17 Temmuz 2014 Perşembe

Bu hafta, aslında seçildikten sonra bile çok konuşulacak yani haftaları ayları alacak bir konuya kısaca ve tutuklanmadan değinmek istiyorum.

Geçmişten başlayacak olursak eskiden muhtar seçmek gibiydi başbakanlık yani elbette önemliydi ama dünya çapında sonuçlar belliydi. Parlamenterler konuşmaz dünyanın pek ilgisini çekmezdik. Şimdi bırakın genel seçimi yerel seçim bile dünya gündemine düşüyor. Bu durumda Türk demokrasisin de aaa çocuklar gülmeyin ciddi bir şey yazıyorum komik mi Türk demokrasisi demem neyse ilk olan cumhurbaşkanlığı seçimleri de doğal olarak geniş yer kaplıyor.

Bu da bendeniz gelecekten gelmeyen adam olarak gelecek zamanlar da Türkiye demokrasisi adına her attığı ilk veya son adımda bayağı yer edineceği gerçeğini doğuruyor.
Tabi bu dünya basınlarında ve meclislerinde yer edinmemiz bizim ekonomimizin düzelip teknoloji ve ihracat alanlarında geliştiğimiz için değil, bakalım nasıl daha çok teoriler üretiriz, oyun sayısını kaça çıkarırız demek için.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım benim yaşım hadi genç ama bunu söylemek için yaşın artık bir önemi yok ki bence. Bakarsak eğer geçmişe her ilkokul sıralarında dirsek çürüten Türk genci olarak 'Ülkemiz bulunduğu jeopolitik konumdan dolayı köprü görevi görür ve çok önemli bir konumdadır. Ayrıca her çeşit tarım ve hayvancılık yapılıp dört mevsimi en iyi yaşamamızı sağlayan bir iklime sahibiz' repliklerini defalarca öğretmenlerimizden duyduktan sonra halen ülkemiz üzerinde hiç bir oyun oynanmıyor denemez sanırım.
Yani bir monopoly bile oynarken kaç çeşit tilki çeviriyoruz kafamızda mecidiyeköyler bebekler için, koskoca Türkiye için mi çevrilmeyecek.

Bu konu elbette derin ama şu da gerçek hemde elimizin tersiyle itilemeyecek kadar biz her geçen yıl dünya gündeminde daha çok yer alır oluyoruz.
Eskiden talk showlarda bırakın Türk konukları adı bile geçmezdi. İşte artık dünyanın evlerine bile konuk olur hale geldik.
Gelecekten gelseydim ne kadar daha çok gündemde neyle geldiğimizi kesin söylerdim ama tahminimce her geçen zaman daha çok yer edineceğiz ama bu çok ta eğlenceli konularda olmayacak gibi.

Son cümlelerde tekrar ana konuya dönecek olursak elbette gelecekten gelmesem de bir tahminim var gelecek hakkında. Şu seçim konusunda... O da maalesef ki benim siyasi ve düşünce yapıma uymayan  biri olacağını söylüyor. İsim vermekten korkmuyorum ama yazılarımı net inceleyin kimin olacağını düşündüğüm çıkacak ortaya.

Tabi benim ki sadece gelecekten gelmeyen bir adamın düşüncesi...

Haydi iyi reyler...

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Haftalar ayları aylar yılları kovalasa da bu gündem düşmez. 
Elbette seçime kadar değil seçimden sonra da düşmez.

Biz daha ülke olarak çok temiz ultra güzellikte ki aydınlık seçimi atlatamazken ikincisi geldi çattı.

Bakalım bu sefer ki kaplan mı yoksa aslan mı olacak kedigillerden !

Neyse germeyeceğim ortamı derin nefes al ver Burak!
Evet sakinleştiğimize göre biraz eğlenelim ve düşünelim değil mi?


Bu hafta ve bir kaç hafta önce toplayabildiğim tüm seçimle ilgili karikatürleri yayımlamak istedim seçim öncesi biraz düşünüp daha sağlıklı bu sefer rey atalım diye :)



Eğer bizi şaşırtıp olmasaydı diye düşünen güzel mizah kalemlerimiz ulvi insanlar Penguen ekibi 'Erdoğan aday olmasaydı Penguen'in kapağı nasıl olacaktı?' sorusuna yanıtı...
( http://www.muhalifgazete.com 'un yalancısıyım)

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Tarih pekte önemli değil sanırım. İnsanlar yüzyıllar boyunca yaşarlar, yazarlar, ölüler vs.

Her biri o çağın işlerinden önemli veya başkasına göre önemsiz işini yapar.
Kendince en iyi pozisyondadır veya sürekli şanssız yaşayan kötü kadere bağlı biridir.
Bu bağlamda ki giriş yazısı giderek uzaya bilir çünkü insanlar daima bir gün durumlarından şikayetçi diğer günler ise memnundur.

Önemli olan bunlar değil yada benim şu anlık ve her hafta bu köşede ilgilendiğim konular olmayacak.
İnsanlar bir şeylerin değiştiğini görmek için illa geleceğe veya geçmişe gitmesine gerek yok diye düşünüyorum. İşte bu yüzden de gelecekten gelmeyen bir adam olarak her hafta belirli bir konu üzerine gelecekte yada geçmişte ama en önemlisi günümüzde neler yaşanmış yaşanmış yada nasıl yorumlanıyor veya yorumlanacak gibisinden inceleyeceğiz.
Yani her hafta maddi manevi bir duygu, konu vb birşey üzerinden karalamalarım devam edecek.

Açıkçası 'Gelecekten Gelmeyen Adam' yazılarını bana gelecek konusunda bayağı iyimser yaklaşan savaşların, kötülüklerin yada milletlerin olmadığı tek bir bayrak altında barış ve huzur içinde yaşandığı her konuda ileri bir teknoloji olduğu ve kötü herşeyin dünya üzerinden kelime anlamlarıyla yok edildiği hatta duygusal karar verilmemesi için'aşk, tutku, sex, şehvet vb' kavramlarında tamamen dünya üzerinden kazındığı 'Müstakbel Erkek Arkadaşım' adlı filmden ilham alarak yazmaya karar verdim.

Bu hafta şöyle baktım da saygı sanki yok oluş aşamasında. Yada ne ara doğduğunu bile bilemiyorum.
Evet ele alınan konu ciddi anlamda sıkıcı ve yaşlı işi yaşlılar kusura bakmasın bir gün herkes onu tadacak ama gerekli konu.
Şöyle bakıldığında sanki saygı kavramı hiç doğmamış gibi.
Yada yüzyılları süslemek için kullanılan teknolojinin üstünde görülen bir kavram.
Misal Osmanlı İmp. için penceresinde kırmızı karanfilli ev varsa hasta evidir o sokakta satıcılar bağırmaz, çocuklar oynamaz mahalleli sessiz olur ve yardımcı olurmuş.
Bakın ne kadar duygusal değil mi?
Saygı kavramı Osmanlıyı yüceltmek için kullanılırken  teknolojisi gelişmiş Japonya'yı yanında  hiç durumuna düşürdü. Çünkü saygılı toplumlar daha önemlidir. Ondan dışa bağımlıyız yanlış anlaşılmasın. Çok saygılı toplumuz velhasıl.
Tabi işin toz pembe yanı aksi halde her siyasetçi çok tatlı değil mi?
Keşke saygı şöyle markette satılan bir şey olsaydı. alındığında herkes cuk saygılı olsaydı.
Aslında cidden bireyler azıcık geçmişte ki Fransız nezaketi, Osmanlı misafir pervesliğini alsaydı savaşlarda ki taktikler ve geçmişte ki öfkeler yerine sanırım giderek daha hoş toplumlar olurmuşuz.

'Ananıda al git' söyleminde se 'Sevgili anne cağazınızıda alıp gider misiniz acaba?' yı düşlüyorum da... :)
Peki geçmiş orta da günümüz yanımızda ya gelecek?
Sanırım yozlaşan bir şekilde bir çok harfimizi yitirdiğimiz Türkçemiz gibi saygıda tek Türkler için değil bir çok millet için yok olup gidecek.
Ama bir şey tam gelişecek o da teknoloji gerçi o konuda da şüphelerim var ama neyse bu haftalık bu kadar...

16 Nisan 2014 Çarşamba

Neden biz mutlu değiliz?
Yabancı blog yazarları mutluyken biz neden değiliz?
Cidden ama şöyle bir kaç yabancı blog yazarının postlarını incelerken onlar mutlu mutlu, içinde sevgi pıtırcıkları uçuşan postlar atarken bizimkiler neden efkarlı?

Ama sonra zorlanmadan cevabını buluyorum.
Ya arkadaş bu yabancı özentiliği değil. Yada onları övmek kendimizi yermek için demiyorum.
İşte göz var izan var.
Be kardeşim elbette mutlu olurlar onlar yol yaparken biz oturduk onlar bilimi sanatı eğitimi güçlendirirken biz yol yaptık onlar demokrasiyi, aydınlığı yayarken biz var olanı da bilmem kaç yıl önce ki gerici zihniyetle değiştirdik.
Gel de sonra yasaklı sitelerde sevgi pıtırcıklı blog postları at.

Biz daha gözümü açıp ta eteğimizde ki taşları dökmekten aciziz ne postu.

İşte örneği az eleştirip yabancıların hoş bir şeyini, insanlığını ortaya dökünce yabancı meraklısı oluyorsun. Suçu ne çabuk ta başkasına atıp ben yapmadım diyoruz.
Ama millette haklı ne görürse onu uyguluyor.
'Bilinçaltın da' 'belki yapar' diye milleti içeri tıkanları görürse o da suçu başkasına atar. 

Haydi iyi mutlu özenti dolu postcuklara...

14 Nisan 2014 Pazartesi

DERİN SAHNE
Doğu Turnesi Selfie'si...
Az önce okuduğum habere göre;

Habere göre Amerikan Psikologlar Derneği (APA) Chicago’daki yıllık yönetim kurulu toplantısında bu zihinsel bozukluğu "selfitis" olarak adlandırdı.
SELFİE ÇEKMEK ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNDEN İDDİASI
Kendi fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmanın, obsesif kompülsif bir eğilim ve özgüven eksikliğini gidermenin bir yolu olarak tanımladı.
APA bu bozukluğun 3 seviyesi olduğunu belirtti;
1- Borderline selfitis: (Sınırda) Kişinin kendi resmini en az günde üç kez çekmesi ama sosyal medyada paylaşmaması
2- Acute selfitis: (İleri düzeyde) Kişinin kendi resmini günde en az üç kere çekmesi ve her birini günde 3 kere sosyal medyada paylaşması
3- Chronic selfitis: (Kronik) Kontrol edilemez bir biçimde kişinin kendi fotoğrafını gece gündüz sürekli çekmesi ve günde altı kereden fazla bu resimleri sosyal medyada paylaşması.
APA’ya göre bu hastalığın henüz bir tedavisi yok fakat bilişsel davranış terapisi ile geçici bir tedavi sağlanabilir.

Haber ve Amerika bunu söylüyor peki siz?
Bana göre tıpkı bir dönem moda olan Facebook , twitter, instagram, vine ve dahası gibi bu da bir moda. Açıkçası insanın hiç şüphesiz egosuyla doğru orantıda kendini beğenmesi ve bunu bak bana diyerek sergilemesi normal eğer bu hastalıksa tüm dünya hasta ama tabi bu dozajı ayarlamakta lazım.
Tıpkı alışveriş hastalığı yada hastalık hastalığı gibi.
Yani bana göre dünya halen sağlıklı ve bu konu bir seminere taşınacak kadar önemli değil.
Bence daha önemli olan dünyanın yok olan yeşillikleri veya savaşları veya veya veya...
Yani selfie ve son model telefondan daha öncelikli olaylar var ey dünya medeniyet beşiği ve demokrasi getiren AMERİKA!

30 Mart 2014 Pazar

Tarihler 30 Mart 2014'ü gösteriyor. Günlerden pazar. Hava durumu merkez ilde rüzgarlı ama güneşli. İl İzmir.  Türkiye genel durumu 'yerel seçim sonuçlarını izliyor'.

Evet şu an canım Türkiye'min canım bölgesi Egedeyim. Daha doğrusu Ege'nin incisi İzmir deyim. Sandıklar açıldıkça herkes gibi bende gözümü dikmiş TV'ye yerel seçim sonuçlarına bakıyorum. Türkiye Türkiye olalı böyle yerel seçim görmedi. Daha çok genel seçim havasında.
Ama Türkiye havasında değil.
Çünkü;
Havasında gaz var!
Havasında katiller tarafından akıtılan masum canların kan kokusu var!
Havasında tüyü bitmişi geçtim, bitmemişin yanına bile uğramadan daha olmamışın hakkını yiyen hırsızların tomar tomar paralarının kokusu var!
Havasında koyun kokusu var!

Bu topraklar için şehit düşen binlerce askerimizin kanının olduğu topraklar...
Peki ya topraklarında ne var?
Topraklarında İşsizlikten, yoksulluktan kan ağlayan analar var!
Topraklarında Her geçen gün bir diktatör yüzünden hiç uğruna yitip giden gencecik fidanlar var!
Topraklarında, Fidan demişken AVM inadına sökülen binlerce ağaç var!
Topraklarında milli değerleri hiçe sayan tek tek kaldıran vatan hainleri var!

ve ve ve ... ve dahası var !

Binlerce madde açılır binlerce madde yazılır.
Ama önemli olan bu maddeleri saatlerce doldurmak, süslemek, kabartmak değil.
Önemli olan sonuç. Önemli olan daha fazla canın yitip gitmemesi.
Sanırım bu yüzden bu yerel seçimler genel seçim havasında.
Bugün yerel bölgelerde temizlik bir kaç sene sonra genelde temizlik.
Aksi halde kalan topraklara o yukarıda ki maddelerin hain kahramanları tarafından toptan temizlik yapılacak.
Ve korkarım ki bundan kimsenin haberi olamayacak çünkü, bu toprakların iletişimi satılarak yok edildi, doğru ve kaliteli işini yapan gazetecileri alınarak halkı habersiz bırakıldı. Bunun sonuncunda  askerlere müebbet verilerek şefiki kırılan, gözü korkutulan bir halk yaratılmak istendi, sanatı ve sanatçıları karalayarak, aşağılayarak, değerlerini ve işlerini hiçe sayıp yıktırarak ufukların daha fazla genişleyip fikir üretmesini ve paylaşmasını yok etmek istediler en son olarak sınırsız özgürlüğü ve toplu haberleşmeyi 'interneti'  kısıtlayıp, yavaşlatıp tamamen uyuyan Türkiye ve gençlik var etmek istediler.

Buna nereden mi geldim? Google amcamdan.
Her özel günde olduğu gibi Google bugün de özel bir tasarımla 'hoşgeldiniz' diyordu.
İşte bana bunları hatırlatan 'hoşgeldiniz'
Google amcamın yasaklanmadan önce ki son kıyağı!

Peki size hiç mi bir şey hatırlatmıyor? Yada hiç mi içinizde bir kıpırtı uyandırmıyor 'ya bende şu konuyla ilgili iki kelam edeyim' dedirtmiyor. Korkuyorsunuz değil mi? 'Bunları hatırladım ve yazdığım için bana ne olur?' diyorsunuz değil mi?
Unutmayın! Unutulmayın! Bastırılmayın!
Korkmayın görüşünüzü söylemekten, çünkü siz insansınız. Korkmayın görüşünüzü söylemekten, düşüncelerinizi bağırmaktan çünkü siz sanatçısınız, çünkü siz doktorsunuz, çünkü siz öğretmensiniz çünkü çünkü çünkü...
ve binlerce çünkü...

Korkmayın! Düşüncelerinizi ve görüşünüzü savunun!

29 Ekim 2013 Salı

1 Milyon kişi andımız okunsun diye toplanalım dedik aman yarabbi 1 milyonu kaç kat geçtik. Neredeyse tüm İzmir sahilde andımız okuyup ATAMIZ'ın izinde olduğunu gösterdi. İşte kısadan hisse İzmrin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Coşkusu.

Fotoğrafları görmek için tıklayınız....


22 Ekim 2013 Salı

Google arama motoru daha doğrusu devi malum özel günlerde yaptığı değişiklik bazen beğenilip bazense neden şu günü atladın diye kullanıcılarını kızdırıyor. Ama bazıları da var ki sanki zannımca biraz gereksiz ha ne dersiniz. Şöyle bugün açtığım da karşılaştığım manzara da olduğu gibi. Bugün ilk paraşütten atlama günüymüş. Peki hava ile ilgilenenleri gerçekten ilgilendiren bir gün olabilir ama ne kadar gerekli?
Tek güzel yanı koydukları mini bir oyun.


15 Ekim 2013 Salı

Post başlığı biraz absürt yada komik olabilir fakat Ferhan Şensoy'un o muhteşem yer yer komik yer yer hüzünlü kitabını ancak böyle anlatabilirim diye düşünüyorum.
Bence muhteşem hatta ötesi bir şey.
Eğer sanatla ki bu sanat tiyatro ise tiyatro ile ilgileniyorsanız sizi farklı bambaşka diyarlara götürecek okumadığınız yaşadığınız bir kitap haline dönüşecek şahane bir eser.
Şu sıralar Türkiye Turnesine DERİN SAHNE ile çıkmayı planladığımız daha doğrusu gün saydığımız sırada bu kitabı bir solukta okuyup bitirmem beni şok üzerine şok yaşattı.
Şöyle ki Ferhan Usta da kitapta turne ve prova maceralarını anlatıyor. O anlattıkça ben gittiğim gideceğim turneleri gözümden geçiriyorum. Tebessüm ediyorum.
Ayrıca zaman zaman ki o sahneler baba evinde ki evin giriş katında ki teyze sahneleri kahkaha atarak okuyorum.
Ferhan Şensoy'a hayranlığım bir kat daha katlanarak bana deli gibi gaz vererek devam ediyor.
Kalın bir kitap sıkıcıdır demeyin okuyun okudukça süprizlerle başınız dönecek kalınlık ince gelecek neden bitti diyeceksiniz.
Teşekkürler Başkaldırışına Kurban Olduğum Kurşun Kalem.

14 Ekim 2013 Pazartesi

ŞEKER TADINDA SEVDİKLERİNİZLE BİRLİKTE MUTLU HUZURLU BİR BAYRAM GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE...

7 Eylül 2013 Cumartesi

Şu sıralar yeni moda boyalı sokaklar oldu.

Daha önce de fotoğraf blogumda yazdığım gibi
 -hobimkare.blogspot.com Ankara, İstanbul, Konya, İzmir de sırayla merdivenler boyandı. Tabi bunlar bildiğim boyalı sokaklar. Bundan şikayetçi değilim aksine sevinç gözyaşları döküyorum ki her yer gökkuşağı gibi rengarenk oluyor.

Ne güzel ama barış dolu, rengarenk, saygı ve sevginin eksik olmadığı daha nice "sokaklara" diyelim.

2 Eylül 2013 Pazartesi

Bloglar arası gezintiye çıkınca gözüme hoş, kısa ve teknolojik bir yazı ilişti okudum ve verdiği linki inceleyince bende yazayım dedim.
Meğersem ben kendimi teknolojik sanardım haberim bile yokmuş.
İE10 yani "İnternet Expoler 10" sürümünü çıkarmışta haberim bile yok.
Şu üzerinde şaka konuları, capsleri dönen tarayıcı bu sefer http://explorerdegisinceben.com blog sitesinden kendisiyle dalga geçiyor ve yenilendiğini, değiştiğini hızlı ve güvenilir olduğunu anlatıyor. Bunu da son günlerin yeni modası "Vine" larla destekleyip, kendileriyle ilgili manidar capsleri yayımlayarak yapıyorlar. Açıkçası bende blogtaki postlardan etkilenip indirdim bakalım nasılmış. Bir değişim söz konusuysa şimdiden "herkeşe" hayırlı olsun.

1 Eylül 2013 Pazar


21 Ağustos 2013 Çarşamba

Şu sıralar yani 22 Ağustos 2013 tarihlerinde eğer klasik müzik dinlemek isterseniz öyle senfoni senfoni gezinmeyin yada youtube de aramayın. Güzel hatta çok başarılı bir klasik müziği googleyi açınca çok rahat bulabilirsiniz daha doğrusu dinleyebilirsiniz.
Yani şöyle ki 20. yüzyılın en önemli Fransız bestecilerinden bay Claude Debussy'in doğum günü münasebetiyle google amcamız bize kıyak geçiyor ve arama yapmadan önce güzel bir eserini bize dinletiyor.
Eğer dediğim gibi klasik müzik seven bir kişiyseniz iyi dinlemeler...

Detaylı bilgi almak için tıklayınız >>
              

20 Ağustos 2013 Salı

Şöyle genelde hanımların takıldığı bir sitede tarif ve temizlik için dolanırken, gülmeyin efendim sık sık facebook sayfasına üye olduğum için anasayfamda görüyorum, neyse bakın ne fark ettim ve beğendim...
Evet ev yapımı temizlik yani evde ki bir kaç malzemeyle hem hijyenik hemde mis kokulu bir temizlik ürünü yapabilirsiniz işte tarifi;

Ev temizliği ürünlerine harcadığınız paradan tasarruf edin ve kendi doğal solüsyonunuzu kendiniz hazırlayın!!
Nasıl mı?
Kapalı bir kabın içerisine koyduğunuz 1 litre sirkeye portakal, limon veya herhangi bir turunçgil kabuğunu ekleyin ve 2 hafta boyunca bekletin.
Ardından süzgeçten geçirin ve %50-50 olana kadar su ekleyin ve bir şişede muhafaza edin.
Yüzeylerde, parkede, armatürlerde, banyo ve mutfakta vs. kullanabilirsiniz.
Anti-bakteriyeldir, güzel kokar, ayrıca kir ile yağ üzerinde çok başarılı sonuçlar edersiniz.
En güzeli ise kesinlikle hiç bir şekilde zararlı kimyasallar içermemesidir.

Haydi temizlik time. Kolay gelsin efendim :)

19 Ağustos 2013 Pazartesi

İnanın siz evde bu tür haberleri okurken, izlerken veya dinlerken nasıl duruyorsunuz bilmem ama ben bunları yazmadan duramıyorum. Pes diyorum ya!
Hiç derdimiz yok gibi saçma sapan şeylerle gündemi dolduran bir çok magazinciye, haberciyim diye geçinen salak saçma insanlara, sitelere, gazetelere TV kanallarına ve bunlardan sorumlu herkese pes diyorum.
Yahu tamam iyi düşünmeyi azalttığınız, sessini kıstığınız, herşeye he diyen bir toplum yeterince yarattınız yeter artık bu tür saçmalıklarla daha fazla oyalamayın bizleri.
Neymiş efendim Sibelcanın oğlu Engincan neden dar pantolon giymiş.
Af edersiniz sıçayım o pantolona.
Ulan adamın canı istemiş giymiş, beğenmiş giymiş, tarzı oymuş giymiş, o gün öyle giyinmek istemiş giymiş, hediye almış giyinmiş, birisi demiş giyinmiş yada sadece giyinmek için giyinmiş ama bize, size ne, okuttuğunuz o insanlara ne. Üstelik bunu neden manşet haber gibi okuyuculara sunuyorsunuz.

Tabi bu bir tarafı birde saçma sapan moda yaratma çabasında ki zekası geri insanlar var. Tatlışlar onlar birer canlı. Hatta kusura bakma ama senden daha değerli.
Ne bu ya!
Köpekten moda mı olur. Böyle modanın af edersiniz yine sıçayım içine. 
Bizim moda  yada dar pantolon değil derdimiz;
Düşünmeyi, görmeyi, duymayı, farkı yaratmayı, farklıyı bulmayı, çalışmayı, öğrenmeyi, öğretmeyi, paylaşmayı, sevmeyi ve dahası derdimiz...
"tek derdimiz bunlar"

Büyük bir hayran kitlesi olan GLEE'nin yakın zamanda gelen üzücü haberinden sonra planlanan tarihten geçte olsa 5. sezon çekimleri başladığı hatta bölümlerin konularının bile belli olduğu duyurulmuştu. Ha bugün ha yarın ha ödül törenleri, ha "FİNN" derken ilk fragman yayınlandı...


Biraz önce okuduğum haber cidden üzdü. Yani her şey ticaret mi dedirtti. 
Ne yazık ki bu ülke giderek "bırak kardeşim sanatı, kamu yararını herkes cahil kalsın. Mümkünse sen de bu sevdadan uzaklaş ha devam edeceksen buyur destek değil kösteğim" diyor.
Ama onlarda haklı insanlığın bir önemi yok önemli olan PARA!

İşte haber.

Engelliye kira engeli

Bir yıllık borcu 11 bin liraya ulaşan Türkiye Sakatlar Derneği İzmir Şube Başkanı Erdem Çerçioğlu, "Büromuzun kirasını öderiz ama engellilere ücretsiz kurs verdiğimiz diğer 3 dükkan için kira alınmasın" dedi

İzmir'de kamu yararına hizmet veren sayılı dernekler arasında yer alan Türkiye Sakatlar Derneği İzmir Şubesi, derneğin birikmiş kira borçlarını ödeyemeyince mal sahibi konumunda olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile karşı karşıya geldi. 
Derneğin toplam bir yıllık kira borcu faizleriyle birlikte 11 bin liraya yaklaşırken, duruma isyan eden Türkiye Sakatlar Derneği İzmir Şube Başkanı Erdem Çerçioğlu, "Dernek olarak pasajdaki 4 dükkanda kiracı olarak bulunuyoruz ve bir dükkanı dernek bürosu olarak kullanıyoruz. Kiracısı olduğumuz diğer 3 dükkanda ise engelli vatandaşlarımıza bilgisayardan işaret dili eğitimine kadar pek çok ücretsiz kurs veriyoruz. Biz dernek büromuzun kirasını öderiz sorun değil ama bizim zorumuza giden engelliler yararına ücretsiz kurs verdiğimiz diğer 3 dükkan için de engellilerin her zaman yanında olduğunu söyleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin bizden kira ücreti talep etmesi" diye konuştu. 

5 bin liralık bağış
Bundan 4 yıl önce 63. şube olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi Katlı Otopark Altı Konak Kapalı Çarşısı'nda açılan Türkiye Sakatlar Derneği İzmir Şubesi, birikmiş kira borçları nedeniyle yine gündeme geldi. Daha önce AK Parti İzmir İl Başkanı Ömer Cihat Akay'ın Türkiye Sakatlar Derneği İzmir Şubesi'ni ziyaret ettiğinde derneğin kirasının ödenmesi için verdiği 5 bin liralık bağış derneğin bir süreliğine rahat nefes almasını sağlarken devam eden kira sorunu köklü bir çözüme kavuşmadı. İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne ait olan kapalı otopark altındaki Konak Kapalı Çarşısı'nda dernek olarak 4 ayrı dükkan kiralayan Türkiye Sakatlar Derneği İzmir Şubesi, dükkanlardan birini büro olarak kullanırken, diğer 3'ünü de ücretsiz eğitim seminerleri ve kurslar için ayırdı. 

Gönüllük esasına göre
Ev sahibi konumunda olan İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne her dükkan için kira verdiklerinin altını çizen Türkiye Sakatlar Derneği İzmir Şube Başkanı Erdem Çerçioğlu, dernek olarak yönetimdeki herkesin gönüllülük esasına göre çalıştığını ve hiçbir zaman ücret almadıklarını ifade etti. Bu nedenle herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini vurgulayan Çerçioğlu, ücretsiz kurs ve eğitim verdikleri 3 dükkandan kira alınmamasını savundu. 

'Dilenci değiliz'
İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından özel veya kamuya ait binaların, engellilerin kullanımına uygun hale getirilmesi amacıyla başlatılan "Engelsizmir Projesi" kapsamında aynı pasajda belediye tarafından büro açıldığına değinen Çerçioğlu, "Engelsizmir projesi için İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bizim derneğin bulunduğu pasajda bir büro açıldı ancak yetkililer nedense burada bir engellimizi işe alıp istihdam etmek yerine sağlam kişileri alıp çalıştırmayı tercih ediyor. Projenin kongre başkanı CHP'li Levent Köstem bir kez bile gelip derneğimizi ziyaret etmedi. Belediye engelliler için bir şey yapmaya çalışıyor ama bizsiz yapıyor. Engellileri düşündüklerini söylüyorlar ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde bir engellinin kullanabileceği bir rampa yok. Kendi kapısının önünü düzeltmeyen bir belediye başkanı kenti nasıl engelsiz hale getirecek, ben bunu da çok merak ediyorum. Yaptıkları bütün uygulamalar yanlış. Bizim burada bulunan belediye tarafından yapılan engelli tuvaletine gidip bakabilirsiniz. Her yer demir kapı. Senelerdir alışmış bazı belediyeler ve yerel yönetimler. İşte biz ne kadar verirsek o kadarla yetinmek zorundasınız. Hep dilenci kültürünü geliştirmişler. Bazı yöneticiler engellileri dilenci olarak görüyorlar" diye konuştu. Yetkililerin gazeteciler önünde her zaman "tamam hallederiz" gibi sözler verdiklerinin de altını çizen Çerçioğlu, yaşadıkları kira sorununa kökten bir çözüm istediklerine dikkat çekti. METİN BURMALI

Diğer illerde ücret alınmıyor
1960 yılında kurulan ve 1963 yılında kamu yararına çalışan dernek statüsü alan Türkiye Sakatlar Derneği'nin diğer illerde faaliyet gösteren bürolarından hiçbir belediyenin kira ücreti almadığının, alıyorsa da 8 lira gibi rakamlar aldığının altını çizen Çerçioğlu, "Ege Çağdaş Eğitim Vakfı ve Atatürkçü Düşünce derneklerinin yüzde 80'ini belediyeler tahsis etmiş. Bornova'da, Buca'da, Gaziemir'de, Narlıdere'de bu tür derneklerden kira parası alınmıyor. Alınıyorsa da çok cüzi miktarlarda. Biz kira ödemeye yine razıyız ancak bizim zorumuza giden 3 dükkanda zaten ücretsiz kurs ve eğitim veriyoruz. Engellilere sahip çıktığını söyleyen Büyükşehir Belediyesi'nin bu konuda bize kolaylık sağlaması gerekiyor" dedi. 





14 Ağustos 2013 Çarşamba

Tarihler 26 HAZİRAN 2013'ü gösterdiğinde İzmir Adnan Menderes saat 17:00 da Kıbrıs uçağı havalimanın dan ayrılıyordu.
Şimdi bunun konuyla ilgisi ne demeyin. Tabii bende o uçağın içindeydim.
Sorunsuz bir uçuştan sonra Ercan havalimanın da yolculuğumuz son bulurken, Kıbrıs'ın tatlı Akdeniz sıcaklığı da tüm kuvvetiyle yüzümüze vurmaya başlamıştı. Hafif heyecanın yanı sıra daha çok merak vardı. Açıkçası otele gidinceye kadar hatta Girne'ye gidinceye kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşadım ve hatta "burası Kıbrıs değil Konya" dedim.
Şöyle ki neredeyse hiç yeşillik yok hatta bozkır. Dedim ya Konya gibi. 
Biz ekip olarak bu yıl 36.sı düzenlenen Güzelyurt Portakal Festivali için gittik.
Ama ne festival ne festival. Hayatımın da gördüğüm ne uzun korteje sahip, en şaşalı, en eğlenceli, en kalabalık festival. Hatta Rio'nun Kıbrıs ayağı diyebilirim.

Bununla ilgili fotoğrafları; hobimkare.blogspot.com dan bulabilirsiniz...

Gelelim Kıbrıs'a.
İlginç bir kaç özelliğe sahip olan Kıbrıs'ın başka bir şeyi yok. Gerçekten işte bu tuhaflıklar. Daha doğrusu Türkiye ye göre değişik yönleri;

1. Trafik tıbki İngilterede ki gibi soldan akmakta. 
Açıkcası ne var bunda diyebilirsiniz ama gerçekten bu değişiklik insanın yüreğini aklına getiriyor. Misal havalimanından bizi alan rehberimiz araçlarımıza binmemiz için araçları gösterirken doğal olarak biz sağ tarafa yöneldik.AAA ne oldu demeyin minibüste sağ tarafta kapı yok. Sonra yol boyunca yüreğim ağzımda gittim çünkü yolun tek şeride düşdüğü kısımlarda araçlar sanki hep üzerimize geliyormuş gibi oluyordu. Ayrıca kavşaklarda soldan girince kaza yapmışcasına çığlık atılmasıda cabası!
2. Toplu taşıma yok!
Evet yanlış okumadınız toplu taşıma araçları yok hatta durakları dahi yok. Çünkü araçlar çok ucuz o yüzden de herkesin arabası var ve otobüs, minibüs gibi toplu taşıma araçları yok. Sadece taksiler mevcut onlarda oldukça pahalı. Hatta bayağı bahalı.
3. İlk,orta ve liselerde İngiltere de ki gibi not sistemi AA, BB gibi yani Türkiye de ki onluk yada beşlik sistem yok.
4. Su sıkıntısı var sık sık sular kesiliyor tamamen yalan. Ben her vakit duş aldım, sık sıkta su buldum.
5. Su sıkıntısı yok yalnız hayat çok pahalı. Asgari ücret 1.300 TL civarındaymış fakat sevinmeyin pazarda dahi domates taneyle satılmakta. Ayrıca küçük pet şişe su Türkiyenin hemen hemen her bölgesinde 50 KRŞ iken orada 1 TL. Ayrıca sigara tiryakileri sakın sevinmeyin Free Shop dışında Kıbrısta sigara Türkiye fiyatlarından hemen hemen her sigara başına 45 KRŞ daha pahalı. Yerel sigaraları hariç. Onlarda bayağı acıymış. İçenler öyle söyledi.
6. Ada ülkesindeyiz her kısımda denize gireriz demeyin çünkü Lefkoşa da iseniz deniz size en az 1 saatlik mesafede ki Lefke de mevcut. Lefkoşa tıpkı Konya gibi, Girne ise muhteşem güzellikte.
7. Bu yadsınamaz bir gerçektir ki Güney Kıbrıs'ın sadece ışıkları bile yetiyordu. Yani geçmek nasip olmadı fakat anlatılanlar oranın hep yeşillik olduğu hatta kar bile yağdığı ve yeşilliğe, doğaya çok önem verildiği söyleniyor.
8. Eğer Kıbrıslı anne babadansanız otomatik Avrupa vatandaşısınız. KKTC yi hiç bir devlet tanımasa da tüm Kıbrıs bir sayılıp KKTC de Avrupa dan sayılıyor.

Tabii birde her yerde bizim alışık olduğumuzun aksine çift bayrak var. 
Devlet dairelerinde alışık olduğumuz Türk bayrağımızın yanı sıra birde yanında yavru vatanımızın bayrağını görmek biraz tuhaf oluyor.  Biz daha tek bayrağı kaldıramaz daha doğrusu bir yere sığdıramazken Kıbrısımız çift bayrağı en büyüğünden asıyor hemde heryere. Birilerine duyurulur.

Tabi unutmadan bol bol birde video çektim onları da;


Kıbrıs VOL 1

Kıbrıs VOL 2


Kıbrıs VOL 3


Kıbrıs VOL 4


Kıbrıs VOL 5


Kıbrıs VOL 6


Kıbrıs VOL 7


Kıbrıs VOL 8

13 Ağustos 2013 Salı

Hahhhhhhhhhhhhhhh! 
Tamam bir bu kalmıştı.
Her rengi sürdün bir fıstıkyeşili kaldı.
Yeni bir blog daha!
Yor artık dediğinizi duyar gibiyim ama ne yapayım ihtiyacım vardı :)
Adrersi; http://seyahattweetleri.blogspot.com/
Aslında isminden de anlaşıldığı üzere twitter mantığı. Yani şu sıralar sık sık seyahat etmemden dolayı kısa kısa notların paylaşılacağı fakat 140 karaktere sığmayan şeylerin yazıldığı bir blog mantığında açtım. Bakalım ne kadar tweet atacağım. Haydı hayırlısı...

http://seyahattweetleri.blogspot.com/ follow me ha ;) 
Subscribe to RSS Feed Follow me ha! :)