiç durumuna düşürdü. Çünkü saygılı toplumlar daha önemlidir. Ondan dışa bağımlıyız yanlış anlaşılmasın. Çok saygılı toplumuz velhasıl.
Tabi işin toz pembe yanı aksi halde her siyasetçi çok tatlı değil mi?
Keşke saygı şöyle markette satılan bir şey olsaydı. alındığında herkes cuk saygılı olsaydı.
Aslında cidden bireyler azıcık geçmişte ki Fransız nezaketi, Osmanlı misafir pervesliğini alsaydı savaşlarda ki taktikler ve geçmişte ki öfkeler yerine sanırım giderek daha hoş toplumlar olurmuşuz.

'Ananıda al git' söyleminde se 'Sevgili anne cağazınızıda alıp gider misiniz acaba?' yı düşlüyorum da... :)
Peki geçmiş orta da günümüz yanımızda ya gelecek?
Sanırım yozlaşan bir şekilde bir çok harfimizi yitirdiğimiz Türkçemiz gibi saygıda tek Türkler için değil bir çok millet için yok olup gidecek.
Ama bir şey tam gelişecek o da teknoloji gerçi o konuda da şüphelerim var ama neyse bu haftalık bu kadar...

16 Nisan 2014 Çarşamba

Neden biz mutlu değiliz?
Yabancı blog yazarları mutluyken biz neden değiliz?
Cidden ama şöyle bir kaç yabancı blog yazarının postlarını incelerken onlar mutlu mutlu, içinde sevgi pıtırcıkları uçuşan postlar atarken bizimkiler neden efkarlı?

Ama sonra zorlanmadan cevabını buluyorum.
Ya arkadaş bu yabancı özentiliği değil. Yada onları övmek kendimizi yermek için demiyorum.
İşte göz var izan var.
Be kardeşim elbette mutlu olurlar onlar yol yaparken biz oturduk onlar bilimi sanatı eğitimi güçlendirirken biz yol yaptık onlar demokrasiyi, aydınlığı yayarken biz var olanı da bilmem kaç yıl önce ki gerici zihniyetle değiştirdik.
Gel de sonra yasaklı sitelerde sevgi pıtırcıklı blog postları at.

Biz daha gözümü açıp ta eteğimizde ki taşları dökmekten aciziz ne postu.

İşte örneği az eleştirip yabancıların hoş bir şeyini, insanlığını ortaya dökünce yabancı meraklısı oluyorsun. Suçu ne çabuk ta başkasına atıp ben yapmadım diyoruz.
Ama millette haklı ne görürse onu uyguluyor.
'Bilinçaltın da' 'belki yapar' diye milleti içeri tıkanları görürse o da suçu başkasına atar. 

Haydi iyi mutlu özenti dolu postcuklara...

14 Nisan 2014 Pazartesi

DERİN SAHNE
Doğu Turnesi Selfie'si...
Az önce okuduğum habere göre;

Habere göre Amerikan Psikologlar Derneği (APA) Chicago’daki yıllık yönetim kurulu toplantısında bu zihinsel bozukluğu "selfitis" olarak adlandırdı.
SELFİE ÇEKMEK ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNDEN İDDİASI
Kendi fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmanın, obsesif kompülsif bir eğilim ve özgüven eksikliğini gidermenin bir yolu olarak tanımladı.
APA bu bozukluğun 3 seviyesi olduğunu belirtti;
1- Borderline selfitis: (Sınırda) Kişinin kendi resmini en az günde üç kez çekmesi ama sosyal medyada paylaşmaması
2- Acute selfitis: (İleri düzeyde) Kişinin kendi resmini günde en az üç kere çekmesi ve her birini günde 3 kere sosyal medyada paylaşması
3- Chronic selfitis: (Kronik) Kontrol edilemez bir biçimde kişinin kendi fotoğrafını gece gündüz sürekli çekmesi ve günde altı kereden fazla bu resimleri sosyal medyada paylaşması.
APA’ya göre bu hastalığın henüz bir tedavisi yok fakat bilişsel davranış terapisi ile geçici bir tedavi sağlanabilir.

Haber ve Amerika bunu söylüyor peki siz?
Bana göre tıpkı bir dönem moda olan Facebook , twitter, instagram, vine ve dahası gibi bu da bir moda. Açıkçası insanın hiç şüphesiz egosuyla doğru orantıda kendini beğenmesi ve bunu bak bana diyerek sergilemesi normal eğer bu hastalıksa tüm dünya hasta ama tabi bu dozajı ayarlamakta lazım.
Tıpkı alışveriş hastalığı yada hastalık hastalığı gibi.
Yani bana göre dünya halen sağlıklı ve bu konu bir seminere taşınacak kadar önemli değil.
Bence daha önemli olan dünyanın yok olan yeşillikleri veya savaşları veya veya veya...
Yani selfie ve son model telefondan daha öncelikli olaylar var ey dünya medeniyet beşiği ve demokrasi getiren AMERİKA!

30 Mart 2014 Pazar

Tarihler 30 Mart 2014'ü gösteriyor. Günlerden pazar. Hava durumu merkez ilde rüzgarlı ama güneşli. İl İzmir.  Türkiye genel durumu 'yerel seçim sonuçlarını izliyor'.

Evet şu an canım Türkiye'min canım bölgesi Egedeyim. Daha doğrusu Ege'nin incisi İzmir deyim. Sandıklar açıldıkça herkes gibi bende gözümü dikmiş TV'ye yerel seçim sonuçlarına bakıyorum. Türkiye Türkiye olalı böyle yerel seçim görmedi. Daha çok genel seçim havasında.
Ama Türkiye havasında değil.
Çünkü;
Havasında gaz var!
Havasında katiller tarafından akıtılan masum canların kan kokusu var!
Havasında tüyü bitmişi geçtim, bitmemişin yanına bile uğramadan daha olmamışın hakkını yiyen hırsızların tomar tomar paralarının kokusu var!
Havasında koyun kokusu var!

Bu topraklar için şehit düşen binlerce askerimizin kanının olduğu topraklar...
Peki ya topraklarında ne var?
Topraklarında İşsizlikten, yoksulluktan kan ağlayan analar var!
Topraklarında Her geçen gün bir diktatör yüzünden hiç uğruna yitip giden gencecik fidanlar var!
Topraklarında, Fidan demişken AVM inadına sökülen binlerce ağaç var!
Topraklarında milli değerleri hiçe sayan tek tek kaldıran vatan hainleri var!

ve ve ve ... ve dahası var !

Binlerce madde açılır binlerce madde yazılır.
Ama önemli olan bu maddeleri saatlerce doldurmak, süslemek, kabartmak değil.
Önemli olan sonuç. Önemli olan daha fazla canın yitip gitmemesi.
Sanırım bu yüzden bu yerel seçimler genel seçim havasında.
Bugün yerel bölgelerde temizlik bir kaç sene sonra genelde temizlik.
Aksi halde kalan topraklara o yukarıda ki maddelerin hain kahramanları tarafından toptan temizlik yapılacak.
Ve korkarım ki bundan kimsenin haberi olamayacak çünkü, bu toprakların iletişimi satılarak yok edildi, doğru ve kaliteli işini yapan gazetecileri alınarak halkı habersiz bırakıldı. Bunun sonuncunda  askerlere müebbet verilerek şefiki kırılan, gözü korkutulan bir halk yaratılmak istendi, sanatı ve sanatçıları karalayarak, aşağılayarak, değerlerini ve işlerini hiçe sayıp yıktırarak ufukların daha fazla genişleyip fikir üretmesini ve paylaşmasını yok etmek istediler en son olarak sınırsız özgürlüğü ve toplu haberleşmeyi 'interneti'  kısıtlayıp, yavaşlatıp tamamen uyuyan Türkiye ve gençlik var etmek istediler.

Buna nereden mi geldim? Google amcamdan.
Her özel günde olduğu gibi Google bugün de özel bir tasarımla 'hoşgeldiniz' diyordu.
İşte bana bunları hatırlatan 'hoşgeldiniz'
Google amcamın yasaklanmadan önce ki son kıyağı!

Peki size hiç mi bir şey hatırlatmıyor? Yada hiç mi içinizde bir kıpırtı uyandırmıyor 'ya bende şu konuyla ilgili iki kelam edeyim' dedirtmiyor. Korkuyorsunuz değil mi? 'Bunları hatırladım ve yazdığım için bana ne olur?' diyorsunuz değil mi?
Unutmayın! Unutulmayın! Bastırılmayın!
Korkmayın görüşünüzü söylemekten, çünkü siz insansınız. Korkmayın görüşünüzü söylemekten, düşüncelerinizi bağırmaktan çünkü siz sanatçısınız, çünkü siz doktorsunuz, çünkü siz öğretmensiniz çünkü çünkü çünkü...
ve binlerce çünkü...

Korkmayın! Düşüncelerinizi ve görüşünüzü savunun!
Subscribe to RSS Feed Follow me ha! :)